ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1830
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Kirli Türkiye'de Ruhumuz yıkandı. Sayı: 1327 - 29.11.2011


Önceki gündü... Güneşli, aydınlık bir gün olacağa benziyordu... Ama... (Kısa kes Zeynep, sadede gel.) İşte bir günün öyküsü:

Sabah: Adalet Sarayı

Polisten geçilmiyor. Yapı sarılmı
ş. İçeri girebilmek için uzayan kuyruklar. Sanırsınız birazdan eli kırbaçlı güçler, kırbaçları şaklatarak milleti dağıtacak... (Karaçi ve Cidde'de mahkemelerde görmüştüm.) Her nasılsa kendimi içeri atabiliyorum... İkinci katta kitap yazanların, gazetecilerin yargılanacağı salonun önü. Ana baba günü. Yabancı gözlemcilere, yabancı basın kuruluşlarına öncelik tanıyoruz. Onlar geçiyor. Sonra, sonra... Kötü şeyler oluyor... Dört sıra polis barikatı, her polis kimlik görmek istiyor. İtişip kakışmalar... "Gazetecilerle böyle konuşamazsınız" sesleri boşuna yükseliyor... Kimileri polisin kulağına bir şey fısıldayıp geçiyor... O an oradaki polislerin insafındasınız... Genç muhabirler daha atak, karşı saldırıya geçiyorlar. Haklılar. İşlerini yapacaklar. Derken bir başka polis elinde bir listeyle çıkageliyor. Şu gazeteden beş kişi girebilir, şundan iki... Elindeki listeye bakıyorum. Cumhuriyet'in adı yok listede... Tanrım, ben niye polisin kulağına fısıldanacak sözcükleri 40 yıldır bir türlü öğrenemedim!.. Polislerle arbede yaşanıyor. Çünkü birinin "Tamam sen geç" dediğine, ve o iki adım, üç adım atmışken bir başkası "Hayır sen geçemezsin" diyor... Kime göre, neye göre... Gazeteciler Cemiyeti ve sendikanın yöneticileri bile duruşma salonuna giremiyor. Çünkü duruşma küçük salonda!

Buranın adına utanmadan Adalet Sarayı demi
şler. Nah Saray! Bu faşist yöntemlerle adaletin çöplüğü bile olamaz!

Aklımda sadece
şu vardı: 12 Eylül'ün faşist yönetimi sırasında çok duruşma izledim. İnanın, gazeteciler işlerini yapmak için bunca eziyet çekmezdi!

Gün boyu, "Nasılsın?" diyene, gözya
şlarıyla karışık "Yok ol!" diye yanıt verdim. (Sinirlerin iflası deniyor buna! Bardağı taşırmaya, bir damla yetiyor!)

Ak
şam: Konser salonu

Tanrım iyi ki ya
şıyorum, iyi ki yaşıyorum, iyi ki yaşıyorum!..

Sahnede bir mucize gerçekle
şiyor

Sahnede yeryüzünün en muhte
şem gitar ustası ve dostları benim çığğımı, benim aşkımı, benim acımı, benim sevincimi, benim özlemlerimi, benim hasretimi yeryüzüne haykırıyor, dünyaya duyuruyor. Gelmiş geçmiş tüm yaralarımı sarıyor. Yeryüzüne dair, insanlığa dair yitirdiğim tüm umudumu bana geri veriyor.

Benim
şarkılarımdan yeryüzüne uzanıyoruz...

"Benim, benim" dediklerim, Zülfü Livaneli'nin besteleri. Yalan mı? '70 sonrası, '80 sonrası hepimiz o
şarkılarla, türkülerle direnmedik mi yokluğa, baskıya, yalnızlığa!.. Onlarla çoğalmadık mı!

Zülfü Livaneli'nin 40. sanat yılı konseri
İş Sanat'taydı. Amerikalı caz sanatçısı ve dünya müziği gitaristi Al Di Meola, 2. gitarda Kevin Seddiki, akordeonda Kuzey İtalya'dan Fausto Beccalossi, davulda Norveçli Eter Kaszaz, ama hele hele tüm aranjmanları yapan gitarda Ferhat Livaneli ve klarinette mucizeler yükleyen Göksun Çavdar, vurmalılarda Emre Günay...

Sahnedekiler bana yalnız o muhte
şem müziği, kendi ustalıklarını, yıllardır dilimden düşmeyen şarkıların binlerce farklı çeşitleme, yorumlama ve doğaçlamayla çoğaltılmış hallerini vermekle kalmıyor, bir de kulağıma "Başka bir dünya mümkün. Sakın yılma, sakın vazgeçme" diyor. "Gözyaşlarını sil" diyor. "Diren" diyor. "Daha güzel bir dünya mümkün" diyor. "Baskının, zorbalığın olmadığı bir dünya..." Beni Nâzım'la, Lorca'yla, Neruda'yla ve hapishanelerdeki tüm arkadaşlarımla buluşturuyor.

Sahnedekilerin birbirleriyle ili
şkilerini görmeliydiniz ve duymalıydınız! Özgürlüklerini, doğaçlamalarını, coşkularını, birbirlerine müzikle sarılmalarını, "seslerle diyaloğu", soru-cevapları, tartışmaları, "lafazanlığı", arayışları, gezintileri... Böyle bir kucaklaşmaya nasıl da hasret kalmışız!

Benim
şarkılarımdan cazın afacanlığına, "blues"un hüznüne, klasik müziğin en modern haline, "rock"ın dinamizmine ve yaratıcılığın sonsuzluğuna uzanıyoruz hep birlikte...

Bravo
İş Sanat'a! Bravo gerçekleştirenlere...

Konser çıkı
şında bir genç şöyle diyordu: "Bu kirli Türkiye'de ruhumuz yıkandı."

Aynen öyle!..
 

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.