ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Müslüm Baba’nın “Sandığı”Sayı: 1151 - 24.01.2011


Recep İvedik 2’nin popüler kültür aleminde yarattığı fırtına seçim atmosferine eklemlenerek daha da hızlandığı için, geçenlerde raflara çıkan son Müslüm Gürses albümüne (Sandık) ilişkin “sevgi seli” dikkatinizden kaçmış olabilir. Memleketin önde giden “kanaat yapsatçısı” Hıncal Uluç, geçenlerde yazdığı bir yazıda, Sandık albümünü dinledikten sonra “günün birinde böyle bir Müslüm Babacı olacağını” aklına bile getirmediğini söylerken, feminist Ayşe Düzkan Baba’yı, teşbihte hata olmaz zehabıyla, kimselere (ve de kadınlara) el kaldırmayan Ray Charles’a benzeterek, “mini mini bir kuşu bile söylese ağlatır” diye yazıyordu. Gazete köşelerinde yapılacak mini bir tur albümün çok beğenildiğini kolayca gösteriyor. Merkezi elitlerin Müslüm’le birbirlerinin huyunu suyunu anlamayı amaçlayan “uzatmalı” ilişkisi zamanla derinleşmiş, son senelerde hayli ciddiyet kesbetmiş, neticede “söz” kesilecek hâle gelmişti. Örneğin 2006 senesi, Gürses açısından oldukça ilginçti, Ocak ayında yayınlanan ve isminden müzikal genetiğine kadar tipik bir arabesk albümü olan Gönül Teknem, hiç de kötü olmayan satışlara rağmen sanki yokmuş gibi es geçilmişti. Zaten “aydınlar evreninde” konu arabeske geldi mi, mahrem bir konu açılmışçasına, ortamı tuhaf bir “suskunluk” sarar, sanırsınız ki bu memlekette arabesk “passé” bir müzik türü, bitti bitecek. Aslında tükenmekte, can çekişmekte olan merkezi elitlerin arabeskle olan “tarihi kavgasıdır”; kavgayı arabeskin kazandığının, Türkçe popu ruhen ele geçirdiğinin farkında olunsa da susulur, konuşmayınca da sorun sanki “görünmez” olur. Haklarını teslim edelim, o cenahta da üstüne “konuşulmaz” arabesk realitesinin merkezi beğeninin esasını oluşturduğunu fark edenler var. Bu nedenle, yine aynı sene başarıyla kotarılan, Müslüm Gürses yorumlarına dayanan bir proje Müslüm Baba’yı, kelimenin tam anlamıyla, “uçurdu”, entel âlemin zirvesine yerleştirdi. Murathan Mungan’ın süpervizörlüğünde hazırlanan, ecnebi pop şarkılarının iyi şairler tarafından Türkçeleştirilmiş cover’larının yorumlandığı Aşk Tesadüfleri Sever proje-albümü ortalığı bayağı bir dalgalandırmış, Müslüm ile “musikiperver enteller” arasında “sarsıcı” bir vuslat hissi yaşatmıştı. Projenin niteliğine ilişkin geçmiş günün yorumlarına ya da tartışmalarına girmeden özetle şuna işaret etmek istiyorum: Müslüm Gürses, Sandık albümünde yukarıda sözü edilen albümün bıraktığı yerden başlıyor ve merkezi elitlerle uzun süredir sürdürdüğü “seviyeliği” birlikteliği, iki tarafı da memnun edecek bir “izdivaçla” neticelendiriyor. Tabii ki Sandık, ne bir cover ne de bir aranjmanlar albümü. Aksine, Türkçe popu, arabesk eliyle yeniden tanımlama, yeni merkezin sakinleri için “melez” bir müzik beğenisi oluşturma albümü.

Baba’nın “Sandı
ğı” biraz da Türk aydınının “Pandora Kutusu”na benziyor. Göze ilk çarpan, hatta batan mevzu, yıllardır aydınların beynini kemiren “bu arabeski n’apcaz?” meselesinin tersten halledilmesi oluyor. Tersten de ne demek? Arabeskin ruh dünyasını bugüne kadar Sezen Aksu-Kayahan ekseninde şekillenen şarkılarda dinliyorduk, sonuç itibarıyla, eski merkezin dünyasına mensup bu “iyi aile çocukları” düzgün bir Türkçe’yle, arabeskteki melodramatik anlatıyı başarıyla merkezdeki dinleyiciye aktarıyor, merkezle çevre arasında bir tür ruh kardeşliği yaratılıyordu. Ama artık Türkiye metropolü değişti, şehrin merkezinde varoştan yükselerek gelen yeni sakinler var. Bu dinleyici “halis” İstanbul ağzıyla konuşmuyor, konuşmak da istemiyor; anababasının evinde türkü dinlemiş, arabeskle kafa çekmiş; ayrıca, sınıf atlamış olmak ona yetmiyor, “kültür” de atlamak istiyor. Bu dinleyicinin derdine derman oluyor Baba’nın sandığı. İlk kez bir arabeskçi, eski merkezin “pop klasiklerini” kendince (yani tersten) yorumluyor. Albümdeki Benim Meselem şarkısı, bu sürecin özeti gibi, önce has arabesk namelerle başlayan şarkı, bir süre sonra “poplaşıyor”, hatta “zombileşiyor” ama arabeski de terk etmiyor. Parçada “o güzelim İstanbul” ağzından eser yok, sözcüklerin sonu sürekli olarak yutuluyor; nota yok belki ama “rota” var, bir de boyalı kapkara saçlar ve tabii ki, “ağır abilik”. 

Kızılok’u mezarında döndürür!
Öte yandan, “aydınların” arabeske yenilmesinin bir özeti gibi bu “sandık”. En ironik
şarkı, yıllardır Fikret Kızılok’tan dinlemeye alışğımız Gönül, şarkının yeni yorumu içinizi titretiyor olabilir ama emin olun, merhum Fikret Kızılok’u mezarında bir o yana, bir bu yana döndürüyordur! Neden mi? Aynı Fikret Kızılok, külliyatında hiç de parlak bir parça olarak nitelendiremeyeceğimiz, yarısını “yeniyetme kolejli” İngilizce’siyle yazdığı Why High One Why’da arabesk kültürü hiç de hayırla anmıyordu. Hatta, bu yaklaşık 20 yıl önce bestelenen “tulûat şarkının” ünlü bir sunucusu (İzzet Öz), yine ünlülerden müteşekkil bir vokalistler grubu yok muydu? Hatta, bu vokalistler arasında Bedri Baykam, Esin Avşar, İlhan Şeşen, Ferhan Şensoy gibi bazı muhteremler ve ilaveten, şimdi Müslüm Baba’ya övgüler düzen Hıncal Uluç bulunmuyor muydu?

Asıl soruyu sona sakladım; peki neden Müslüm Baba? Çünkü ne Orhan Baba gibi sürekli olarak “felsefe yapıyor”, kendince bir “kanaat önderi” olmaya çalı
şıyor ne de örneğin İbo gibi, hemen her konuda bitmez tükenmez “fikri-sabit” sahibi. Üstelik ağzının ayarı bozuk değil ve Ferdi Tayfur gibi içine kapanık, kendi dünyasında yaşamıyor. Aksine, her türlü projeye açık, yeter ki şarkıyı sevsin, nazlanmadan söylüyor. “Aydın” olmaya ya da “aydını oynamaya” hiç hevesi yok, basbayağı pragmatist biri belli ki; asıl dinleyicisini merkeze gelmek uğruna kolayca boşlayabiliyor ama, onları unuttuğunu hissettirmemeyi de başarıyor. Ve en önemlisi, özgün bir yorumcu. Sesinde, suskunluğunda, söyleyemediklerinde memleketten insan manzaraları, derin ruh enstantaneleri var. Sarsak da olsa asla detone olmayan bir stil, kimselere benzemeyen bir sahne duruşu, geldiği alemleri unutmayan, hep uzaklara dalan bir bakış. Anlamışsınızdır, derdim ne Müslüm’le ne de arabeskle. Derdim Türkiye kültür siyasetleri tarihiyle dolu o sandık, o Pandora Kutusu. Bu da benim meselem.


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.