ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1822
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Türkiye’nin ilk kadın Caz piyanisti Nİlüfer Verdİ: Müziğim bedel ödeyen kadınlaraSayı: 962 - 08.03.2010


“Kapandı ölüme yazgılı gözlerim, vurun beyler unutulur, çaresiz ölenlerin çığlıkları, kanımla sildiniz, ilk yaramın izlerini, ne efsaneyim ne masal, artık duyun sesimi”

Töreye/nefrete verilen kurbanlar için yakılmış bir ağıt bu. Türkiye’nin ilk kadın caz piyanisti Nilüfer Verdi’nin ‘İzhar’ adlı albümünde yer alıyor. Her iki albümünü de erkeklere ait bir hayatın bedelini ödemek zorunda olanlara adayan ve erkeklerin borusunun öttüğü müzik ‘piyasa’sı içinde ‘kadınlar vardır’ diye haykıran Nilüfer Verdi’yle ‘birbirimizi’ konuştuk...

»İlk albümünüz ‘Mânâ’yı da ikinci albümünüz ‘İzhar’ı da kadınlara adamanızdaki motivasyon neydi?
Tüm dünyada kadınlara yönelik, içinde bulunduğumuz yüz yıla yakışmayacak negatif ayrımcılık uygulanmakta. Medenileşmenin nimetleri her cins tarafından yaşanabiliyor olması gerekliliğini vurgulamak istedim, o kadar...

»‘Unutmayın’ bestesini hangi duygular içinde yaptınız?
‘Unutmayın’ bestesini sözlerinin bahsettiği acı gerçek, vahim tablo duyguları içinde gerçekleştirdim, başka türlüsü mümkün mü zaten? ‘İzhar’ albümünün üzerinden geçen süre içinde, pek değisen bir şey olmadığı, hatta en son ‘Medine’ adındaki genç kızımızın daha da vahim bir sonla karşılaştığını hep birlikte gördük.

»Türkiye’nin ilk kadın caz piyanistisiniz. Kadınların bu alanda az olmalarını neye bağlıyorsunuz?
Merak saranın az olmasından, bir de meyvelerinin çok geç toplanıyor olmasından... Kısacası uzun yıllar emek vermek gerekiyor. Şarkı söylemeye çok daha fazla merak saran gencimiz var.

»Kadın olmanın her alanda zor olduğunu yaşayarak öğreniyoruz. Peki kadın bir müzisyen olmanın zorlukları neler? Kadın kimliğinizin üzerinizde yük olduğunu düşünüyor musunuz zaman zaman?
Bazen düşünüyorum haliyle. Her zaman erkek müzisyenlerle çalıyorum, nadiren de olsa ‘Erkek Fatma olsaydım’ diye düşünüyorum... Fatmalıktan vazgeçmiyorum ama, dikkatinizi çekerim. (Gülüyor)

»’Unutmayın’  şarkısını siz bestelediniz ve yine bir kadın; Berrin Çağlar, o beste için bir şiir yazdı. Egemen görüş,  iki kadının birlikte çalışmasının zor olduğu yönündedir. Bir kadınla çalışmak, aynı duyguları paylaştığını hissetmek, işleri kolaylaştırıyor mu?
Berrin Çağlar olağanüstü bir şair, zihinsel olarak zaten iyi anlaştığım yakın arkadaşım, zaten belli bir entelektüel seviyeden sonra cinsiyet mevhumu diye bir şey kalmıyor, sanırım bizim dostluğumuz bu seviyede. Sorduğunuz sorunun içeriği, dolayısıyla söz konusu olmadı hiçbir zaman. Dediğiniz gibi kadınla çalışmak işleri kolaylaştırıyor, erkeklere kadın bakış açısını anlatmak gerçekten güç...

»Caz isyandan doğan bir müzik midir? Eğer öyleyse neden cazcıları aktif politikanın içinde yeterince göremiyoruz. Kadın hareketine eklemlenen albümlerin sahibi olarak siz bir istisna mısınız?
Kesinlikle bir isyan müziğidir. Bunun unutturulmaya çalışıldığı aşikâr. Light caz, lounge caz, easy caz, dedikleri türler zaten uyuşuk ve başkaldırıdan çok uzak bir müzik yarattı. Son yıllarda popüler hale getirilen şarkıcılar subyan tonu ile şarkı söylemeye, miyil miyil bir müziğin yaratılmasına, cazın gitgide kendi öz varlığından uzaklaşmasına sebep oldu. Yani cazın içinde barındırdığı başkaldırı öğesi tamamen yok edilmeye çalışılıyor. Sanırım kapitalist sistemin korkularından bir tanesi düşünen ve araştıran kimliklerin ortadan kalkması için gerekli yöntemlerden biri de bu. Ben asla bir istisna değilim. Pop sanatçıları birlikte Güldünya Şarkıları seslendirdi, rock sanatçıları keza öyle. Aktif politikanın içinde olmak için bu konuda eğitimli olmak gerekir, bizler sadece sanatçı olarak duyarlı davranmakla üzerimize düşeni yapabiliriz.

»Tüm dünyada tecavüz ve LGBTT cinayeti suçları işlendiğinde hâlâ tahrik indiriminden faydalanılıyor. Türkiye’de nefret suçu yasalaşamıyor. Medya ve eğitim kurumları cinsiyetçiliği her gün yeniden üretiyor. Bu koşullar altında yaşarken cinsiyetçiliğin olmadığı ‘başka’ bir dünya yaratmak mümkün mü? Nefret cinayetlerini ortadan kaldırmak için ne yapılmalı?
Her şey mümkün, niyet etmek gerek sadece. Nefret cinayetlerinin ortadan kalkması için, feodal sistemin ortadan kalkması, aşiret sisteminin yok olması, toprak reformunun gerçekleşmesi, yasaların uyarlanması, gençlere yönelik politikaların düzenlenmesi, onlara sosyal faliyet alanları sağlanması, devlet bütçesinde eğitime çok büyük pay verilmesi, dinin yanlış yönlendirilmesine mani olunması... Sanatla uğraşan insanların elbette bu yaralara duyarlılık göstermesi gerekiyor; ama diğer yandan bu işi esas çözüme götürecek, yasal değişiklikler yürürlüğe sokulmalı ve bu konuda ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır.

»Sanatla uğraşan eğitimli kişilerin arasında oldukça zaman geçirdiğinizi düşünüyorum. Cinsiyetçiliğin eğitim ya da ekonomiyle; yani sınıfsal koşullarla ilgisi var mı?
Cinsiyet ayrımcılığının ekonomi ile ilgisi çok büyük olsa da, her sınıfta yaşanan bir olgu bu. Kırsal kesimde farklı dinamikler, büyük şehirlerde farklı dinamikler içeriyor.

»Feminist müzik diye bir kavram yok bildiğim kadarıyla. Sizce böyle bir kavrama gereksinim var mı? Feminist müzik diye bir kavram oluştursak içini nasıl doldurursunuz?
Feminist müzik diye bir tür olursa iyice nefret uyandırır. Feministler zaten sarkık memeli, bakımsız, kavgacı, çirkin, korkulması gereken kadınlar topluluğu olarak niteleniyor. Oysa feminist hareket ihtiyaçtan doğmuş, cinsiyetler arası dengeyi oluşturacak insani bir hareket bence. Hülya Avşar gibi eğitim seviyesi düşük örnekler söylemleri ile bence topluma zararlı örnek oluyor. Feminizmin ne oldugunu bilmeden, erkek egemen toplumun nimetlerinden faydalandığını zanneden, kendi çektiği sıkıntıları değerlendiremeyen bu kişiler, kendi arzuları doğrultusunda, erkeklerinin beş adım arkasından yürüsünler; ama bari bunu 70 milyonun önünde söylemesinler...

»Siz kadın bir müzisyen olmanın yanı sıra, oldukça başarılı  bir müzisyenin annesisiniz. Nedim Ruacan’la da bir röportaj vesilesiyle tanışmıştım. Oğlunuzu yetiştirirken cinsiyetçilikten uzak olması için özel bir çaba sarf ettiniz mi? Ailelere önerileriniz var mı?
Nedim’in kadın-erkek konularında gerçekten sıhhatli olduğunu düşünüyorum. Ona ailelerin erkek çocuklara uyguladıkları ayrıcalıkları uygulamadım. Bir de o sosyal hayatın içinde kendini gösteren başarılı kadınlar arasında büyüdü. Nedim’in büyük halası Melahat Ruacan ilk kadın temyiz âzası olarak adını tarihe yazdırdı. Halası Nükhet Ruacan Türkiye’nin yetiştirdiği en kıymetli caz şarkıcılarındandı. Anneannesi Liselotte Auer bir ressam, babaannesi Ümran Ruacan ise, mors alfabesi uzmanıydı.

»Müzisyen olarak oldukça yoğun çalışmak zorunda olan bir kadınsınız. Kadınların kamusal alandaki çalışmalarının yanı sıra evde de çalışmak zorunda oldukları  malum. Üstelik ev içinde sarf edilen bu emek, ‘sevgi’ kavramıyla örtülüp görünmez kılınıyor. Bu anlamda siz kendinizi bir kıskaçta hissettiniz mi hiç?
Kesinlikle zorlandığım dönemler çok oldu, neticede hem çocuk yetiştiriyor hem de çok geç saatlerde başlayan işlerde çalışıyordum. Oğlumuzla ilgili sorumluluklar bakımından her zaman daha aktif olmam gerektiği için bazen sıkıştığımı hissediyordum. Ne yazık ki olgunlaşmamız yıllar alıyor, toyluğumuzun bedellerini ise çocuklar ödüyor, boşuna denmemiş ‘annelik, babalık en zor başarı elde edilen durumdur’ diye...

birgün
 

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.