ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 11 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Türkiye'de tiyatro politikaları ve açmazlarSayı: 813 - 25.06.2009


İlk bölümde genel açılardan ele almaya çalıştığım sorunlar silsilesi ile bilinenlerden oluşan hisseli harikalar kumpanyası halini almış bir ülke tiyatrosundaki ileriye dönük asıl sorunları yine olabildiğince ele alarak işin mevzi, alan sorununa değinmekte faydalı olunacağını umuyorum.

Sahne sanatı yapıyoruz ancak sahne sayıları azalıyor. Bu ne demektir. Halk istemiyor kimilerince, o kimilerince taksim meydanına cami yapmak baş sorun. Bu işin bir yanı. Diğer tarafta baktığımızda verilerdeki tuhaflıklar daha Devlet Tiyatrosunun sahne sayısındaki göreceli artışa karşın şehir-sahne açısından ise azalma görülmekte. Nerdeyse 3 katı büyüklüğündeki bir İstanbul şehrine karşı Ankara’daki Devlet Sahnesi İstanbul’un 2 katı. Bunun sebebi Ankara’nın başkent olması olarak açıklamak yahut başkent izleyicisinin kültürel olarak İstanbul seyircisinden daha üst sevyede ve tiyatroyla alakalı oluşunda yattığını söyleyerek geçiştirmek çözümü ötelemekten başka bir durumu açıklamamaktadır.

Evet yapılan bir çok tespitlerde doğru olan yanlar var ancak sahne sayılarındaki azalma ve eşitsizliği açıklamak gerekmekte. Tek başına tespitler teşhisi ortaya koymayacaktır. Hemen o halde gerçeği tüm salgılarıyla bu hak sahiplerini yüzlerine doğru lekelemek bir hak olacaktır.Hadi salgılayalım tüm insani gerçekleriyle odaklayalım yüzlerine.

a)Salgı 1

Profesyonel ve sürekli izleyicisi olan tiyatrolar artık nerdeyse yok denicek kadar az. Bu gerçeklik özel yatırımcıların, Tiyatro Salonu yapmasının önünde duran, yapılacak yatırımın, “karının oluşturulmaması” sonucunu doğuracağı aşikâr olan tek ve en önemli bir engeldir. Hiçbir sermaye gücü , kar getireceği yüzdesel olarak belli olmayan bir yere yatırım yapmaz.

b)Salgı 2

Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren oluşturulamayan özümsenemeyen “öz” burjuva yaşamının, sermaye ve orta gelir sahiplerinde bir yaşam şekli haline gelememesi. Yüzlerce yılda bu kültürü oluşturabilen batılı sömürücü gelenekleriyle, ülkelerin bu sanat ve özgürlüğe tutkun sınıfı oluşturabilmesine karşın, Türkiye sermayesinin kendi geleneklerini oluşturamayan bir sınırlılıkta burjuva kültürüne sahip olamaması. Lümpen burjuvazimiz benzeri garebe sınıflar ise yukardan aşağı devrimlerin aniden yaşandığı ülkelerde hayli bol bulunmaktadır. Bu tür yaşam formu için müzik, resim,tiyatro kendi gerçeklikleriyle bir türlü uzlaşı sağlayamamaktadır. Günahını almayalım Devlet Tiyatro, Opera ve Balesi ise sunide olsa bu sorunun bir nevi merhemi olmaya çalışmıştır.Batılı görünelim meselesi…

c)Salgı 3

Ülkedeki tüm Tiyatro çalışanlarının, özellikle sahne sorunları yüzünden yaşadıkları prova ve sahneleme sorunlarını dile getirecekleri yegane emek- talep haklarını haykıracakları bir sendikanın, hadi gerçeğini bir kenara bıraktım, sarısının bile olmaması sonucunda yaşanan resmi olarak devletin, iktidarların karşısında muhatap olamaması. Bunun sonucunda meydanlarda toplanan birkaç kişiyle yapılan basın açıklamalarının ve imza kampanyalarının maalesef çözümsüz bir acizliğin göstergesi olması sonucunu doğuruyor.

d)Salgı 4

Gerçekten Emekten yana Hak Arayan Sendika sorunun kökeninde ise, ortada duran büyük gerçekliktir tiyatroların ve tiyatrocuların kendi aralarındaki yersiz çekişmeleri, birbirlerini suçlama yarışı içerisinde oluşturdukları lobilerin varlığı bulunmaktadır. Bu bölünmüşlük 80 yıldır vardır ancak ne zamanki toplumsal muhalefetin azaldığı, tiyatroların dünya görüşlerinden yoksun, kar amacı güden kaba komedi yerleri haline geldiği yıllarda daha hızla yoğunlaşmıştır. Örgütsüz bir yığın için, dağınık ve kişiliğini, sahne politikasını oluşturamayan sahne yapıları birbirine bağlayan paralel bir konjüktrel durumu oluşturmaktadır. Birlikteliğin olmadığı tüm yapılar; sistemin kuklası, yönlendireceği birer tahta oyuncak olmuştur. Ama her zaman ipi iktidarların elinde..

e) Salgı 5

Şu an Diyanet İşleri Bakanlığının hacı adayları listesinde çekilecek kurayı bekleyen, eski solcu yeni muhafazakâr Kültür Bakanlığı görevlilerine ve ailelerine bol şans dilemekle beraber, ülkemizde 58 hükümetin hiçbir Kültür Bakanlığı Türkiye’de nedendir bilinir “ Sürekli Kültür Politikası” oluşturamaması işin asıl nosyonunu oluşturan duruma tezahür etmektedir. Devamlı olmayan, kesik kesik, her iktidar döneminde değişen bir yapı içinde günü birlik yapılmaya çalışılanlar ne ölçüde kağıt üzerinde başarılı gözükürse gözüksün, bu politikalar önünü göremeyen her nefeste yamaçtan aşağı düşmeye yaklaşan bir keçinin durumundan farksızdır.

Yutkunmaya alıştırılmış bir halkız farkındayım. O yüzden salgılar kağıt üzerinde, gerçekler ise yeryüzünde..

Hiçbir felsefi tanımlama veya teorik düşünce üretimindeki çözümlemeler, tek başına yaşanıldığı aşikar sorunları tümüyle kendi kapsamına alacak bir genişliğe sahip değildir. Yine de, doğru bir anlayışıyla konunun üzerine gidildiğinde, birçok nokta aydınlığa kavuşabilir . Bunun nasıl gerçekleşeceği, hangi temelde ve nasıl gerçekleşeceği sorularına, henüz zamanımız gereği çok yüzeysel cevaplar verilebilmektedir. Çünkü teorinin kendisini açmazı, sistemleştirmesi ve bir yeryüzü ahlakı haline gelmesi, henüz gerçekleşebilmiş değildir. Bu kaotik yapı karşısında, son derece eleştirel bir tutumun sahibi olunmak ve bunu örgütlemekle ile doğruya daha yakın bir tarzda kendimizi ve yaşamı değerlendirebiliriz.

Ekonomizm’ e girmek istemiyorum. Ancak yaşamlarımızı saran her ölçütün belirleyicisi olan kendisi, konumuzun, görüşlerimizin ana hattını oluşturmaktadır. Ancak bu ölçütü benim yerime Stalin bakın nasıl açıklamış.

“ Ekonomizm , her şeyi mazur gösterir, herkesi uzlaştırır, olayları saptar ve iş işten geçtikten sonra bunları açıklamaya çalışır."
 

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.