ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1830
Şu an 7 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


PasoliniSayı: 750 - 24.03.2009


İçi şiirle dolu bir sinema anlayışıydı bu.Öncesini Hollywood sineması karşısında bir çıkış olarak düşünülmesi gereken M.L.Herbier’nin ‘L’Argent-1929’, Clair’in ‘’Sous Les Toits de Paris-1930’, Renoir’in ‘Boudu Sauve des Eaux-1932’ ve ‘Toni-1934’, J.Duvivier’nin ‘Au Bonheur des Dames-1930’ , Vigo’nun ‘Zero de Conduite-1933’ ve ‘L’Atalante-1934’ , J.Gremillon’nun ‘La Petite Lise-1930’ , M.Allegre’nin ‘Lac Au Dames-1934’, R.Bernard’ın ‘Les Miserables-1933’ , C.A.Lara’nın ‘Ciboulette-1933’ . Epstein’ın ‘L’or des Mers-1932’ , J. de Baroncelli’nin ‘Crainquebille-1934’ ve Cocteau gerçeküstücülüğünün başyapıtlarından ‘Le Sang d’un Poete-1930’ ile daha sonra M.Carne’ile aynı döneme rastlayan yine J.Renoir’nın ‘Le Grande Illusion-1937’ ve ‘La Regle du Jeu-1939’ , J.Feyder’nin ‘La Kermesse Heroigue-1936’ ve yine aynı dönemde Duvivier’nin ‘Pepe le Moko-1936’ adlı yapıtları ile bildiğimiz (1) ve şiirse l öncülüğünü M.Carne’nin yönetmiş olduğu ‘Le Quai Des Brumes / Sisler Rıhtımı-1938 ile başlayan ve ‘Hotel Du Nord / Kuzey Oteli-1938’ , ‘Le Jour Se Leve-Gün Ağarıyor-1939’ , ‘Les Visiteurs Du Soir / Akşam Ziyaretçileri-1942’ , ‘Les Enfants du Paradise Cennetin Çocukları-1945’ ve ‘Les Partes De La Nuit / Gecenin Kapıları-1946’ ile sürdürülerek Visconti,Rosselini ve De Sica ile devam eden bu akımın şiiri yeraltına çekerek sinemaya uyarlayan en önemli temsilcisi, de İtalyan asıllı yönetmen , şair , yazar,komünist ve eşcinsel Pier Paolo Pasolini’ydi...

Sanatını ‘...gösterişli bir kendini yaralama edimi...’ olarak tanımlayan ve ‘...gündelik ve bilinen bir yaşam yerine , trajik ve bilinmeyen bir şeyleri...’ aramaya çıkan Pasolini’ye göre bu türden bir Underground sinema ‘...Bir teşhir olarak anlamlı bir ölüm arayan her gönüllü için ateş hattına girmeyi açıkça göze almayı zorunlu kılacaktır... Dilsel ihlaller cephesinde şehit düşen yönetmenler ise kendi seçimleri sonucunda,stil açısından sürekli olarak böylesi bir ateş hattında bulunmayı zaten baştan göze almışlar...’demektir.

Tıpkı sanatını anlatırken vurguladığı gibi alışılmışın dışında ve her şeye karşı meydan okuyan bir yaşam sürdürdü Pasolini.1950’lerde Roma’da yoksulluk içinde geçen günlerinden esinlendiği ‘Acımasız Hayat ‘ adlı romanıyla bir yandan sürekli karşısında durduğu öz yaşamını bir yandan da bütün insanlığın yapışıp kaldığına inandığı yaşama içgüdüsünü eleştirel bir dille anlatmaya çalıştı.

Sanatın hemen her dalında ürünler veren ve kendi parası ile bastırdığı ilk şiir kitabında anayurdu Venedik’in Friulano ağzını kullanan Pasolini’nin şiir ve roman’la kurduğu bu çeşitlemeye dönük ilişki hemen hemen bütün İtalyan ağızlarını kullanarak sinemayla kurduğu ilişkiye de yansımış,peşine düştüğü şiirsel sinemayla popülizmin uzağında,kolayca ilişkiye geçilen ama bir o kadar da rahatsız edici bir dile ulaşmasını sağlamıştır.

İster şiirle ister romanla isterse sinemayla olsun, sanki hiç tanınmayan ama mutlaka tanınması gereken bir ‘şey’i yaratmaya ve göstermeye uğraşan Pasolini’ye göre kendinde bir yaratma edimi vehmeden ve yaratma tehlikesini göze alan her yaratıcı başından sonuna kadar bir ‘Ateş Hattı’ gibi duran bu alan girdiği andan itibaren bütün yönetici ve dikte edici kodlara karşı sürekli bir meydan okuma içerisindedir.

Ona göre yaratıcıya yaşam karşısındaki gerçek konumunu kazandıracak olan bu meydan okumanın bir diğer anlamı da,silahları daha baştan düşmanın eline teslim ederek yaşama içgüdüsünün doğal çekiminden kurtulabilmektir. Çünkü bile isteye girilen bu cephede verilecek savaşın hedefi durumundaki özgürlüğün ‘...İnsanın kendi ölümünü seçme özgürlüğü olmasının dışında başkaca bir anlamı yoktur...’

Karşısında tepeden tırnağa silahlanmış bir düşman istemektedir Pasolini;kendine dair isteği ise gücün şiddeti karşısında,savunmasız bir biçimde tamamen çıplak kalmak,gülünçlükten ayıplanmaya,skandaldan hayranlığa kadar pekçok şeyi göze alarak anlatabildiği bütün dillerde ‘göstermek’ ve ‘teşhir’ etmektir.

Teşhir olmayın ca özgürlükte olmaz der Pasolini .‘...Hoşgörü ve işbirliği ile karşılanan kişi yaratıcı olamaz,yaratıcının toprağı,toplumun güvenli kolları değil,düşmanın tehlikeli yurdudur.Yaratıcı yaşamla değil ölümle iç içedir,iç içe olmalıdır.Yaşamı sonsuz bir kötümserlikle sever.Onun yaşamı sevmesi,hiçbir şeye inanmamasından kaynaklanır,çıkardan,yararcılıktan büyük bir aşkla kaçar yaratıcı.Bu nedenle çalışmaları,ırk düşmanlığı türünden tepkiler bile çekebilir.Oysa tepki çekmekten değil,çekmemekten korkmalıdır yaratıcı.Tepki çekmemesi,sesinin cılızlığının,sözlerinin anlamsızlığının göstergesidir ve yaratıcılığına gölge düşürür...’ (2)

Gerek dinsel gerek cinsel,gerekse siyasal açıdan birbirine ters düşen ve kendine özgü yaratıcı çatışmasını şekillendiren tercihleriyle de tanımlamaya çalıştığı yaratıcıya benzer bir ayrıcalığa sahiptir Pasolini.

Eşcinsel oluşu nedeniyle Komünist partiden ihraç edilmiş,komünizme inanmış olsa da, kutsal olanın tek gerçek olduğunu öne sürmüş bir şairdir Pasolini.Bu anlamda sanatını –yaratısını-belirleyen dört temel olgunun böylesine birbirine zıt şekillerde iç içe geçmiş olması ise hayli ilginçtir.

Öncelikle bir komünist olsa da,bütün kodların karşısında duran bir ideoloji adamı olarak komünist kod’unda karşısında olan bir sanatçı duruşu aranmalıdır Pasolini’de.Ve bu duruşun tipik Hıristiyan inancının dışında kalan bir kutsal ile ,egemen Heteroseksüel Hedonizmin dışında kalan Eşcinsel seçimle yakından ilişkili olduğu kadar,Şiir’in o kendinden başka hiçbir şeye benzemeyen ve kendisinden başka hiçbirşeyle ifade edilemeyen başka(laştırıcı)lığı ile de yakından ilişkisi vardır.

‘Teorema-1968’ , ‘Aziz Matyas’a Göre İncil-1964’ ve ‘Domuz Ahırı-1969’ bu dört temel olgunun iç içe geçtiği ve ayrıştığı yapıtlar olarak Pasolini’nin ne kadar komünist, ne kadar eşcinsel, ne kadar Hıristiyan ve ne kadar Şair olduğunu açığa vuran birçok ipucu içermektedir.

Yaşamından sanatına yansıyan bu temel olgulardan kutsal olanla (din) siyasal olan (komünizm) sanat yoluyla yaratılması, gösterilmesi, teşhir edilmesi gereken yaratıya ulaşmak için oldukça kullanılışlı bir alan açar Pasolini’ye. ‘Teorema’da görüleceği gibi,yoğun bir burjuvazi eleştirisine girişirken,masumiyetin ancak burjuva ahlakıyla kirlenmemiş alt tabakalarda (örneğin çözülmeden değişebilen Hizmetçi’de) olanaklı olabileceği anlatılarak bütünüyle Marksist bir ifade tarzını KULLANIR...

Yine ‘Teorema’da olduğu gibi ‘Aziz Matyas’a göre İncil’ de de Ateist bir sanatçı olarak ‘İsa’yı anlatır ve kendi deyimiyle ‘discours libre indirect-dolaylı özgür (bir) söz’ arayışına girerek sanki de gerçekten inanmış bir insanı içinde hissedercesine Din’i KULLANIR...

Bu anlamda her ikisi de birer kullanım aracı olarak belirginleşen Din ve İdeoloji dışında geriye kalan ve Pasolini’yi bütün aykırılığı ile tanımlayan iki temel olgudan sözedilebilirki; bunlar da Onu Eşcinsel bir Şair (Ozan) olarak tanımlayabileceğimiz cinsel tercihi ve şiiriyle ayrışan gerçek yaratıcılığını şekillendirir.

Yeraltına indirdiği ‘Avangart’tan insanlığın alt katmanlarında edinilmiş bir şiirsellik çıkaran Pasolini, şiir dili ile düzyazı dili arasında bir yerlerde duran ve hem alıcının hem de yaratıcının kolayca fark edip fark edilebileceği yeni ve özgün bir dil arayışıyla ‘...kendi dilini, kendi ‘söz’ünü yani kendi şiirini yaratan’ bir ayrıcalık koyar ortaya.

Onun görüntü imlerle yaratılmış bir dil olarak anlatmaya çalıştığı bu dil hali hazır durumdan seçilip alınmış, varsayıma dayalı ve konuşulmasa da kendini gösterip duyurabilen bir görsel kaynağın ürünüdür.

Sadece bir sinema yapıtı olmanın ötesinde kolay kolay tüketilemeyecek bir şiirsel sinemayı besleyen bu ‘imgesel görüntü diliyle’ bile başlı başına bir karşı duruşu şekillendiren Pasolini böylece bir yandan aykırı ve üst bir dil edinirken, diğer yandan da kitlenin yüzeysel birleştiriminden ve sözde eşitliğinden farklı bir alan yaratır.

Belki de aradığı ‘Gerçek İnsan Sesi’ ni böylece bulmaya çalışır Pasolini. Ve bu sesi de çoğunlukla bütün düzgünlüklerin, hizalandırmaların, sınırlandırmaların ve bilinenlerin dışında söylenmeden duyulan bir tersine şiirle göstermeye/duyurmaya çalışır...

ALINTIDIR.

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.