ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 8 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Üç Denizin Sesi Avrupa’da…Sayı: - 28.04.2006


Üç Denizin Sesi” çınladı Brüksel’de. Tekfen Filarmoni Orkestrası şef Saim Akçıl’ın yönetiminde Avrupa Birliği’nin başkentine Avrasya esintileri getirdi. 

Orkestranın kurucusu ve Tekfen Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Gökyiğit, Türkiye’nin uluslararası tanıtımı yönünde bir önemli etkinliğe daha imza attı. Brüksel’de Kraliyet Güzel Sanatlar Sarayı’nda, yeni tınılar, ritimler, sanatsal yaratıcılık ve siyasal mesaj yüklü hoş bir gece yaşandı 6 Nisan’da. Birçoğu AB çevrelerinden gelen sekizyüzü aşkın konser dinleyicisi, sanatçıları ve Türkiye’yi alkışladılar hararetle.

Üç denizin öyküsü

Üç değil tek denizin sesi ve bir oda orkestrası olarak ilk adımlarını atmış bir başarı öyküsü bu. Sovyetler Birliği 1991 yılında dünya siyaset sahnesini terk ederken başlıyor. Avrupa’da yeni düzen arayışlarının uzantısında bölgesel işbirliği projeleri tasarlanmakta o dönemde. Avrupa Birliği şekillenirken, çevresindeki ülkeler de jeo-politik konumlarını yeniden tanımlıyorlar. 

Bu yıllarda, Türkiye uluslararası ilişkilerde ‘yükselen yıldız’. Doğu bloğu çökerken, Türkiye’nin çevresinde bir Avrasya ekseni oluşmakta. Kafkasyalı yeni komşular, keşfedilen Orta Asya, güçler dengesinin alt üst olduğu Balkanlar ve yine istikrar umutlarının yeşerdiği bir Orta Doğu. Türkiye kendini bir demokrasi ve ekonomik kalkınma modeli olarak yeni Avrupa’da konuşlandırma çabasında. Ülkede çoktandır ekonomik kriz olmamış. AB ile ilişkilerde atılımlar için ortam uygun. AB’nin insan hakları ve hukuk devletine dayalı yeni genişleme politikasını anlayamama gafleti Ankara’da henüz önplanda değil. Türkiye gelecek vaat ediyor. Bölgesel güç olarak yükseliyor.

Siyasal boyutta hızlanan gelişmelerin kurumsal izdüşümleri gecikmiyor. Bunlar arasında onbir ülke(*) liderinin İstanbul’da, Çırağan’da imzaladıkları Boğaziçi Bildirisi ile kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği de var. Hedef 330 milyon kişinin yaşadığı bir ülkeler topluluğunda ekonomik yakınlaşmanın artması olunca, devreye doğal olarak özel sektör boyutu da giriyor. Aynı yıl Karadeniz Ekonomik İşbirliği İş Konseyi kuruluyor. Başkanı, daha önce Türk-Sovyet İş Konseyi’ni kuran Nihat Gökyiğit, aynı gün bir telefon alıyor. Arayan, şef olmadan önceki kariyerinde birinci kemancı ve solist olarak Batı Avrupa orkestralarında parlamış olan Prof. Saim Akçıl. Bu yeni coğrafyada yakınlaşmanın bir müzik köprüsüne de dayanmasının anlamlı olacağını konuşuyorlar ve Karadeniz Oda Orkestrası doğuyor. 

Bir Avrasya girişimi

O dönemden sonra Avrasya ekseninde siyaset ve kurumlar inişli çıkışlı bir yörüngede ilerlediler veya tıkandılar. Özel sektör ise atılganlığını korudu. Türk şirketler Rusya’dan Romanya’ya ve Kazakistan’a bir çok proje gerçekleştirdi, pazar yarattı, öncü oldu. Bu çerçevede enerji sektörü kilit bir rolde geleceğe yönelik perspektifleri belirmeye devam etti. Karadeniz Oda Orkestrası da evrim içinde gelişti. Bölgenin enerji konularının tartışıldığı “İki Denizin Hikayesi” genel başlıklı uluslararası zirvelerle eşzamanlı olarak, orkestra “İki Denizin Sesi” oldu. Dönemin Türk ve Azeri cumhurbaşkanları Süleyman Demirel ve Haydar Aliyev’in de önerileriyle, devreye önce Hazar Denizi girdi. Sonra Baku-Ceyhan petrol boru hattı paralelinde Doğu Akdeniz. 

Böylece ortaya “Üç Denizin Sesi” çıktı: yerel çalgılarla tılsımlı bir uyum yakalayan bir klasik Batı müziği orkestrası. Yirmiüç ülkeden çok değerli bir müzisyenler topluluğu. Dede Efendi’den Mirzaev’e, Ulvi Cemal Erkin’den Beethoven’e uzanan zengin bir repertuar. Anadolu’nun dört bir yanından, Aya İrini’ye, uluslararası zirvelerden, Tokyo, Londra ve Brüksel’in önde gelen konser salonlarına uzanan çarpıcı bir etkinlik programı. Ortada Türk bayrağı ve etrafında yirmiiki ülke bayrağının yer aldığı etkileyici bir sahne düzeni. 

Konserlerde dinleyicileri üç denizden yükselen yeni müzik dalgaları sarmalıyor. Senfonik müzik ile yerel çalgıların uyumu başlı başına bir kültürler arası iletişim mesajı. Azerbaycan’dan kemança, Özbekistan’dan çang, Rusya’dan domra, Suriye’den ud, Bulgaristan’dan kaval, Kazakistan’dan kılkobuz, Ukrayna’dan bandura, Gürcistan’dan salmuri, Yunanistan’dan buzuki ve Türkiye’den bağlama, ney ve kanun. 

Çoksesli, çok kültürlü

Orkestranın 2005 Avrupa seferinde de, aynı çeşni ve ahenk sahnedeydi. Fraklı bir İstanbullu şef, smokinli beyler ve siyah elbiseli hanımlardan oluşan şık bir uluslararası orkestranın ortasında, folklorik giysilerin zarafetinde Taşkentli Naima Irgaşeva çangını, Baku’lu Şefika Eyvazova kemançasını veya Eskişehirli Ercan Irmak neyini çalarken, Brüksel kubbesinde yepyeni hoş sedalar tınlıyordu. Göksel Baktagir müziğinin coşkusunu salona yayarken, dinleyicilerin elindeki programda çaldığı alet hakkındaki bilgiler kültürler arası alışverişe göz kırpmaktaydı: “Arapça’da kullanılan kanun sözcüğünün kökeninde, müzikologlara göre eski Yunanca’da yasa anlamındaki kanon sözcüğü bulunmaktadır. Bu çalgının kökenleri Milat öncesine, eski Anadolu uygarlıklarına dayanmaktadır”.

Başkanı olduğu TEMA ile artık Avrupa’da da bir ekoloji efsanesi olan Nihat Gökyiğit, kültür boyutunda da bilgeliğinin süzgecinden geçirdiği mesajları her fırsatta vurguluyor: “İsrailli ile Filistinli, Azeri ile Ermeni, Türk ile Yunan, Rus ve Ukraynalı yan yana müzik yapıyorlar ve dünyaya kardeşlik ve sanatsal uyum ruhu içinde barış mesajı haykırıyorlar. En sorunlu bölgelerden gelseler de, müziğin evrensel barışında birleştiklerini, bir takım ruhu ile ortak başarılar ürettiklerini gösteriyorlar. Doğu’nun özgün çalgıları Batı senfoni orkestrasına giriyor. Kültürler, medeniyetler niye çatışsın ki? Birbirimizi anlamaya çalışarak, hünerlerimizi paylaşarak müzik yapıyoruz. Batı senfonisine yeni bir lezzet veriyoruz”.

Tanıtım ve AB

Konserin izleyicilerinden gelen görüşler de aynı yönlere vurgu yapmaktaydı. Bir Çek “bizim ezgileri ve daha ötesini buldum” derken, bir İrlandalı “bazen neredeyse Keltik ritimlere geçildi sandım” diye ekliyordu konser çıkışı sohbetlerinde. Avrupa Parlamentosu’ndan bir dinleyici ise, konserin tüm yerel çalgıların eşliğinde büyük alkış alan ve tekrarlanan finaline dikkat çekiyordu: “Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakereleri Üsküdar’a gider iken parçasının bu çağdaş yorumu ile başlasın. Sanatın, özellikle müziğin birleştirme büyüsü ve gücü bu harika konser ile bir kez daha ispatlanmış oldu”. 

Türkiye-AB ilişkilerinde müzakereler zorlu bir dönem olacak. Aynı anda ilişkilerin ikinci ve kaçınılmaz bir boyutu tanıtım olarak belirmekte. Avrupa kamuoyu Türkiye’yi ve Türk halkı AB’yi daha iyi ve doğru tanımaz ise, tam üyelik sürecinin sonuçlanması hayal olur. Tanıtım konusu engin, derin ve çalkantılı bir deniz. Kat edilen her mesafe önemli. Bu çerçevede kültürel tanıtım en belirleyici birkaç alandan biri. Kültür, çevre, kadın hakları gibi hem somut toplumsal ilerleme göstergesi ve de manevi açıdan çağdaş dünyanın en ulvi seviyelerde algıladığı alanlar her tanıtım stratejisinde odak noktası. 
Kültür ve ulusal çıkarlar

Burada söz konusu olan AB üyeliği süreci ile sınırlı bir bakış açısı değil. Tanıtım her ülke için küresel düzende temel bir öncelik. Dış politika sorunları, ihracat pazarları, yabancı sermaye, turizm, hizmet ticareti, insanların uluslararası ilişkilerdeki sosyal saygınlığı ve ulusun üretkenliği ve özgüvenin pekişmesi gibi çok farklı açılardan dış tanıtım belirleyici bir etken. Kültürel tanıtım ise, halklar arası iletişimde yumuşak, kalbe hitap eden, insan odağı güçlü bir araç. 

Daha önceki yıllarda Brüksel’de Kraliyet Konservatuarı’nda konser veren Bilkent Senfoni Orkestrası da çok uluslu genç bir topluluk olarak olumlu bir etki bırakmıştı. Tekfen’in Üç Denizin Sesi orkestrası Brüksel’de bu yönde etkili ve anlamlı bir örnek sergiledi. Gelecek girişimler için dersler çıktı. Verilen mesajlar açıktı: 
Türkler de Avrupa ve dünya kültürüne evrensel katkılarda bulunan bir ulustur. 
Avrupa’da kültürel yaşamın kendini yenilemesi, yaratıcılığını tetiklemesi çabalarında genişleyecek bir AB coğrafyasının katkısı yadsınamaz.
Türkiye, jeo-politik konumu ile Avrasya ekseninde Avrupa’ya siyasal bir güç katmaya adaydır.
Avrupa’da birlik sürecinde esas olan barış, demokrasi ve kültürel çoğulculuk ise, Türkiye de bu sürecin değerli bir parçasıdır.

Türkiye’nin ufku

Kültürel tanıtımda Türkiye çok gerilerde. Gerek geçmiş birikimi, gerekse güncel kültürel yaşamı ile kıyasladığında, Türkiye hak ettiğinin altında bir seviyede. Çağdaş Türk sanatı ve kültürel yaşamın zenginliği Avrupa’ya iyi yansıyamıyor. 

Örneğin Avrupa televizyonlarının kültür ağırlıklı veya geniş kitlelere hitap eden programlarında, Türkiye ancak geleneksel kalıplarla sınırlı bir şekilde ve zaten nadiren dikkat çekebiliyor. Önde gelen gazetelerin uluslararası sanat ajandası sayfalarında Londra, Paris, New York gibi merkezlerin yanı sıra Cenevre, Prag, Lizbon ve Atina da yer alabiliyor. Fakat İstanbul yok. Oysa cazdan, sinemaya üst düzey uluslararası nitelikteki festivalleri, İstanbul Modern, Rahmi Koç Sanayi Müzesi ve Sabancı Müzesi gibi özel kültürel girişimlerin sürekli ve geçici sergileri, konserleri ve sanata önem veren Mimar Sinan, Sabancı, Bilgi, Boğaziçi gibi üniversitelerinin etkinlikleri ile İstanbul dünya kültür gündeminde ön sıralarda yer almalı.

Örnekleri birbiri ardına sıralamak olası. Kültürel, sanatsal etkinliklere daha fazla önem veren bir toplum oldukça, bu yönde daha bilinçli ve çoğulcu kültür politikaları siyaset dünyasında kabul gördükçe, Türkiye’nin tanıtım zorluklarında en önemli atılım sağlanmış olacak. Fakat mevcut durumda bile, kültürel tanıtımın ülkenin geleceğine katkısını daha iyi değerlendirebilen stratejilere gereksinim var. Devlet, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelere çok iş düşüyor. 

Üç Denizin Sesi’nin simgeledikleri, yalnızca Avrupa’ya değil Türkiye’ye de aynı mesajları iletiyor: çokseslilik demokrasidir, halklar arası yakınlaşma barıştır, uygarlık evrenseldir.


(*) Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldavya, Romanya, Rusya, Ukrayna, Türkiye ve Yunanistan.






Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.