ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Müziğin kısa tarihi,20.yy Müzik Anlayışı, Modern Müziğin Müzisyene Sunduğu Sınırsızlık, Modern Müzik ve Müzisyen Üzerine DüşüncelerSayı: 1186 - 14.03.2011


Müzik, insanlığın çok erken zamanlarında ortaya çıkmış ve günümüze kadar gelmiş bir ifade biçimidir. Bilimadamlarına göre 160 bin yıl önce dünyaya gelen insan, 110 bin yıl sonra ilk müziği üretmiştir. İlk müziğin üretiminden itibaren müziğin üretim biçimleri kadar müzik anlayışı, ve insanın müzik algısı da ciddi derecede değişimlere uğramaktadır. İlk insanlar, doğal olayların ve hayvanların seslerini taklit edebilmek için kendi seslerini ve vücutlarını kullanmış, ileriki zamanlarda ilkel enstrümanlar icat etmişlerdir. İnsanlar bu yollarla üretilen sesleri dinsel ayinlerde kullanmışlardır. Zamanla yeni enstrümanlar geliştirilmiş, müzik için yeni kullanım alanları doğurulmuştur. Bu süreç elbette ki iki cümlede özetlenecek kadar kısa bir süreç değildir. Müzik varolduğu 50 bin yıl içerisinde sürekli değişime uğramıştır ve hala uğramaktadır, ve iddia edilebilir ki insanlık var oldukça da uğramaya devam edecektir.

Peki, müzik nedir? Eminiz ki ilk insanlara sorsaydık alaca
ğımız cevap çok farklı olurdu, fakat Yunanlı filozofların yaptığı tanıma göre, müzik tonların dikey ve melodilerin yatay olarak dizilmek suretiyle meydana getirilen, çoğu zaman düzenli ve dinlemesi keyif verici olan yapıttır. Bu anlayış, yüzyıllar boyunca geçerliliğini korumuş, ve müzik üreten insanlara rehber olmuş bir anlayıştır. Bunun doğal bir getirisi olarak, insanlık yüzyıllar boyunca bu anlayıştan doğmuş müzikleri dinlemiş, ve müzik algısı çoğunlukla bu yönde gelişmiştir. Hatta, bu öyle bir noktaya gelmiştir ki, tarih öncesi müziğin temel anlayışını oluşturan 'her ses müzik olabilir' anlayışı artık açıkça reddedilmeye, belirli yapılarda olmayan müziğe tepeden bakılmaya başlanmış, insanlar tarafından bu anlayışşlanmaya başlamıştır. İnsanlar doğayı bu bağlamda unutmaktadırlar. 20. yüzyıl müzik anlayışına geçmeden önce, öncesini iyi bilmek gerekir. Yoksa bu gelinen nokta tam olarak kavranamayabilir.

Tarih öncesi müzi
ğin, yazının icadı ile son bulduğu iddia edilir. Yazının icadından sonra, insanlar müziği de kaydetmeye ihtiyaç duymuşlardır. İlk yazılı olarak kayıtlı olan müzik, 4 bin yıl öncesine dayanır. Bu kayıtlar, bulunan en ilkel enstrümanların birçoğu gibi Hindistan'da bulunmuştur. Müzik hakkında yazılan en eski ve önemli kitaplardan biri ise Farabi tarafından dokuzuncu yüzyılda yazılmıştır. Bu kitapta bilinen en eski ton sistemlerinden biri, halen kullanılıyor olan Arap ton sistemi, geliştirilmiş ve örneklendirilmiştir. Tüm bu dönemlerde, ağırlıklı olarak insan sesi, insan vücudu yani fiziksel güçler (elle ya da ayakla bir yerlere vurma, ıslık çalma gibi) ve üflemeli ve telli çalgılar kullanılmaktaydı.

Tarih öncesi ve eski müzik ça
ğlarından sonra, milattan sonra 500 yıllarında, erken müzik dediğimiz çağ başlamış ve 12 yüzyıl boyunca sürmüştür. Bu çağda, müziğin sanatsal boyutu ön plana çıkmaya başlamıştır. Müziği yazarak aktarma düşüncesi güç kazanmış ve notasyon teknikleri geliştirilmeye başlanmıştır. Bu çağda anılan müzik, çok geniş bir coğrafik alanda ortaya konulmuştur, fakat Avrupa'da Katolik kilisesinin baskıcı yöntemleri yüzünden tümüne nispeten çok azı günümüze kadar gelebilmiştir. Buna bir istisna Avrupa halk müzikleridir. Aynı zamanda, bundan böyle müzik, büyük ölçüde Avrupa klasik müziği düşünülerek isimlendirilmiş ve çağlara ayrılmıştır. Bu çağı iki ayrı döneme ayırmak mümkündür; orta çağ müziği dönemi ve rönesans dönemi.

Orta ça
ğ müziği döneminde çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerden olumlu olanları arasında notasyonun 500 yıllık bir dönemden sonra tekrar icadı ve çok seslilik kavramının gelişmesi söylenebilir. Olumsuz bir gelişme ise, müziğin Katolik kilisesinin baskısı altına girmesi, onların kuralları ile yapılmayan müziğin dışlanmaya başlaması, müziğin ve müzisyenin ciddi anlamlarda sınırlandırılıyor olmasıdır. Bu dönemde kilise, birçok halk müzisyenini sindirmiş, susturmuştur, fakat buna rağmen halk müziğini tamamen yok edememiştir.

Rönesans müzi
ği, orta çağ müziği ile Barok çağ arasında kalan döneme denir. Bu dönemde, müzikte hem bazı sadeleşme akımları hem de (döneme göre) uç noktalara doğru karmaşıklaşma akımları görülür. Gelecek çağların formlarının temellerini oluşturacak anlayışlar bu dönemde gelişmiştir. Kontrpuantal yazımın güçlenmeye başlaması bu dönemde gözlenebilir. Yine bu dönemde, 15. yüzyılın sonlarına doğru, müziğin matematiğin bir dalı olması yolundaki görüş bırakılmış, müziğin işitsel bir sanat olduğu, matematikle olan ilişkisinin yalnızca aralık hesaplamalarıyla sınırlı olduğu görüşü ortaya atılmıştır.

Rönesans müzi
ği döneminden sonra çok önemli müzisyenlerin yaşadığı bir dönem olan Barok müzik dönemi gelmiştir. Barok müziği döneminde yaşamış olan büyük müzisyenlerden bazıları Antonio Vivaldi, Claudio Monteverdi, George Frideric Handel ve Johann Sebastian Bach'tır. Bu dönemde tonal yazım gelişmiş, kontrpuan çok önemli bir hale gelmiştir. Notasyon teknikleri ilerlemiş ve daha geniş kapsamlı hale getirilmiş, enstrümanlar için yeni çalım teknikleri geliştirilmiştir. Opera ve günümüzde kullanılan birçok form bu çağda doğmuştur.

Barok dönemden sonra klasik dönem gelmektedir. Klasik dönemde kontrpuantal yazım önem kaybetmi
ştir, çoğunlukla tek sesli bir gidişatı olan eserler, ya da bariz bir melodiye ve onun eşliğine sahip eserler verilmiştir, başka bir deyişle kontrpuantal yazımın yerini homofonik yazım almaya başlamıştır. Bunun yanında çalgı için yazılan bölümler, neredeyse vokalle yapılabilecek kadar sade olduklarından dolayı, bazen vokalin yerlerini almaya ve enstrümantal müziğin gelişmesine yol açtılar. Bu tarzda eserler operaların yerlerini alabildiler. Operalar ise bu dönemde yalnızca İtalyanca olmaktan kurtulmuştur. Besteciler kendi dillerinde operalar yazmaya başlamışlardır.

Klasik ismi müzikte birkaç anlamda kullanılmaktadır. Kimi zaman popüler müzik kar
şıtı olan sanat müziğine verilen ad olur klasik, kimi zaman ise romantik akıma karşıt ve dolayısıyla romantik öncülü akıma isim verir. Klasik dönem de yine barok dönem gibi birçok güçlü müzisyene tanıklık etmiştir. Bunların arasında Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven da bulunmaktadır. Klasik dönemi tek parça olarak incelemek mümkün olmayabilir. Kendi içinde müziğin gelişip değişmesine tanıklık etmiş bir dönemdir. Sonata Allegro, Symphony gibi formların oluşması bu döneme denk gelir. Klasik dönemde bazı açılardan sadeliğe doğru gidilse de, genelde çarpıcılık ve etkileyicilik ön plandadır.

Klasik dönemi takip eden döneme Romantik dönem ismi verilmi
ştir. Schumann, Chopin, Brahms, Liszt, Tchaikovsky, Puccini ve daha birçok önemli müzisyen bu dönemde vermiştir eserlerini. Romantik dönemde duyguların dışavurumu güçlüdür, müzikle daha duygusal anlatımlar yapılmıştır. Romantik akımda klasik geleneğinden oldukça uzak, yaratıcılık konusunda sınır tanımayan, kendine özgünlüğü ön planda tutan bir anlayış hakimdir. Bu dönemde klasik anlayışın tüm kalıp ve kuralları yıkılmıştır.

Tüm bu dönemlerden sonra, 20. yüzyılda, çok önemli geli
şmeler oldu. Teknolojiden insanın müzik anlayışına kadar çok geniş bir kapsamda olan bu gelişim ve değişimler, müziği ciddi anlamda başkalaştırdı. 20. yüzyılda akustik müzik kendi çapında birçok değişimlere uğrarken, ses kayıt teknolojilerinin gelişimi elektronik müziği doğurdu. Sesin kaydedilebilmesi, üzerinde oynama yapılabilmesi ve daha sonra o kayıttan çalınabilmesi, müzisyene binyıllardır sahip olmadığı imkanları getirdi. Bir yandan da müzikteki yeni arayışlar, yepyeni müzik formları ve ötesinde yepyeni müzik üretim teknikleri bulunmasına sebep oldu.

20. yüzyılın çok önemli bir özelli
ği, akımlara öncülük eden ya da akımları takip eden belirli besteciler bulunmasından ziyade, çoğu müzisyenin dönemin çoğu türüyle ilgileniyor olmasıdır. Söz gelimi, elektronik müzikle uğraşan bir kişi aynı zamanda minimalist akımdan etkilenmiş olabilir ya da aleatorik yöntemlerle parçalar besteliyor olabilir. Zaten önemli olan müzisyenin anlatımını güçlü kılmak için elinde bulunan her imkanı zorlaması değil midir? İşte 20. yüzyılda olan gelişmeler, müzisyene sınırsızlık getirmiştir. Bu şekilde ortaya birçok akım çıkmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır; neoklasik akım, seriyalizm, minimalizm, aleatori, elektronik müzik (yerine ve zamanına göre musique concrète ya da tape music isimlerini de almaktadır), 12 ton tekniği vs.

Burada tüm akımları detaylı biçimde açıklamayaca
ğım, hatta belki de bu noktaya kadar olan tarihsel incelememi bile bu yazının gerektirdiğinden fazla bulabilirsiniz. Geçmiş dönemlerden bahsetmemin sebebi, dönemlerin getirdiği yenilikleri görebilmemizdi. Başka bir deyişle, getirilen yeniliklerin, 20. yüzyıldaki teknolojik gelişmelere oranla ne kadar ufak değişimler olduğunu görebilmemizdi. Tabi ki amacım 20. yüzyıl öncesi müziği küçümsemek değil, geçmiş dönem müziklerini küçümsemek mümkün değildir, şu gelinen noktaya tek sebep olan şey teknolojik gelişmeler değildir. Geçmişte yüzlerce büyük besteci binlerce şaheser sunmuştur dinleyicilerin beğenisine ve biz hala onları zevkle dinlemekteyiz. Demek istediğim şey şudur ki, 20. yüzyılda olan yenilikler, müzik üretim teknikleri, besteci-icracı-dinleyici ilişkileri ve müzikten beklenen gibi konularda kökten değişiklikler yapmıştır.

En basit
şekilde düşünecek olursak, sesi kaydedip kayıtlı sesleri kesmek, yapıştırmak, istenildiği şekilde birleştirmek, dizmek, araya sokmak, kayıtlarda oynama yapmak, sesleri başkalaştırmak ve benzeri yöntemler, akustik enstrümanlarla ve/ya da canlı performans sırasında (tabi ki performansın kendisi bu değilse) yapılabilecek şeyler değildir. Buraya başka bir açıdan bakacak olursak, sesi kaydedip onu istediği biçimde düzenleyip başkalaştırabilen, ve bu çalışmasını saklayıp istediği yerde istediği kadarını çalabilme imkanına sahip olan bir bestecinin, başka hiç bir aracıya ihtiyacı yoktur. Düşüncemizin bir sonraki adımında fark ederiz ki, eğer aracılara bestecinin önündeki kısıtlamalar olarak bakarsak, artık besteci yalnızca kendi yaratıcılığı ile sınırlıdır.

Yani artık akustik enstrümanların fiziksel yapıları dolayısıyla olu
şturabileceği kısıtlı seslerle sınırlı değiliz. Ya da besteleyeceğimiz parçanın biri tarafından (bu biz de olabiliriz) çalınması da gerekmiyor. İcracının (bu biz olsak bile) bestemizi çalarken bizim vermek istediğimiz şeyleri (duygu, düşünce, herhangi bir anlatım öğesi) bizim vermek istediğimiz şekilde vermesi mümkün olmayabilir. Bu, icracının enstrüman üzerindeki hakimiyetine ve enstrümanın kapasitesine bağlı bir durumdur. Yani fiziksel öğelerle sınırlı bir besteci modeli vardır elektronik imkanlardan önce.

Bu imkanlar aynı zamanda ilgilenen herkesin bir
şeyler yapmaya çalışmasına da imkan vermiştir. Eskiden yalnızca büyük bestecilere sunulan imkanların katlarca daha fazlası, şu an evine bir bilgisayar ve ses kartı alan herkesin elinin altındadır. Synthesiser ve samplerlar ile, elektronik ortamda bütün akustik enstrümanların seslerini (kimi zaman aldığımız sonuç yeterince doyurucu olmamakla birlikte) taklit etmek mümkündür. Yazılımlar sayesinde notaları ardı ardına dizmek, hoşumuza gitmeyen kısmı silip yerine başka nota eklemek ve bunu simultane olarak dinlemek çok kolaydır.

Bu geli
şmelerle birlikte müzikal anlayışın da büyük ölçüde değiştiğine değinmiştim. John Cage'in iddia ettiği gibi acaba duyduğumuz her ses müzik olabilir mi, yoksa Yunanlı filozofların savunduğu melodik ve armonik öğeler olmazsa olmazlar mıdır? Uyum gerçekten gerekli midir? Hatta ötesinde acaba kilisenin dayattığı kuralları mı müzik olarak algılamalıyız sadece? 20. yüzyılda, katı kurallar bir anda yıkılmıştır. Sınır tanımazlık düşüncesi hakimdir. Trende kaydettiği sesleri kesip birleştirerek bir çalışma hazırlayan, ve buna müzik diyen, üstüne okulda bunun eğitimini veren erken dönem elektronik müzisyenlerinden Pierre Schaeffer, bu anlayışın öncülerinden ve en iyi örneklerindendir. Yalnızca yüz yıldan daha kısa bir süre önce gürültü olarak adlandırılan şeyin artık müzik olarak kabul ediliyor olması aslında şaşırtıcı bile gelebilir birçoğumuza. Kimi ise daha da ileri giderek, gürültünün varlığını hepten reddeder.

Müzi
ğin temel olarak işlediği öğe artık sestir. Tıpkı tarih öncesi çağlarda sesleri taklit eden insanlar gibi, ses üzerinde çalışmalar yine önem kazanmıştır. Albert Camus'un dediği gibi, doğa yeniden yapılmaktadır, çünkü unutulmuştur. Kurallar ve sınırlarla yüzyıllar boyunca öyle dar bir açıdan bakılmıştır ki müziğe, o çizgilerin ötesi müzik olarak görülmemeye başlanmıştır. Yüzyıllar boyunca (farklı olsalar da) temelde aynı seslerle yapılan eserlere, müziğe maruz kalışımız, kulağımızı öylesine şekillendirmiştir ki, diğer sesleri müzik olarak görmek gerçekten zor gelmektedir. Tabi bu zamanla aşılamayacak bir sorun değildir, zaman içerisinde dinleme alışkanlıklarımız baştan şekillenecektir, hatta bu süreç hızla ilerlemektedir bile. Popüler müzikte aşırı sert gitar tonlarından, binbir çeşit synthesiser sesine kadar çok çeşitli öğeler işlenmektedir her gün, ve özellikle gençlik bu yapılan parçaları zevkle dinlemektedir.

İnsanlar, (çoğunlukla imkansızlıklar yüzünden) uzun zamandır dayatıldıkları sınırlardan sıyrıldıkça, 'güzel' ve 'çirkin' kavramları da en doğal, yozlaşmamış anlamlarını geri kazanmıştır. Birşey kulağa dinlenebilir geliyorsa, dinlemesi zevk veriyorsa, bu güzeldir. Aksi taktirde çirkindir. Bu konuda başka kriter olmamalıdır. Bu bağlamda, 21. yüzyıla gireli 8 yıl olmuş olmasına rağmen, sırf eski alışkanlıklarımıza uymuyor diye son yüzyılda yapılan herşey için 'Bu da sanat mı şimdi? Hiç güzel değil.' demek ve kestirip atmak, bağnazlıktan başka birşey olamaz.

Tabii ki, nasıl bir dinleyici Chopin sevmeyip Beethoven sevebiliyor hatta Bach'ın korallerini sevmeyip Bach'ın füglerini sevebiliyorsa, aynı
şekilde günümüzde de Iannis Xenakis sevmeyip Toru Takemitsu seviyor olabilir ya da Ligeti'nin yaylı dörtlülerini severken, elektronik eserlerinden hoşlanmıyor olabilir. Müzik herşeyden önce zevk işidir ve sırf aynı döneme aitler diye herşey herkesin ilgisini aynı anda çekmek zorunda, o dönemde yapılanların tümü herkese güzel gelmek zorunda değildir. Aynı şekilde, geçmişte yapılan müzik nasıl günümüz müziğinden üstün değilse, günümüz müziği de geçmişteki müzikten, günümüz müzisyeni geçmişteki müzisyenden üstün değildir. Yalnızca farklıdır. Teknolojik ve sosyolojik imkanların farklılığı ve müzikal anlayışın evriminin bir ömürde gözlemlenemeyecek kadar yavaş olmasının bir sonucudur bu. Modernlik, geçmişi beğenmeyip günümüzdeki herşeyi beğenmek değildir. Modernlik, hem geçmişi, hem de günümüzü anlamaya çalışmak, tüm bakış açılarından bakabilmek, tüm şartları anlamaya, tüm düşünceleri algılamaya çalışmak, hiç bir döneme sırt çevirmemektir (tabii ki özellikle günümüze, çünkü anlaşılması en zor olan, en kısa süredir var olandır.)

Bu yüzden günümüz müzisyeninin amaçlaması gereken
şey, her şeyi tecrübe etmek olmalıdır. Ancak olanları tecrübe etmek ile bir şeyi geliştirmek, ileriye götürmek mümkündür. Her şeyi tecrübe etmek içinse, müzisyen, doyumsuz bir meraka sahip olmalı ve öğrenmeye sınırsız bir açlık hissetmelidir. Hem düşünsel anlamda, hem de teknik yeterlilik konusunda kendisini geliştirmelidir. Her zaman bir adım öteye bakmaya çalışmalıdır. Kendi alanıyla sınırlı kalmamalı, bağlantılı her alanda kendini donatmalı, geliştirmelidir.

İşte bu bakış açısına sahip olan bir müzisyen, diğerlerinde her zaman bir adım ötede olacaktır. Kendimizi geçmişle sınırlamak bir kenara, günümüzle bile sınırlamamalıyız. Her zaman daha değişiğini denemeli, yeni şeyler keşfetmeye çalışmalı, yeri geldiğinde bize güzel gelmeyeni bile tecrübe etmeliyiz. Ancak yeterli tecrübe ediş ve maruz kalış sonucunda bir düşünce, akım ya da müziğin altında yatanlara hakim olabiliriz, onu gerçekten anlayabiliriz. Ancak ondan sonra birşeyin hoşumuza gidip gitmediği konusunda gerçekçi bir yorum yapabiliriz. Ve ancak ondan sonra olanı geliştirmeye başlayabiliriz. Önümüzdeki tek sınır hayal gücümüz ise, onu da mümkün olduğunca genişletmeye çalışmalıyız.

Kaynaklar:
Fırat Kutluk, Müzi
ğin Tarihsel Evrimi, Çiviyazıları, 1997
İlhan Mimaroğlu, Elektronik Müzik, Pan Yayıncılık, 1991

Wikipedia (http://www.wikipedia.com)

Wikipedia Linkleri: Music, History of Music, Prehistoric Music, Medieval Music, Renaissance Music, Baroque Music, Classical Music, Romantic Music, 20th Century Music

http://www.mytrel.com/web/proje9.html

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.