ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 3 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Arabesk Müzik Sanat Değil, Toplumsal Bir OlgudurSayı: 753 - 27.03.2009


Çağdaş sanatsız çağdaş yaşam düşünülemez. Ve de sanatın en etkin dalı müziktir. Gelişmesini tamamlayamamış bir toplum olarak, yaşantımızda olduğu gibi, müzik türleri arasında da tutarsızlık, çelişki var. “Müzik, tüm erdemlerin tohumudur. Toplum ve özellikle gençlik bu Tanrısal sanatla yükseltilebilir!’’  diyor Martin Luther. “Bir ulusun ... değişikliğine ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir’’diyor Atatürk ve yine 1934 nutkunda “Kendi ezgilemizi, öz müziğimizi çağdaşlaştıralım, çok sesli yapalım!’’diyor.

Ziya Gökalp, “Ulusal kültürün bir kolu da müziktir. Müzik, insan yaşantısının her süresini kapsayan, toplumun ortak yaşantısını etkin ve güçlü kılan bir sanattır. Bu nedenle ulusal dayanışmanın güçlendirilmesinde müzik diğer sanatlardan daha etkindir. Ulusal müziğimiz, halk müziğimizle Batı müziğinin bağdaştırılmasından doğacaktır. Halk müziğimizi arar, bulur, bunları Batı müziği ile armonize edersek, hem Batılı ve hem de Ulusal bir müziğe sahip oluruz’’diyor.

Eflatun ise, 2400 yıl önce yazdığı Devlet’te, “Bence eğitim müzikle başlamalıdır. Hastalıklara karşı fiziksel güçlülük nasıl gerekliyse, kötülüklere, mutsuzluklara karşı da ruhun güçlülüğü, eğitilmişliği, güzele yönelmişliği o denli gereklidir.’’diyor. Yani yönetenleri ve yönetilenleri ile birlikte tüm toplumun ruhsal sağlığı müzik eğitimine bağlıdır. Bu bakımdan müzik, birey ve toplum eğitiminin temeli olmalıdır.

Benim öğrencilik dönemimde müziğe verilen önem, bugün maalesef yok. Çocuklarımıza müzik adına, arabesk şarkılar öğretilmekte, kulakları bu yoz müziklerle doldurulmaktadır. TV, radyo ve basın da buna aracılık etmektedir.

Büyük Çin bilgini Konfiçyüs, 2500 yıl önce, “Bir toplumun müziği bozuldu mu, o toplumda pek çok şey de bozulmuş demektir. Müzik, karakter ve duyguları yansıtır. İyi müzik insanlara dinginlik verir, erdem verir. Sevgi duyguları aşılar. Neşe ve mutluluk verir. İnsanların yüreklerini iyileştirir. İnsanlar arasında dostluk kurar, birlik sağlar. İyi müzik yapıldığı zaman insan ilişkileri saf olur. Gözler parlak olur. Şarkı söylemenin birbirine etkisi vardır. Müzik büyük gailelerin başında görülür’’diyor.

Bugün hala geçerli olan bu güzel ve doğru düşünceler üzerinde özellikle bizim toplumumuz açısından önemle durulması gerekmektedir. Yozlaşan toplum müziği nasıl bozarsa, yozlaşan müzik de toplumu bozar. Her alanda sağlam temellere oturmuş bir toplum, müziği yozlaşmaktan koruyabildiği gibi, iyi müzik de toplumu yozlaşmaktan koruyabilir.

Yine Eflatun, “-İyi Yurttaş- ve -İyi Yönetici- yetiştirmek için, eğitim kadar, ruhsal eğitim de gereklidir. Bunun temeli müzik olmalıdır. İyi müziğin olumlu etkileri vardır’’diyor. Kaç devlet adamımız klasik Batı müziği konseri dinler. Oysa çiğ köfte ile arabesk müzik iyi gider, değil mi efendim!

Ankara’da ilkokul öğrencisiyken, ünlü opera sanatçımız Belkıs Aran, bir öğlen tatilinde okulda ayaküstü konser vermişti biz minik öğrencilere gönüllü olarak. Bu gibi güzel sahnelere tanık olabiliyorduk o yıllarda. Müzik öğretmenimiz Naciye Yaprak, Ankara Kolejinde bizlere Shubert, Shumann, Mozart dinletiyor ve söyletiyordu. Üç-dört sesli koro oluşturmuştu biz öğrencilerinden. Kulağımız iyi müzikle eğitiliyordu. Bugün aynı şeyi söylemek zor ne yazık ki!

Oysa değil ilkokul, anakokulundan başlaması gerekir müzik eğitiminin. Bir bebeğin ilk müzikle tanışması, annesinden duyduğu ninnidir. Demek ki müzik yaşamımıza her şeyden önce giriyor.

Batılı ülkelerde ailenin bütün fertleri daha küçücük yaşta bir müzik aleti çalmayı öğreniyor. Büyük, küçük herkes bir müzik aleti çalıyor hobi olarak. Bizde genellikle birçok evde gördüğümüz bir piyano, dekoratif bir mobilya olmaktan ileri gitmez.

Türk pop müziği 60’lı yıllarda “Aranjman Müzik’’ gibi yanlış bir tanımla sahnelerde, radyolarda kendini gösteriyordu. Bu yanlış tanım, yabancı bir müziğe Türkçe söz yazılıp söylenmesiydi. Oysa ‘Aranjman’ düzenleme demektir ve de düzenlemesi olmayan müzik olmaz. Taklitçilikten başka bir şey değildi bu.

70’li yıllarda yeni bir akım başlamıştı: “Türk Halk Müziğini Modernize Ederek Söylemek!’’. Bu konuda ilk adımı atanlardan biri bendim. Tabii çok daha önce denenmişti bu, Tülay German’laörneğin. Sonra, nedense vazgeçilmiş. 70’li yıllarda çok tutmuştu bu ve her kesime bir şeyler anlatıyordu. Örneğin Aşık Veysel’den çok sesli yaptığım “Kara Toprak’’, ‘’Güzelliğin On Para Etmez’’öncelikle Aşık Veysel’inbeğenisini kazanmış, “Aferin Afşar, ağzına sağlık! Aman devam et!’’demişti.

Ne yazık ki, bu ileri fikirli ozanımızın gösterdiği duyarlılığı TRT gösterememiş, katı kurallı Denetim Kurulu, her fırsatta önümüze set çekmiş, Doğu-Batı Sentezine her zaman ‘Hayır!’ demişti. Yıllarca bu hiç bir ülkede olmayan bu Denetim Kurulu ile savaşmışızdır. Hala da pek bir şey değişmiş değildir. Eğer TRT bu katı ve Atatürk ilkelerine karşı tutumunu değiştirmiş olsaydı, bugün ‘Arabesk Müzik’ denen bu yoz müzik meydanı boş bulmaz, toplumumuzu uyuşturucu madde gibi böylesine bağımlı kılmazdı.

Arabesk furyası (bu da tabii yanlış bir tanım; bu yoz müzik Orhan Gencebay ile başladı) günümüze kadar kendi aralarında bir çok fraksiyona ayrılarak geldi: Devrimci Arabesk, Taverna Arabesk, Erotik Arabeskgibi. Zaten genelde bizde müzik türleri akıl almayacak kadar çok.

Bir de benim bir benzetim var. Pigmalion örneği, sokak kızını leydi olarak gösterme çabasıyla yapılan arabesk. Yani Arabesk bir ezgiyi pop müzik kalıpları içinde ve iyi bir düzenlemeyle topluma sunmak.

O müziğin yapılmasına, tabii basın, radyo, TV, plakçılar ve ceplerini doldurmayı kaliteli müzik yapmaya yeğleyen, sanatçı geçinen kişiler neden oldu. Ben halkı suçlamayı en sona bırakırım her zaman! Halkın beyni iyi şeylerle yıkansaydı, sonuç bunun tersi olurdu.

Göçlerle başladı bildiğiniz gibi bu müzik. Yani kırsal kesimden kente gelip beklentilerini bulamayan insan-ların düşkırıklığı sonucu düştükleri karamsarlıktan yararlanan kişilerin başlatıp yayması sonucu. Zaten kaderci, karamsar bir bünyeye sahip olan toplumumuzu kavrayıverdi bu müzik. Müzikle birlikte Konfiçyüs’ündediği gibi, “Her şey de bozulmaya başladı.’’ Davranış bozuklukları, lahmacun kültürüyle artan karabıyıklılar, sarı mercedesliler!

Öyle ki bu müzik, minübüs müziği olmaktan öte sosyeteyi de sardı ve bir moda gözüyle bakılmaya başlandı. Hatta aydın kesimde bile. Birgün bir profesör, “Vallahi ben klasik müzik dinlerim, ama bu da rakıyla iyi gidiyor kardeşim!’’demez mi? “Acaba gerçekten uyuşturucu madde gibi alışkanlık yapan bir özelliği mi var bu müziğin?’’diye düşünmeye başladım.

Ama ben kendi adıma, alışmak bir yana, duyduğum an mideme ağrılar giriyor. Amerika’da orkestra şefliği yapan ve aynı zamanda tıp doktoru bir arkadaş olan Ertuğrul Sevsay’a sordum bir yaz Türkiye’ye
geldiğinde. “Herkesin alıştığı bu müzik niye bende fiziksel rahatsızlık da yapıyor?’’diye. “Özellikle kulağı klasik Batı mü-ziği ile eğitilmiş kişilerde ruhsal olduğu kadar, fiziksel rahatsızlık yapması da çok doğal!’’dedi de, “Çok Şükür!’’ bende bir anormallik olmadığına sevindim.

Fransa’da konserler verdiğim ilk yıllarda, Fransız menajerim Jean Michel, Fransız basını ile basın toplantısı yapmak üzere Paris’te özellikle bir Türk lokantası seçmişti. 7-8 Fransız gazeteci ile söyleşi yapacaktık. Türkiye’de Arabesk furyası varken ben Don Kişot örneği, müziğini yaptığım “Arabeske İnat’’isimli kasetimle birlikte, “Arabeske İnat Konserlerimi’’sürdürüyordum.

“Paris’te böyle bir derdim olmayacağına göre, hiç değilse Arabesk konusu kapanacak bir süre!’’diyordum kendi kendime. Ama yanılmışım! Lokantadan içeriye girer girmez koyu bir Arabesk müzikle karşılaşınca tam bir şok yaşadım. Restoran sahibine rica ettim. “Bakın, bizim güzelim türkülerimiz dururken niye bunları çalıyorsunuz? Fransız basını burda. Sonra bunu bizim müziğimiz sanırlar! Nolur bir türkü kaseti koysanız!’’dedim. Dedim ama 3 dakika zor dayandı adam. Bağımlılık var, kolay mı? 3 Dakika sonra değiştirdi yine kendi bildiğine.

Tabii konu yine Arabesk oldu. Fransız basınına bunun bizim müziğimiz olmadığını anlatmaya çalıştım. Konser sırasında da Arabesk-Türk vatandaşlarımızdan Arabesk müzik istekleri geldiğinde, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık, bu müziğin bizimle hiç ilgisi olmadığını, bizim halk türkülerimizin asıl müziğimiz olduğunu, bizim bu müziği çağdaşlaştırarak yabancılara kendi öz müziğimizi tanıtmaya çalıştığımızı bana eşlik eden Tarık Öcal ile birlikte. Sayın Alev Alatlı ise bunlardan bihaber, “Aydınlara Yönelik Saldırı’’kitabının bir bölümünde, benim Paris’te Arabesk savaşı vermemle dalga geçmiş. İlahi Alev Hanım!

1972’de 33 gün süren Sovyetler Birliği konserlerimden Bakü’deki konserimden sonra onurumuza verilen yemekte besteci Fikret Emirof, “20. yüzyılda çeyrek sese saplanıp kalmak cinayettir. Siz kendi müziğinizi çok sesli yapmakla ülkenize ne büyük hizmet ettiğinizin farkında mısınız?’’ demişti. Ben farkındayım da, bizimkiler Sultanahmet Parkında! (Demedim tabii)

Dünyanın en zengin folklorüne sahibiz. Halk danslarımız Djon’da (Fransa’da) hep altın madalya alır. Bela Bartok’tan günümüz müzisyenlerine birçok Batılı müzisyen, örneğin bir Herbieman gelip bizim halk müziği ezgilerimizi alıp kendi müziklerinde kullanmışlardır.

Bela Bartok 1930’lu yıllarda Ahmet Adnan Saygun ile birlikte bir Anadolu turnesine çıkmışlar. Geçenlerde Cemal Reşit Rey’de bununla ilgili bir Fotoğraf Sergisi vardı ve çok ilgimi çekti. Bela Bartok ile birlikte Ahmet Adnan Saygun bir fotoğrafta kağnı arabasına binmişler, öyle gidiyorlar. Sonra sergide camlı bir yerde, ‘’Sandığımı açamadım!’’türküsünü (benim 45’liğini yaptığım bir parça) gördüm. Bela Bartok Anadolu’da bulmuş bu türküyü (kendi elyazısıyla sözleri ve notası yazılan bu türkü sergiye konmuş). Bu bana çok heyecan verdi ve hemen bir fotokopisini çıkarttırdım.

Bizim halk türkülerimizde genellikle karamsarlık yoktur; umut vardır, felsefe vardır. “Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa!’’ diyen bir Aşık Veysel’idüşünün. Bizim halktan çıkma sözler de çok güzeldir. Örneğin Fransa’da yaptığım uzunçaların sözlerini Fransızca’ya çeviren Türkolog Anne Marie du Toscanplantie özellikle “Odam Kireçtir’’sözlerine hayran olup “Hiç bir Fransız şansonunda böylesi bir anlatım yoktur’’demişti.

Yine Fransa’nın Barleduc kentinde bir Konservatuar Müdürü Finactan aldığı plağımı dinleyip özellikle “Drama Köprüsü’’bestesinin aksak ritmi nedeniyle ilgisini çekip öğrencilerine öğretebilmek için bana bir mektup yazarak sözlerinin fonetik olarak yazılışını istemişti.

Görülüyor ki, yararlanılması gereken çok zengin bir kaynağa sahibiz. Bir dönemin kültür bakanlığı sırasında benim önerimle sosyolog ve psikologlardan oluşan bir komite kurmuş ve aylarca çalışmıştık nasıl bir alternatif getirilebilir bu yoz müziğe diye! Sonuç, benim bulunmadığım bir toplantıda alınan bir kararla, basının “Acısız Arabesk’’, “Devlet Arabeski’’diye isimlendirdiği gülünç bir çözüm bulunmuştu.

Karabıyıklı Arabesk bir tipin sözleri Ali İzzet’in “Kıskanırım seni yerdeki karıncadan!’’olan güzelim türküsünden apartılmış, müziği bildiğimiz kemanların Gıyyık Gıyyık ettiği, gereksiz bir tebessümle söylediği bir Arabesk beste idi. İşte buna “Alternatif Müzik’’diyorlardı. İlahi! Ve, o devrin bakanı da böylece sınıfta kaldı.


Esin Afşar'ın İş Bankası Yayınlarından Çıkan ESİNTİLER adlı kitabından

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.