ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1822
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


"Bayan"ın değil Kadının albümü...Sayı: 1432 - 25.04.2012


En başından şunu vurgulayarak başlamak boynumuzun borcu: ‘Bayan’ değil kadın… Özlem Özdil gibi değer verdiğimiz bir insanın albümünde de gözümüze çarpan bu ayrıntı, açıkçası bizleri rahatsız etti. Belki nezaket göstermek amacıyla söylenen, belki de hiçbir amaca sahip olunmadan edilen bu laf, neresinden bakarsak bakalım sorunlu.

E
ğer incelik ve kibarlık örneği ise sormak gerekir: Peki, kadın demek niye kabalık olsun ki yahut bu adlandırma hâlihazırda neden kabalık diye genel kabul görüyor ki? Eğer ağızdan öylesine çıkmış sıradan bir laf ise gene sormak gerekir: Zaten esas mesele de ‘bayanın’, bilinçaltımızda bu denli yer edinmesi ve kamusal alanda onu rahatlıkla kullanabilmemiz değil midir? Bunu sağlayan toplumsal normlar nasıl bir karaktere sahiptir, incelterek irdelememiz lazım.

Bir albüm yazısı için girizgâhı epey me
şgul ettiğimin farkındayım. Lakin ‘bir albüm, sadece bir albüm değildir’ görüşüne sahipseniz yukarıda bahsettiğim hususta takılıp kalmak gayet doğal. Albüm kartonetinde geçen ‘ilk kez bir bayan sanatçı kendi albümünü çaldı ve seslendirdi’ cümlesinin ya da basın bülteninde yazan ‘bağlama çalan bir hanım sanatçı’ betimlemesinin arka bahçesine girdiğimizde fazlasıyla sorunlu bir dünyaya buyur edildiğimizi düşünüyorum.

ESK
İ USUL VE YENİ ÂDETLER
İşin müzik boyutuna geçecek olursak yıllardan sonra yeni bir Özlem Özdil albümüyle hemhâl olmanın katlanılabilir hafifliğini ve kıvancını yaşıyoruz. ‘Hoy Nani’ ismiyle yayınlanan çalışma, eski usul ile yeni âdetlerin iç içe geçtiği girift bir kıvrıma sahip. Tuhaf bir şekilde dinledikçe çözülmesi gereken bu kıvrımlar/labirentler, gitgide daha da içinden çıkılmaz bir vaziyet alıyor.

Vefa olarak kabul edebilece
ğimiz Dursun Özdil eserleri, mazide kalan ama hâlâ yaşayan türküler; genç kuşağın nevi şahsına münhasır isimlerinin elleriyle yeniden yaratılarak bir başka şekilde karşımıza çıkıyor. Uzun bir parantez açıp bütün sıkıntının, bizim görebildiğimiz kadarıyla buradan neşet ettiğini söyleyebilirim. İki ayrı başlık altında değerlendirmek, açıklayıcı bir nitelikte olur zannedersem:

AH O KEL
İME!
>> Söz konusu yaratım sürecini es geçip ısrarla ve inatla ‘bayan’ vurgusuna dikkat çekmek, albümün üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. ‘Özlem Özdil bağlamaları çaldı’ yerine ‘hanım sanatçı Özlem Özdil…’ denilince, sanki unutmamamız gereken bir husus varmış hissi/ikazı gelip kapımıza dayanıyor. (Erdal Erzincan ustadan bahsedilirken hiç ‘erkek sanatçı’ kalıbını duydunuz mu?) Maruz kaldığımız bu dayatma ise çalışmaların içine koşulsuzca girmemizin önüne geçiyor.

Tüm ba
ğlamaları çalması oldukça doğal Özdil’in. Esas doğal olmayan bunu belirtme arzusu. Ve esas doğal olmayan seçilen/kullanılan sözcükler. (Dil, yalnızca konuşmak için bir araç değildir; düşüncelerimizi belirleyen en mühim aynadır.) Hem nicedir takip ettiğimiz Özdil ‘tüm bağlamaları’ çalmayacak ise bu memlekette başka kim çalacak ki tüm bağlamaları?

ALBÜMÜN
İKİ FARKLI YÜZÜ
>> Albüm hangi koşullarda ne gibi ortak değerlerle yaratıldı bilmiyoruz. Fakat bu yaratılış evresinin iki aks üzerinden şekillendiğini tahmin ediyoruz. Veya şöyle yazmalıyız: Albümü farklı zamanlarda, farklı mekânlarda dinlediğimizde tek gövdeli ve çift başlı bir canlıyla karşılaşğımızı düşündük. Her dinleyişte değişen/dönüşen; ama özündeki o iki ayrımı/farklılığı her dem koruyan dinamik bir yapı bu: En gelişigüzel ‘Barış Güney ve diğerleri’ biçiminde kategorize edebiliriz.

Güney’in düzenlemelerini yaptı
ğı ve enstrümanlarını çaldığı işler, kendini çok çabukça deşifre ediyor. Belli bir tarzın/kimliğin inşa edilmesi büyük başarı; lakin bu yeteneği diğer yeteneklerle birleştirmek/buluşturmak da önemli bir nokta. Genel ve bütüncül bir anlamda Özdil’in bağlamayı dövmesi, Güney’in etrafındaki curcunaya kayıtsız kalması, Mahir Kutlutürk’ün usul usul demlendirmesi takdir edip saygı duyduğumuz hünerler. Ama bunların ne derece birbirleriyle verkaç yaptığı, muamma. Her biri ayrı ayrı etkili oynuyor oyunu, elbette itiraz etmiyoruz buna. Kafamızı kurcalayan ne denli ‘total’ bir oyun oynandığı meselesi.

Bitirmeden kısaca ‘biçim’ konusunu da belirtmek istiyorum: Modern zamanların bir icadı bu
şekilcilik. Kendisine değer verildiği anda böylesine yapay/plastik fotoğraflar ortaya çıkıyor. Albüm görselleriyle kıyaslanamayacak bir duruluğa ve güzelliğe sahip Özlem Özdil. Hoş geldi yeniden.


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.