ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1837
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


PiyanoSayı: 1245 - 13.06.2011


Fazıl Say’ı Bilkent Senfoni Orkestrası ile yeni bestesi “İstanbul Senfonisi”nin Ankara’daki ilk seslendirilişinde dinledik.Hemen önümüzde Ahmet Say oturuyordu.Fazıl’ı dinlerken gözüm ondaydı. Eser bittiğinde herkes ayakta alkışlarken o sessizce oturdu. Neler hissettiğini, bir onu yakından tanıyanlar bilebilirdi; belki bir de benim gibi yeni çıkardığı hatıralarını okuyanlar... (“Ağaçlar Çiçekteydi”, Evrensel, Şubat 2011)

* * *

“Fazıl”, meğer Fazıl Say’ın dedesinin adıymış.Matematikçi Fazıl Bey ile felsefe öğretmeni Nüzhet Hanım, 1940’ların çoğu aydın ailesi gibi, daha Ahmet doğmadan eve bir Alman piyanosu almışlar.Ahmet Say, savaş yıllarında Yahudi bir “matmazel”den piyano dersleri alarak büyümüş. Annesi, ilerde ünlü bir piyanist olacağını düşlüyormuş. Babası ise “İki bilinmeyenli denklem çözemeyen, Thomas Moore’dan, Voltaire’den habersiz bir çocuk piyanist olamaz” diyormuş.Ahmet, ilkokulu bitirince konservatuvara girmiş.İşte o yıllarda, 3 yaşındaki kardeşi Mehmet, onulmaz bir hastalığa yakalanmış. Çok sevdiği kardeşinin, gözünün önünde eriyişini görmesin diye Ahmet, İzmir’e, teyzesine gönderilmiş. Konservatuvar eğitimi kesilmiş tabii... Hasta kardeşi için zihninden beste yapmış.Bir gün annesi gelmiş İzmir’e... “Memo”nun öldüğünü öğrenmiş. Hayatı boyunca hiç ağlamadığı kadar ağlamış Ahmet... Eve döndüğünde donup kalmış:Memo’ya İsviçre’den ilaç getirtebilmek için eşyaların hemen hepsi satılmış.Tabii piyano da...Fazıl Say, oğlunun burukluğunu görünce “Sana yeni bir piyano alabiliriz” demiş.Borca batmış babasının bu tesellisi karşısında sadece susmuş Ahmet Say...Birkaç yıl sonra da evlat acısına dayanamayan babası Fazıl Say’ı kaybetmiş.

* * *

Ve yeni perde:20 yıl sonra bir oğul gelmiş Say’ların evine...Dedesinin adını vermişler ona...Babası siyasi görüşlerinden dolayı o hapishaneden bu hapishaneye savrulup dururken bir gün evde küçük Fazıl’ın elindeki ilkel plastik düdükle “Daha dün annemizin”i çaldığını fark etmiş. Düdük kendiliğinden çalıyor sanmış başta... Çünkü Fazıl henüz iki yaşındaymış. Tekrar tekrar çaldırmış; inanılır gibi değil ama daha çişini tutamayan çocuk, melodiyi ezberden çalabiliyormuş.Fazıl’ı önce Opera Orkestrası’ndan Ali Kemal Kaya’ya, sonra da ünlü piyanist Mithat Fenmen’e emanet etmiş.Fenmen, “Hadi bugün sokakta duyduklarını piyano ile anlat bakalım” demiş; notalarla anlatmış Fazıl...Yetenekli çocukların en çok muhtaç olduğu, ama en zor bulduğu şeye kavuşmuş:Onu yüreklendiren bir hocaya...Anlayışlı bir babaya...Veee evde güzel bir piyanoya...Büyük Fazıl Say’ın oğlu için satmak zorunda kaldığı piyanoyu, küçük Fazıl Say’a babası almış.Yarım kalan bir düş, torunda tamamlanmış.

* * *

Fazıl sahnede İstanbul sokaklarında duyduğu sesleri piyanoyla anlatırken ben Ahmet Say’ı süzüyordum.Kendi hayatından eksilenleri biriktirip oğluna sunmuştu. Sadece iyi piyano çalan bir çocuk değil, Thomas Moore’dan, Voltaire’den haberdar bir aydın yetiştirmişti.Belki Memo’yu ve onun için yaptığı besteyi düşünüyordu; belki bir gün Fazıl’ın onu da çalacağını umuyordu.Piyano, dinleyicilere fark ettirmeden, üç kuşaklık bir acının ve zaferin hikâyesini çalıyordu.

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.