ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1837
Şu an 3 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Mahler: Bir yanardağın müziği Sayı: 1407 - 20.03.2012


Socialist Review'dan çeviren: Atilla Dirim

Besteci Gustav Mahler bundan 100 yıl önce hayatını kaybetti. Eserleri, modern ça
ğın müzik dünyasına girişine işaret ediyor. Nazilerin yasakladığı, savaştan sonra görmezden gelinen Mahler'in müziği, giderek daha fazla çağşım uyandırıyor.

Besteci Gustav Mahler'in müzi
ği, geçtiğimiz on yıllar boyunca hiç şüphesiz en fazla çalınan ve yorumlanan eserlerin başında geliyordu. Mahler'in müziğinin konser sahnelerinde ve CD raflarında hiç eksik olmayışı, onun anıldığı 2010 ve 2011 yıllarında daha da hız kazandı.

2010 yılında Mahler'in bundan 150. yıl önceki do
ğum günü yaşandı. Mahler, yoksul bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak, Avusturya-Macaristan Habsburg monarşisinin Çek Bölgesi'nde bulunan küçük bir şehirde dünyaya geldi. Bu yıl da onun aynı monarşinin emperyalist merkezi Viyana'da 100 yıl önceki ölümünü anıyoruz. O günlerde Mahler Avrupa'nın en zengin ve meşhur insanlarından biriydi.

Ya
şayan sanat

Hayattayken Mahler'in
şöhreti esas olarak orkestra şefliğine dayanıyordu. Ne yazık ki Mahler kayıt teknolojileri yaygınlaşmadan hayatını kaybetti, bu nedenle onun orkestra şefliğine dair, piyano rulolarına kaydedilmiş birkaç piyano notasından başka bir tanıklığımız yok. Yine de 20. yüzyılın başından ortasına kadar, önemli bütün orkestra şeflerinin onun yorum tarzından etkilendiğini biliyoruz.

Mahler'in bu tarzı, basılı notaların boyun e
ğilmesi gereken kutsal metinler olmadığı düşüncesinden kaynaklanıyor. Aksine müzik sadece çalındığı zaman var olan canlı bir sanat. Nasıl her konser salonu, her dinleyici kitlesi, her sosyal bağlam birbirinden nasıl ayrılıyorsa, müzik de her defasında, çok küçük nüanslarla da olsa farklılaşıyor. Toplumsal koşullarda yaşanan değişimlerin dinleyicilerin ve sanatçıların üzerinde de etkili olduğu anlayışı, geçtiğimiz yüzyılda Mahler'in müziğinin algılanışında görülen değişkenliği de açıklıyor.

"Modern"in müzi
ği

Ba
şkalarıyla kıyaslandığında Mahler öyle çok üretken bir besteci değildi. Sadece dokuz senfoni ve birkaç şarkı dizisi tamamlamayı başardı. Ancak Mahler bu eserlerinde içinde yaşadığı topluma ve modernliğin getirdiği nevrozlara dair pek çok şeyi ifade etmeyi başardı. Dinsel eserleri – ikinci ve sekizinci senfoni – tanrıya dindar bir övgü olmayıp, aksine inanç konusundaki şüpheciliği, zalim ve laik çağımızda (en geniş anlamıyla) maneviyata uzanan genellikle acı dolu yolu dile getirmektedir.

Mahler be
şinci, altıncı ve dokuzuncu senfonilerinde ve "Yeryüzünün Şarkısı"nda korkunun ve ölümün derinliklerini ele aldı. Ölüme yaptığı çağrıyı, dolu dolu yaşamın tınısıyla birlikteliğini öne çıkartarak daha da etkileyici hale getirdi. Bu tümüyle zıt ruh hallerini yan yana getirmesi, Mahler'i diğerlerinden ayıran başlıca özelliktir. Örneğin birinci senfonisinin üçüncü bölümünde "Bruder Jakop" isimli çocuk şarkısının aniden abartılı rustikal nefesli çalgılarla bölündüğüne şahit oluyoruz. Altıncı senfonisinin zirve noktasında, dinleyiciye yarım saat boyunca zafer ile yılgınlık arasında gelgitler yaşatmaktadır.

Toplumun çökü
şü

O zamanlar zarif melodilere ve kendine güvenen güçlü klasik gelene
ğe alışkın olan dinleyici kitlesi, Mahler'in müziğini "zor" olarak değerlendirdi. Ancak yine de hatırı sayılır sayıda dinleyici Mahler'i dinlemeyi sürdürdü, çünkü trajedi ve korkular o dönem Viyana'sının belirleyici özellikleriydi. Viyana toplumu, sanki bir yanardağın üzerinde dans ediyordu.

Habsburg monar
şisinin yüzeysel ışıltısının altında, Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkileri ve monarşinin çözülmesi ile açığa çıkacak toplumsal gerilimler giderek güçlenmekteydi. Toplumun çöküşü, bazı çok çirkin fikirlerin cerahatlenmesine neden oldu.

Viyana'da antisemitizm

1890'lı yılların sonunda, Mahler'in Viyana Kraliyet Operası direktörlü
ğüne getirilmesinden kısa bir süre önce, Karl Lueger isminde bir aşırı antisemit Viyana belediye başkanı oldu. Lueger'in dahil olduğu hareketin izlediği siyaset, Nazilerin en güçlü besin kaynağıydı. Mahler'in 1907 yılında kraliyet operası direktörlüğünden ayrılmaya zorlanmasının esas nedeni, Viyana gazetelerinde ona karşı yürütülen antisemit bir kampanyaydı. Mahler birden fazla kere kendisini bir yabancı gibi hissetmeye başladığını söyledi. Bunu söylerken sadece Viyana metropolünde bir taşralı olduğunu değil, aynı zamanda antisemitizmi giderek artan bir toplumda bir Yahudi olduğunu da söylemek istiyordu.

Mahler'in müzi
ğindeki en dahiyane nokta, yabancılaşma ve korkuyla ilgili kendi derin kişisel tecrübelerini, başka insanların da dünyanın çökmekte olduğunu hissedebilecekleri şekilde onlara aktarabilmekte gösterdiği ustalıktı. Fin besteci Jean Sibelius ile yaptığı bir görüşmede, bir senfoni "dünya gibi olmalı. Her şeyi kapsamalı" diyordu. Müziğinde kişisel olanla toplumsal olanın daima iç içe geçmiş olması, Mahler'i özel kılan yeteneklerinden bir diğeriydi.

Mahler kapıları açıyordu

Genç bir besteci ku
şağı, eski klasik geleneğin, tıpkı bağrından çıktığı toplum gibi, güçten düşğünü anlamaya başlamıştı. Mahler klasik armonileri acımasız bir şekilde yontmaya devam ederken, Arnold Schönberg'in tonalite devriminin de kapısını açıyordu. Mahler her ne kadar bu genç bestecinin deneysel eserlerini zor anlaşılır buluyorsa da, onun değerini anlamış ve onu neredeyse tek başına selamlamıştı.

Gerçekten de Mahler'den ba
şlayarak Schönberg ve öğrencileri üzerinden Karlheinz Stockhausen ve Pierre Boulez gibi savaş sonrası öncülere kadar düz bir hat izlemek mümkündür. Bunun ötesinde 20. yüzyılın daha pek çok bestecisi Mahler'in müziğinden etkilenmişti: Richard Strauß, Dimitri Şostakoviç, Leonard Bernstein, Benjamin Britten, Luciano Berio, Hans Werner Henze bu isimlerden sadece birkaçıdır. Başka hiçbir bestecinin 20. yüzyılın müziği üzerinde Mahler kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu söylemek mübalağa olmaz.

Naziler tarafından yasaklanıyor

Mahler'in müzi
ği de Nazi egemenliğinin kurbanı oldu. 1920'li yıllarda eserleri Avrupa'da giderek daha fazla kabul görmeye başlamıştı. Ancak Yahudi kökeni ve bestelerindeki huzursuz edici erken modernite, çalışmalarının Naziler tarafından en tanınmış olduğu ülkelerde yasaklanmasına neden oldu: 1933 yılında Almanya'da, 1938'den itibaren Avusturya'da ve 1940'dan itibaren Hollanda'da.

1945'ten sonra bile Mahler'in müzi
ği pek ender çalındı. Onun en ateşli takipçileri olduğu kabul edilen pek çok müzisyenin kariyerleri mahvedildi, sürgün ve savaş nedeniyle hayatları söndürüldü. Bunun ötesinde 1950'li ve 1960'lı yıllarda klasik müzik birbirinden tümüyle farklı iki yöne doğru gelişmeye başlayınca, Mahler'in müziği tümüyle unutulmaya yüz tuttu.

Konser salonları ve müzeler

Almanya'da radikal öncüler fa
şizmin ve savaşın dehşetinden toparlanmaya çalışan bir kuşağın eski geleneklerden tümüyle kopması gerektiğini düşünüyorlardı. Öte yandan da bir grup müzisyen konser salonlarını şüphesiz güzel, rahatlatıcı veya heroik olan, ancak birbirini tekrar edip duran müzikle birer müzeye dönüştürmeye başlamıştı.

Mahler'in geleneksel klasik formları ve kırık melodilerin, birbiriyle çatı
şan tonalitelerin, çocuk şarkılarının, cennetvari sahnelerinin ve yas şarkılarının tuhaf çelişkisinin bu yeni dünyada yeri yoktu. Öte yandan Mahler'in parçalanmış dünyasının iç çelişkileri, giderek artan refah ve toplumsal barış ortamında dinleyicilere fazla hitap etmiyordu.

Çıkan çivi

Bir süre sonra Boulez ve bazı ba
şka sanatçılar, kahramanları olarak gördükleri Schönberg'in yükselişinin dayanaklarını araştırmaya başladıkları zaman, Mahler'in müziğine rastladılar. 1960'ların sonuna doğru toplumsal muhalefetin yükselmesi ve ekonomik krizle birlikte dinleyiciler de Mahler'de kendileriyle özdeşleştirebilecekleri daha fazla şey bulmaya başlamışlardı.

Görünü
şe göre bir kez daha dünyanın çivisi çıkmıştı ve bu çivi bir daha yerine oturmadı. Mahler'in eğitimli seçkinlerin bayalığıyla halk kültürünün giderek daha şiddet yanlısı ve ölmeye yaklaşan bir topluma eşlik eden müziğinin meş'um dünyası, belki bugün bize her zamankinden de fazla hitap ediyor.

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.