ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1821
Şu an 10 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


CIA Hangi Sanatın Kurucusu? Sayı: 1222 - 10.05.2011


Parayı verdi, düdüğü çaldı.

Modern resimden anlamıyor musunuz?

Modern resim, sanat e
ğitimi almamışlar için anlaşılmaz olsa da, sanat tarihi, neyse ki, herkes için anlaşılır.

Bazılarının gözünde CIA’in 1950’li yıllardaki en iyi resim ele
ştirmeni olarak görüldüğünü biliyor muydunuz?

Soyut resim bugünkü saygın konumunu büyük ölçüde So
ğuk Savaş’a ve CIA’ye borçlu…

So
ğuk Savaş yıllarında Sovyetler ile Amerika her alanda yarışıyordu: Kim daha hızlı sanayileşiyor? Kim vatandaşlarına daha özgür bir dünya sunuyor? Kim bilim ve sanat alanında daha yetkin?

1950’li yılların Amerikası yarı
şa var gücüyle asılıyordu, ancak diğer alanlarda olduğu gibi, sanat alanında da işi zordu.

Birincisi, Amerika kurulu
şundan itibaren kendi aydınlarının gözünde dahi hep “taşralı” olagelmişti; kendine özgü bir sanatı yoktu. Yüksek sanatın beşiği olarak gördüğü Avrupa karşısında bir ölçüde gurur duyabileceği iki şey, caz ile ‘Güneyli’ yazarlarıydı.

‘Amerikan müzi
ği’ diyerek gururlandıkları caz, kökenini Afrika’da buluyor ve dünyanın gözünde Amerika’nın yozlaşmasını simgeliyordu. I. Dünya Savaşı’yla yıkılmış Avrupa’ya verdiği borçlarla ve tekelleriyle zenginleşen Amerika’da caz, barlarda, partilerde ve alışveriş merkezlerinde çalınan müzikti; dünyayı unutmak isteyen bir halka şırınga ediliyordu; “derin meselelerle” uğraşmıyor, neşe ve sarhoşluk veriyordu.

‘Güneyli’ yazarlara gelince, Amerika onlarla aynı derecede gurur duyamıyordu. Çünkü bu yazarlar, Hemingway, Scott Fitzgerald, Steinbeck, tam da Amerika’nın övündü
ğü Caz Çağı pırıltısına duydukları öfkeyle büyük yazarlar olmuşlardı. Sabaha dek süren partilerle unutulmak istenen savaşı, yoksulluğu ve ahlaksal yozlaşmayı anlatıyorlardı. Çoğu, seçtikleri konular açısından olsun, “toplumcu gerçekçi” edebiyattan kopmayışları açısından olsun, Sovyetler’in el üstünde tuttukları sanat anlayışına yakın örnekler vermişti. Sosyalist dünya karşısında kendini “özgür dünya” olarak tanıtan Amerika’nın imajına uygun düşmüyorlardı.

Ve Amerika Avangard’ı Ke
şfetti…

Avangard sanat 20. yüzyılın ilk yarısında, Avrupa’da ortaya çıktı; öncü sanat anlamına geliyordu. Temelinde tekelle
şme yolundaki kapitalizme, bununla uzlaşan yüksek orta sınıfa duyulan öfke yatıyordu. Avangard sanatçılar, değerlerin alt üst olduğu bir dünyaya doğmuşlardı: tekellerin, sanayi ve teknolojik atılımların, emperyalist savaşların, tüketim kültürünün ve “köşeyi dönme” hırsının dünyasına… Tüm eski biçimleri ve gelenekleri kırma amacı güdüyorlardı; onları yönlendiren, başlangıçta, duydukları öfke ile eski sanat biçimlerinin yeni deneyimleri ifade etmedeki yetersizliği oldu. Çoğu devrimcilik iddiasındaydı. Fütürist Mayakovski’nin kitabının adı Şiirde Devrim’di; sürrealist André Breton’unkiyse Sürrealizm Manifestosu.

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya’da kuluçka makinelerinde üretilen ve dü
şünmemeleri için uyuşturucu haplarla beslenen insanlardan oluşan, kast düzenine dayalı kasvetli bir toplumu, Kafka Dönüşüm’de burjuva insanının böceğe dönüşmesini anlattı.

Ancak, avangard aynı zamanda umutsuzlu
ğun da sanatıydı. 20. yüzyılın ilk yirmi yılı devrimler dönemi oldu. Çin, Meksika, İran, Rusya, Türkiye… Umut yıllarıydı. Ancak 1930’lu yıllara doğru ilerlerken Avrupa’nın yakın zamanda yeni devrimlere gebe olmadığı, Avrupalı sanatçıların en azından bir süre daha o nefret ettikleri toplumsal düzene mahkum oldukları inancı yerleşmeye başladı. Dahası, faşizm yükseliyordu, yeni bir dünya savaşına doğru ilerleniyordu… Bazı avangard sanatçılar faşizme yaklaşırken, bir çoğu da umutsuzluğa yaklaştı.

Artık avangardın devrimcili
ği büyük ölçüde sanatsal biçimle sınırlıydı… Toplumsal düzen yıkılamıyordu; sanatçılar enerjilerini eski sanatsal biçimleri yıkmaya verdiler.

Yeniyi bulmak ve ilerletmek, yeri geldi
ğinde sınırlarını zorlamak, sanatçının doğasında vardır. Siyasetten, adaletten ve anlamdan umudun kesildiği bir dünyada içerik, “yeni” biçime kurban ediliyordu.

Avrupa sanatı kar
şısında duyduğu kompleksi yenmeye her zamankinden çok ihtiyaç duyan Soğuk Savaş Amerikası için bu sanat biçilmiş kaftan olacaktı…

Kültürel So
ğuk Savaş

Amerika’nın So
ğuk Savaş’a girerken değerli bir aydınlar takımı vardı. New York aydınları adıyla anılan bu grup yüzyılın başında Troçkizm’le flört etmiş, iyi eğitimli Yahudi aydınlardan oluşuyordu. 1930’lu yıllarda gruptakilerden çoğu sosyalist hareketten kopmaya başladı: Moskova Duruşmaları, Hitler-Stalin anlaşması, Sovyetler’in pek çoğunun ana vatanı olan Polonya’yı işgali ve son olarak İsrail’e karşı duruşu onları keskin anti-komünistler yaptı. Soğuk Savaş’ta tereddütsüz Amerikan yandaşlarıydılar artık.

Bu grubun bir ba
şka ilginç yanı, bugün neo-conlar olarak tanıdığımız kampın ilk kuşağı olmaları… (New York aydınlarının neo-con’larla bağlantısı için bkz. Deniz Hakyemez, Kim Bu New York Aydınları, odatv.com ve Soner Yalçın, TSK Neden New York Aydınları’nın Hedefinde, odatv.com)

Bu aydınların sosyalist hareket içindeki geçmi
şleri ve birikimleri, Soğuk Savaş Amerikan ideolojisiyle uzlaşamayan pek çok önemli aydın ve sanatçıyı anti-Komünist çizgiye iknada önemli rol oynadı. Amerika’nın açıktan yaydığı Soğuk Savaş ideolojisi kaba ve sığdı. Çoğu ılımlı da olsa sosyalizme eğilimli aydınlara seslenebilmekten uzaktı.

Devreye New York aydınlarının temelini 1939’da attı
ğı ve CIA fonlarıyla beslediği Committee for Cultural Freedom (Kültürel Özgürlük Komitesi-CCF) girdi. 35 ülkede şube açan, dönemin en önemli sanat ve edebiyat dergilerini çıkaran, sayısız panel, sergi ve etkinlik düzenleyen CCF, 1967 yılında CIA tarafından fonlandığı ortaya çıkıncaya kadar hem dönemin kültürel iklimine şekil verdi, hem de, bir anlamda, bir sonraki aydınlar kuşağını yetiştirdi.

Sanat alanında CCF ve CIA avangard’ın içerikten en yoksun, biçimde en radikal örneklerine yöneldi.

Soyut Dı
şavurumculuk ve Jackson Pollock

CCF’nin sanat alanındaki iddiası
şuydu: İnsanlara özgürlük vaat eden sosyalist rejimler altında sanat politikaya alet ediliyor, kısıtlanıyordu. Sanatın ve insanın özgür olabileceği tek düzen kapitalizm, en gelişmiş ve özgür ülke Amerika’ydı.

Amerika, tıpkı caz gibi, “apolitik ve özgür” Amerikan sanatını yaratmaya giri
şti.

Ressamların gerçek nesnelerin temsiline yer vermeden kendilerini sadece renk ve
şekillerle ifade ettikleri bir resim türü olan Soyut Dışavurumculuk’un kendini dünyaca ünlü bir akım olarak kabul ettirmesi böyle oldu.

Soyut Dı
şavurumculuk’un ilk ve en büyük isimlerinden Jackson Pollock işsiz bir ressamdı. İlk kez 1935 yılında Amerikan sanatını geliştirme amacıyla oluşturulan Federal Sanat Projesi çerçevesinde çalıştı. 1940’lı yılların sonlarında gelindiğindeyse özgür dünya sanatının temsilcilerindendi artık. CCF ve yönetim ve danışma kurullarında Nelson Rockefeller, John Hay Whitney, William Burden, William Paley gibi CIA bağlantılı isimleri barındıran Museum of Modern Art (Modern Sanat Müzesi) Pollock ve benzerleri için, hem yurt içinde, hem de yurt dışında sayısız büyük sergi düzenledi.

Jackson Pollock her açıdan CCF ile CIA’in aradı
ğı “saf Amerikan sanatı” temsilcisiydi.

Ça
ğdaşı ünlü ressam Budd Hopkins Pollock’u bir kovboy olarak tasvir ediyordu; Pollock bir çiftçi çocuğuydu; bir kovboy gibi görünüyordu; büyük Amerikalı yazarlar gibi çoğu zaman sarhoştu. (Frances Stonor Saunders, Parayı Verdi, Düdüğü Çaldı, Doğan Yayınları) Pollock’un da pek çok avangard sanatçı gibi, sosyalist sanatçılarla temasta olduğu bir geçmişi vardı. Ancak bu o dönem pek çok aydın için geçerliydi ve hiçbir siyasete “angaje” olamayacak kadar radikal bir sanatçı için bu “kara leke” ihmal edilebilirdi. CCF ve CIA’in gözünde Pollock’un eserleri anti-Komünizm’in bir simgesiydi. Sovyetler’in el üstünde tuttuğu toplumsal gerçekçiliğe Pollock’un “politik açıdan bütünüyle suskun” birer renk cümbüşü olan resimlerinden daha zıt ne olabilirdi?

Kapılarının CIA çalı
şanlarına her zaman açık olmasıyla tanınan Life Dergisi, Pollock’la ilgili “Amerika’da Yaşayan En Büyük Ressam mı?” başlıklı yazısıyla Pollock’u baş tacı etti. 1950’li yıllara gelindiğinde Pollock, dünyadaki en ünlü Amerikan ressamıydı, Soyut Dışavurumculuk da dünya çapında en görkemli sergilerde yer bulan saygın ve elit bir sanat.

Böylelikle CIA, ba
şka kimsenin keşfetmediği bir büyük sanatçıyı keşfederek, daha doğru bir deyişle onu yaratarak 1950’ler Amerika’sının en büyük “sanat eleştirmeni” olmuş oldu.

CCF ile CIA’in “kültürel” giri
şimleri resim alanıyla sınırlı kalmadı; Soğuk Savaş Amerikası atonal müziğin en önemli koruyucusu ve yaygınlaştırıcısı oldu; Sovyet karşıtı yazarları ve apolitik edebiyatı dergileriyle, yayınevleriyle, reklam panolarıyla destekledi.

Konuyla ilgili, dilimize çevrilmi
ş, çok güzel iki kitap bulunuyor: Frances Stonor Saunders’ın Parayı Verdi, Düdüğü Çaldı sı ile Serge Guilbaut’un New York Modern Sanat Düşüncesini Nasıl Çaldı sı. Üstelik her iki kitap da usta çevirmenlerin elinden çıkmış

Sanatın siyasi müdahalelere bu denli açık olması
şaşırtıyor mu? Şaşırtmamalı…

Hatta en kısa zamanda Türk edebiyatına ili
şkin de benzer çalışmalar yapılmalı…

Kaynak: Odatv.com
 

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.