ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


"Ülkücü Müzik" anlayışının tarihsel serüveni, tespit ve önerilerSayı: 946 - 12.02.2010


Kültürümüzde var olan “aşık geleneği”, “ozanlık” haricinde ülkücü hareketin şekillendirdiği siyasi müziğin yapılanması fazla geçmişi olmayan bir süreçtir. Sadece ülkücü camiada değil, Anadolu insanının büyük bölümünde yaşanan paradoks “türkü dinlemeyi sevmek fakat bağlama (enstrüman) çalmaya iyi gözle bakmamak” tır. Bunun en büyük istisnası alevi kültür geleneğinden gelen vatandaşların oluşturduğu topluluktur. Ülkücü camia da bu coğrafyadan beslendiğinden bu paradoksu içinde kuvvetlice barındırmış ve müziksel faaliyetlerin siyasi arenada geç teşekkülüne sebebiyet vermiştir. Bu sebepten ilk önce ozanlar ve aşıklar düzeyinde başlayan siyasi söylemler içeren müzik daha sonra yavaş yavaş farklı boyutlara taşınmaya başlamıştır.

Şüphesiz ülkücü camia içinde ilk akla gelen ve sanatını ideolojisine adamış en önemli isim Ozan Arif’dir. Avrupa’da ve Türkiye’de pek çok ödüller almış, farklı dillerde kendisiyle ilgili kitaplar yazılmış, hakkında doktora tezleri hazırlanmış önemli bir sanatçı olan Ozan Arif belki de “Aşık geleneği ve ideolojilere etkisi” üzerine yapılacak bir çalışmada başlı başına konu edilmesi gereken bir isimdir.

12 Eylül sonrası depolitize olma süreci sol’da olduğu kadar ülkücü hareket içinde de kendini göstermiş belki de daha önce ortaya çıkması muhtemel ideolojik müzik türünün çıkışını geciktirmiştir. Ülkücü camia içinde aşık geleneğinin dışında yapılan ilk çalışmalar 1989 yılında gerçekleşmiştir. 12 Eylül’ü eleştiren, o tarihlerde Türk dünyasındaki sıkıntıları vb konuları ele alan albümler yapılmıştır. F.Kaya Kuzucu, Hasan Sağındık, Arif Nazım, Ahmet Yılmaz, Karahan, Alperen, Uğur Işılak gibi sanatçılar camianın bu yeni türde ilk sanatçılarıdır.

Müzikal ve teknik kalite olarak bakıldığında birçoğu çok gerilerde olan bu çalışmaların “piyasa” olarak tabir edilen albümlerden çok satması camiada bu tarz müziğe olan açlığın kanıtı olarak görülebilir. Zaten bu aşırı talep daha sonra arzdaki kalitesizliği doğuracak ve bu piyasayı tehdit eder hala gelecektir.

Teşkilatların ekonomik imkânlarının artması bakımından 1989 sonrası dönem önemlidir. Kitlelere ulaşıp konser organizasyonlarıyla faaliyetlerini sürdürmek isteyen sanatçılar Ülkü Ocakları Sosyal Faaliyetler Masası’na bağlı olarak çalışmışlar ve elde ettikleri gelirin bir bölümünü teşkilata bağışlayarak teşkilatlara destek olmuşlardır. Bu sanatsal olarak aktif geçen dönem teşkilatın da hem ekonomik hem de sayısal olarak güçlenmesine sebep olmuş, konser organizasyonlarının, gecelerin sayısı hızla artmış ve Türkiye’de en çok konser organizasyonu yapan sivil toplum örgütü olarak Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı anılmaya başlanmıştır.

Ülkücü camiadaki siyasal ayrılıklar neticede sanatçılara da etki etmiş, kimisi Muhsin Yazıcıoğlu’nun MHP’den ayrılmasıyla beraber ülkü ocaklarından ayrılmış, kimisi de ülkü ocaklarına bağlı olarak çalışmanın sanatçı kimliği açısından sıkıntılarını dile getirerek kendine farklı yollar çizmiştir. Bu dönemde teşkilatın içinde bulunduğu hata, birlikte çalıştıkları sanatçılar üzerinde mutlak hâkimiyetinin üretimi kısırlaştırıcı rolüdür. Sanatın ve sanatçı olmanın gereği olan farklı düşünme ve düşünceleri farklı ifade etme esnekliğinin sağlanamamış olması, teşkilatın “katı” yapısının yanında yeni karşılaştıkları bir oluşum karşısında tecrübesizliklerinden kaynaklanmaktaydı. Bunun temel sebebi ise, sanatın ve özellikle müziğin ideolojik hareket ve taraftar toplamadaki rolünün tam anlamıyla kavranamamış olmasıdır.

1990’li yıllar Türkiye’de terörün ana gündem maddesi olduğu ve milliyetçiliğin hızlı bir yükseliş trendine sahip olduğu yıllardır. Bu dönemde “ülkücü sanatçılar” Unkapanı piyasasınca da aranır ve itibar görür olmuştur. Kaset yapımcıları açısından bakıldığında; klipsiz, en az masrafla yapılan ve satış garantisi olan bu albümler onların can simidi olmuştur. İsim yapmış sanatçıların azlığı, yeni hatta ülkücü hareketle ilgisi olmayan insanların da rahatlıkla “tek atımlık barut” şeklinde kullanıldığı bir yoz ortamı oluşturmuştur. Elinde bağlama, göğsünde parti rozeti ve bozkurt işareti yapan pozların kaset kapaklarını süslediği onlarca isim bu dönemde piyasaya sürülmüş, yapımcı firmaların diğer işlerden zararlarını tazmin eden, dükkân masraflarının çıkmasına vesile olan birer ek kazanç olarak kullanılmıştır. Bu kalitesizlik dinleyicide de bir kopuşa zamanla zemin hazırlamış, o eski “kemik dinleyici” kitlesinin çözülmesine, azalmasına sebep olmuştur. Sanatçı camianın geneline hakim olan ideolojik açılımlar ve slogandan uzak söylemler içeren yeni üretimlerin azlığı diğer müzik piyasalarında da gözlemlenen “konser albümleri” nin yapılmasına yol açmıştır.

Bu ağır aksak işleyen yapı dahi kitleler üzerinde ülkücü sanatçıların etkili izler bırakmasına engel olamamış 1999 seçimlerinde belki de sanatçıların MHP’yi iktidara taşınmasına vesile olmuştur. Partinin kitleler üzerindeki tüm propaganda faaliyetleri bu sanatçılar üzerinden yerine getirilmiş, seçim dönemi bazı sanatçılar 30 günde 30 program yapabilmiştir. Tabi burada üzerinde durulması gereken nokta; sanatın, daha özelde müziğin, ideolojilerin, düşüncelerin, kanaatlerin velhasılı ne yapılmak isteniyorsa onun üzerindeki etkisine tam anlamıyla vakıf olarak stratejiler üretmenin başarıya etkisidir.

Ülkücü hareketin bu konuda önemli bir sorunu da teşkilat yapısından kaynaklanan konser organizasyonları ve bunun sonucu olarak sanatçılığın merkezileşmesi ve meslekleşmesidir. Bu zorunluluk hissi sanatçının üretimini köreltecek, ideolojisiyle şekillendirip geliştirebileceği söylemleri, müzik tarzını ve birçok şeyi engelleyecektir. Teşkilata bağlı ama üretim esnekliğine sahip, ideolojisini bilen sanatçıların üretimleri çok daha farklı ve zengin olacaktır. Bunun örnekleri genç kuşaklarda yeni oluşum sürecinde olan bazı grup ve sanatçılarda mevcuttur. Teşkilatların ideolojik kalıplarından ziyade keyfi söylem ve isteklerine uyma zorunluluğu sanatsal üretimi ve dolayısıyla müziğin kitleler üzerindeki etkisini köreltecektir. Oysa ideolojik kimliği ve tavrı olan bir sanatçı ideolojisinin merkezindeki teşkilatını temel alıp üretimde özgürleştiği sürece faydalı olacaktır.

Bu camiaya mensup sanatçıların tasnifi ilk olarak “kaseti olan” ve “kaseti olmayan” şeklinde yapılabilir. Henüz kaset yapmamış ya da piyasa şartlarından istediği kalitede üretim yapamayacağı çekincesiyle kaset yapamamış pek çok sanatçı, sayısız konserlerle uzun yıllar camianın tanıdığı ve konserlerde aranan simalar olarak varlıklarını sürdürmektedir. Camiaya mensup sanatçılar arasında ilk günden beri marjinal söylemini muhafaza etmiş ve çizgisini sürdürenler olduğu gibi ilk albümlerinden bugüne daha geniş kitlelere hitap kaygısıyla söylemini yumuşatmış sanatçılar da mevcuttur.

Şu an eski popüler günlerini kaybetmiş olan ülkücü müzik tekrar yapılanma sürecine girmiş gibi görünmektedir. Her konuda olduğu gibi müzik konusunda da yeniden yapılanmanın başlaması yozlaşmanın, ters giden bir şeylerin olduğuna ve bu durumdan kurtulma çabasına delalettir. Bu yeniden yapılanma döneminde önem verilmesi gereken bir müzikal oluşum da 1995’li yıllarda yukarıda bahsedilen müzikal ve ideolojik söylem kalitesizliğine bir tepki olarak üniversite öğrencileri tarafından temelleri atılmış, sayısız özgün ideolojik söz ve beste üretimine sahip Grup Orhun’dur. Ülkücü hareket içerisindeki önemli bir eksiklikte çok sesli müzik yapabilecek, kolektif üretimin ideolojik müzikteki öneminin bilincinde grupların oluşamamasıdır. Bu eksikliğin farkında olan bazı sanatçıların bireysel girişimleriyle ancak kaset için bir araya gelmiş gruplar oluşturulabilmiştir. (Grup Ötüken, Grup Ergenekon, Grup Turkuaz gibi) Oluşum aşamasında olan pek çok grupta çok kısa ömürlü olmuştur. Bu noktada müzik tarzı, söylem farklılığı, kalitesiyle çizgisini ve enerjisini korumuş olan Grup Orhun önemli bir oluşumdur…..



Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya 1 yorum yapılmış.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.