ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1837
Şu an 3 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Müzik Editörlüğü ve BestecilikSayı: - 24.05.2006


1500'lü yıllarda (Bach'tan 200 yıl evvel) dominant yedilinin duble edilemeyeceği ve çıkmayacacağı sadece ineceği, sansiblin duble edilemeyeceği ve inmeyeceği sadece çıkacağı, partiler arasında "fausse relation" (sahte ilişki) olamayacağı, direkt ve paralel beşli ve sekizlilerin yapılmayacağına dair kurallar besteciler tarafından eserlerle kondu. 1550'den itibaren de müzik eserlerinin notaları basılmaya başlandı. Aradan 500 sene geçti ama Türkiye'de bu kurallar hala ve henüz öğrenilemedi. Çünkü çok sesli diye bestelenen müziklerin ezici çoğunluğu bu kurallara uymuyor.

Oysa bestecilerimizin yoğunlukla seçtiği tonal-polifonik dil, bu kurallara riayet etmeden kullanılamaz. Bu bestecilerimiz seçtiği dili bilmiyor aslında! Trajik bir durum! Bu ülkede nota yayıncısı olsaydı (5 asır geçti hala yok) bestecilerin bu kurallara uyması kaçınılmaz olacaktı. Çünkü her nota yayıncısı üst düzey bir müzik üstadını basılacak eserler hakkında rapor vermesi için angaje eder. Bu kişilere müzik Editörlügü dünyasında "revizör" denir. Revizörler kurallara uymayan eserin basılmasını veto eder. Bu ülkede editör ve dolayısıyla Revizörler olsaydı mesela bilhassa ülkemizdeki konservatuarlarda profesör olanların eserlerinin kabul edilemeyecek hatalarla dolup taştığı rapor olacaktı. Bu durumda da öğrenciler bu profesörlerin nitelik eksikliğini görecekti. Belki yabancı ülkelere gitmeye vakit henüz erkenken karar verebilecekti. Bu sayede müzik eğitimi kendine çeki düzen verme fırsatı bulacak, seviyesi kabul edilebilir bir düzeye erişecek, olur olmaz müzikler icra fırsatı bulamayacaktı.

Nota basımı olmayan yerde durum vahimdir. Zira en kepaze müzikler ortalığı kasıp kavurur. Telif hukuku hayata geçmez, oluşamaz. Halk da bu müziklere kaset ve CD alarak, konsere giderek para öder. Ciddi olmayan müziklerden ciddi bir pazar hatta bir müzik mafyası bile oluşur. aslında dünyanın her yerinde ve Türkiye'de de geçerli olan "telif hukuku" yasalarına göre, notaları basılmamış bir müzik eserinin CD kaydı, TV ve radyo yayını yasaktır! Bu kural, Türkiye'de nota yayıncısı olmadığı için geçersizdir! Unutmayalım ki Türkiye'nin nota basımındaki rötarı 453 yıldır!

Ülkemizdeki gazetelerde müzik eleştirmenliği yapan kişiler müzik dillerini ve kurallarını suret-i kattiyede bilmez! İddiaya giriyorum, her bilen için bir eserimi yakarım. Bu kişiler uydurmadan öteye gidemeyecek yazılarını yazadururlar. Hiç kimse de çıkıp -sen hangi hak ve bilgiyle yazıyorsun ey utanmaz- demez. Üstelik bunlar burunlarından kil aldırmaz. Uzman havalarında şişinerek gezerler. Geri kalmışlığın bir başka kötü sakasıdır bu. Müzik sahne sanatıdır. Sanatçı da sahneye çıkan kişiye denir. Bati dünyasında geçerli olan "sanatçı olmayanlar konservatuvar hocası olamaz" kuralıdır. Bizde ise tam tersidir. Sanatın dersini verecek konservatuvar hocası sahneye çıkandan seçileceğine bilhassa ömür boyu sahneye çıkmayanlardan, ya da sahneye çıksa da sanatında basarili olmayanlardan seçilir. Bunlar seneler geçtikse maaşları ve memuriyet dereceleri yükseldiğinden bir gün uydurma bir şekilde profesör olurlar. Ve isin bir başka vahim tarafı ise devleti yönetenler (herhalde sahne sanatını da sosyal bilim zannettiğinden) bu "profesörleri" alanın otoritesi olarak değerlendirirler.

Atatürk T.C.'yi kurdu. Yönetimi üstlendiği 15 yıl zarfında dev adımlar atıldı. (1923-1938) Müzik alanında da kabiliyetli gençler 1930'lu yıllarda yurt dışına tahsile gönderildi. A.Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Necil Kazım Akses, Ferit Allar. Bu kişiler besteci olarak yetişti. Atatürk vefat etti. Sıra artık bestelerin basılmasına geldi. Bu arada opera-bale kurumları kuruldu, senfoni orkestraları çoğaldı ama nota basımı unutuldu! Türk bestecileri eserler yazdı, bir çok başka Türk bestecisi daha yetişti. Eserler tek nüsha el yazması olduğu için akıbetleri bilinmiyor. Yarıdan fazlasının kayıp olduğu söyleniyor. Yaptığım araştırmalara göre maalesef yüzde doksanı kayıp! Yok olmuş! Bestecilerimiz boşuna çalışmış. Çok az sayıdaki bestecimizin çok az sayıdaki eseri Bati'li editörler tarafından basildi. Ancak bu, devede kulaktır. Ciddi emek ürünü olan eserlerden halkın haberi olmadığı gibi bugün yasayan bestecilerin de haberi yok. Notalar basilmiş olsaydı en azından icracılar ve besteciler birbirlerini keşfedecek, "Çağdaş Türk Musikisi" hem Türkiye'de hem de dünyada dikkate alınabilecekti.

Son kez uyarıyorum: Kültür Bakanlığı (eskiden Milli Eğitim Bakanlığı) bu soruna çare bulmalıdır. Zira nota basım ve yayıncılığı isini kâr imkanı vermediği için eskiden olduğu gibi günümüzde de hiç bir özel sektör kurulusu üstlenmeyecektir. 1979'dan beri (24 yıldır) bu konuyu Kültür Bakanlığına iletiyorum. Yanıt bile alamıyorum. Benden evvel de bu konuda merhum Hikmet Simsek ve eski hocam Muammer Sun uzun yıllar savaş vermişlerdi. Belki de Kültür Bakanlığımızın bu konuya sıcak bakmamasının bizlerin bilmediği ciddi bir nedeni vardır. Türk müzik eserlerinin hayata gedmesinin belki de devlet sırrı olan bir sakıncası vardır. Bunca senedir (43 sene) mantık saf dışıkaldı. Çağdaş bir adım atılmadı. Bu nedenle artık ben bu konuyu bir daha dile getirmeyeceğim...


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.