ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Cohen büyüsü ve Ekofeminizm sayıklaması...Sayı: 863 - 12.10.2009


Alışveriş merkezlerinden geçilmeyen şehrimde, eve bir  şeyler almak için mecburen Migros’a gittim… Ama eve dönerken bitkindim. Yaya olduğum halde üzerime üzerime gelen jeep’lerden, sıra sıra dizilmiş ürünlerin parlak paketlerinden, borsacı tipli adamların bitmek bilmeyen öfkesinden, burası niye açılmış dedirten fitness salonlarının işkence aletlerine benzer iş makinelerinde terleyenlerden, hepsinden genel olarak boğulduğumu hissettim ve evden niye az çıktığımı tekrar anladım… Eve gelir gelmez Antony Hegarty’den ‘Soft Black Stars’ı açtım ve derin bir nefes aldım… Tek kişilik dünyamdaki hüzün bile çok daha asil ve güzeldi…

Kendimi bildim bileli doğayı  sevdiğim için, üniversitemin manzaralı kampüsü bile şehirden biraz olsun uzaklaşmama sebep oluyor. Beri yandan yaz konserleri bu sene ilaç gibi geldi. Özellikle Leonard Cohen’in beni adeta uçan halılarla, içimdeki engin diyarlara götüren melankolisi, şahit olduğum inanılmaz hisler listeme yazıldı bile… Hatta kalbime kazındı.

‘In my secret life’ adlı parçasını dinlemek için sabırsızlıkla nefesimi tutmuş beklerken birden parçaya yumuşak bir üslupla başlaması bu yazın unutulmaz anısıydı benim için. Bize masallar anlattı Cohen, hüzün bulvarının zarif kapılarını açtı, kırık kalplerde tamirat yaptı ve usulca selam vererek gitti. Aldığı bol alkış ve gördüğü büyük ilgi, seyirciye verdiklerinin yanında bir detaydı sadece… “Minik orkestram” derken ne kadar da mütevazıydi… Ama müzisyenlerini tek tek yücelterek sundu her birini… Şiirsel sözlerle de kısaca tanıttı hepsini… Harikaydı. Dizlerinin üstüne çöküp sanat eseri gibi duran Fas halılarının üstünde Hallelujah diyerek yarı küskün ve buruk seslenişi kalbimin en derin yerinde iz bıraktı. Jeff Buckley’i anma gecesinde Peyote sahnesinde gözlerimi kapatarak çalıp söylediğim ve hep bir ağızdan bana eşlik edilen Hallelujah performansımı tekrar yaşamış gibi hissettim. Bir masaldı Cohen konseri… 

Üç saate yakın sürmesine rağmen tadı damağımızda kaldı. Müzik yolculuğumda, beni yarı yolda bırakan bazı ‘müzisyen’lerde bile asla göremediğim tevazuyu, bu kadar büyük sanatçılarda görünce neden ‘büyük’ olduklarını daha iyi anlıyorum. Feyz alınası… “There is a crack in everything that’s how the light gets in” derken tok sesiyle, derdimi özetledi asaletle…

Elime geçen kitaplara bakıyorum. Ekofeminizmle ilgili bir kitap bugünlerde elimden düşmüyor. Kadının doğa ile ilişkilendirilmesi ve bunun yüceltici olacağı yerde aslında kadının ‘evcil’ ve ‘anaç olduğunun vurgulanması amacıyla bu ilişkilendirmenin yapıldığı görüşleri yer alıyor. Bilimin, erkekle doğanın ise kadınla özdeşleştirildiğine vurgu yapılıyor. Aklın erkeğe, sezgilerin kadınlara layık görülmesinden vazgeçmek gerekiyor. Daha doğrusu kitabın yazarı, bu yanlış yargılardan sıyrılmak için ‘ekolojik bir feminizmin’ kurulması gerektiğinden dem vuruyor. Doğanın, aklın karşıtı olmadığı bir dünya görüşünü benimsemek gerektiğini söylüyor. Daha insancıl ve daha eşit bir düzende yaşamak için doğayı ve onun uzantısı olarak görülen kadını kontrol eden erkek egemenliğinin son bulması ve yeni bir perspektif geliştirilmesi gerektiğini iddia ediyor ki ben de burada yazara katılıyorum. ‘Kadın doğanın parçasıdır’, ‘Erkek kültürün parçasıdır’ gibi klişeleşmiş söylemleri yıkmanın gerekliliğini gösteriyor. 

İnsan kimliğini ve varoluşunu, doğanın egemeni olarak değil bir parçası olarak algılayıp deneyimlediğimizde çok daha adil bir dünyada yaşayabileceğimiz gerçeği beni de heyecanlandırıyor. Dünyayı, ikilik hiyerarşiler üzerinden görmeyi bırakabildiğimizde (kadın/erkek, siyah/beyaz, akıl/doğa gibi ikilikler) çok daha fazla yol kat edebileceğimize inanıyorum. Farklılıkları kabul etmeyi de kapsayan çocuksu, naif ama zengin ve bilinçli bir ruh hali gerekiyor bizlere.

ecedorsay@yahoo.com

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.