ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


12 Eylül’den “Sıyrılıp Gelen” Şarkılar Sayı: 748 - 20.03.2009


12 Eylül 1980 askeri darbesi, öncelikle son yirmi yıl içinde hızla yükselen hak ve özgürlük mücadelesinin önünü kesmekle birlikte ülkenin kültür-sanat gelişiminde de köklü değişimlerin yaşanmasına neden oldu. Kızılok, Ortaçgil, Grup Yorum ve diğerleri...

1980 sonrası, birçok sanat dalı gibi, müziğin her dalında da bir durağanlık söz konusuydu. Müzik dünyasının devrimci hareket içinde yer alan isimleri özellikle sus­turulmuştu.

1980 darbesinin ardından, devrimci hareket içinde yer alan müzikal isimler ve yaşadıkları siyasal dinamizm bıçak gibi kesildi. Bazıları yurtdışına çıkıp geri dönmediler. Bir başka bölümü yargılandı, tutuklandı. Bir bölümüyse, çe­şitli basınçlardan ve müzik yapımcılığının kalbi İMÇ'nin ürkmesinden dolayı al­büm, yapıt yayınlayamadılar. Yani, bu hareketlilik tam anlamıyla sindirilmişti.

Âşıkların bir kısmı yurtdışına çıktılar, orada yaşamayı seçtiler. Âşıklara oranla, daha kentli, devrimci halk ozanı kimliğiyle önceki onyılda özel bir role sahip Ruhi Su usta, sayısız baskıya maruz kalacak, sindirilmeye çalışılacak ve kansere yakalanıp, tedavi için yurtdışına çıkması bilinçli olarak engellenecek; hastalığı ağırlaştıktan, iş işten geçtikten sonra pasaport verilse de bu hastalıktan kurtulamayıp 1985 yılında ölecekti.

Zülfü Livaneli

Bu istisnalar arasında, yeni müzikal açılımıyla, 1984'ten sonra üretimini aralık­sız sürdüren tek isim Zülfü Livaneli oldu. Livaneli, Avrupa'daki yaşamıyla olan ba­ğını hiç kopamadığından, üretimine hep devam etti. Dönemin karmaşasının, hüznü­nün ve yalnızlığın işlendiği baladlarıyla on yıl boyunca büyük ilgi gördü. Ama önceki on yılın görece radikal duyarlılığından uzaklaşmış bir Livaneli vardı ortada.

Bu on yılın hemen başlarında Theodorakis gibi, Faranduri gibi sanatçılarla ilişkilere girecek, Avrupa'da ve Türkiye'de konserler bile verecek­ti. Sonuçta, ortaya, tartışmaya açık, ilginç albümler çıkacaktı. Ege kültürü ve makam müzi­ğinin duyarlılığı, geleneğine yaslanan şarkılardı söyledikleri. Bir bireyselleşme bu süreçte tabii ki belirleyiciydi. Ama siyasal anlamda gitgide liberalleşen bir serüven­di Livaneli'nin yaşadığı. Bu dönem, sola yönelik baskı sürerken, Livaneli'ye TRT dahil tüm kapılar açılıyordu.

Cem Karaca, Şanar Yurdatapan ve Melike Demirağ

Cem Karaca, Şanar Yurdatapan ve Melike Demirağ ise darbenin ardından uzun yıllar yurtdışında sürgün hayatı yaşadılar. 12 Mart darbesi son­rasının bir başka önemli figürü olan Sadık Gürbüz de yoğun baskılar yaşadı. Çalış­malarının önü kesildi. Yine de Toprağım ve Sevdam adlı ilginç bir albümle 1980'lerin sonlarında dikkat çekti. Demokratik birçok eylemin bu dönemde neferi olmaya devam etti Gürbüz.

Fikret Kızılok – Bülent Ortaçgil

12 Eylül darbesi, 'ortanın solu' ekseni içinde değindiğimiz şarkıcıları fazla etkile­medi tabii ki. 1977'den sonra bu ortamdan uzaklaşan Fikret Kızılok, 1980'lerin orta­larına gelirken, Bülent Ortaçgil'le beraber 1983–1984 yıllarında Çekirdek Sanat Evi'ni kurdu. Kentli, önemli müzisyenler bu platformu desteklediler.

80 sonrası ortaya çıkan gruplar

Tabii ki 1970'li yılların devrimci dinamizmini yakalamak mümkün değildi. Ama yeni yeni filizlenen bazı muhalif müzikal açılımlar da özellikle 1983 yılıyla beraber kıpırdanmaya baş­ladılar.

Çok üzücü, acılarla dolu bir baskı dönemiydi yaşanan. Ortaya, kendine özgü bir protestocu hareketlilik çıkmaya başlayacaktı. Çoğu, 12 Eylül öncesi devrimci plat­forma yakın duran veya militan kimlikle içinde yer alan gençlerin, üniversitede oku­duğu veya yeni bitirdiği zaman diliminde, farklı müzikal açılımlara adım atmaya başladıkları gözlemleniyordu.

Yeni Türkü

Bu yeni, muhalif karakterli grup üyelerinin büyük çoğunluğu, 1970'li yılların ikinci yarısında yükselen farklı sol örgütlenmeler içinde, aktif veya pasif yer almış öğren­ci gruplarının üniversiteler veya dernekler bünyesinde buluşmaları sonucu, 12 Eylül darbesinin ardından gruba dönüşmeleri olmuştu. Bu evrilme içerisinde tek istisna durumu Yeni Türkü grubu oluşturuyordu.

1979'da yayınladığı ilk albümüyle fazla yankı yapamayan Yeni Türkü grubu, müziğinde ciddi bir değişim yaşayarak, 1983 yılında çıkan Akdeniz Akdeniz albü­mündeki bazı şarkılarla en azından kentli, üniversiteli kesimlerin ilgi odağı olmaya başladı. 'Kirli' dünyaya hüzünlü, dramatik bir tepkiyi simgeliyordu bu şarkılar. Dönemin kapalı, kırılgan du­yarlılığına bu ve buna benzer şarkılar cevap veriyordu. Bir küskünlüğü yansı­tıyordu çoğu şarkı. Ve tüm bu müzikal yapı Akdeniz müziğinin karakteristik özellikleriydi. Ama 1980'lerin sıcak, baskıcı orta­mına kararlı bir alternatif duruşu sürdüremedi.

Ezginin Günlüğü

Bu on yıl, muhalif kimliğiyle, müzik tavrıyla bir başka önemli grup olarak Ezgi­nin Günlüğü'nü anmak gerekiyor. Onlar da, diğer gruplar gi­bi, 1982-1983 yıllarındaki yoğun baskı döneminde yeni müzikal arayışlara adımla­rını atıyorlar. Bu grubu oluşturmaya sıvanan ilk dönem müzisyenlerinin ortak pay­dası, TİP ve dolayısıyla İşçi Kültür Derneği bünyesinde yetişen bir grup olmaları. Ruhi Su'nun sesi ve müzik algısından da esinlenen üyeler, yeni şarkı formu arayış­larını öncelikle klasik batı müziği geleneğiyle, geleneksel halk müziğini kaynaştır­makta bulmuşlardı. Türkülere yeni bir form ve düzenleme biçimi getirmeyi hedefle­diler. Bu, siyasal perspektiflerinin de bir tezahürü gibiydi. Türkülere yeni bir form ve çokseslilik biçimi kazandırmayı çabaladılar çokça. Doğru bir müzikal seçimin, muhalif bir müzik tavrının bu bileşen olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu, ama en azından müziğin kendisiyle, koral müzikle ilginç köprüler kuruyorlardı.

Bu on yılın sonunda beli­ren soundlarının bir 'poplaşma' serüveni olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Ama bu iç değişimlerine rağmen, muhalif bir müzik duyarlılığını yine de bir müzi­kal hassasiyet içinde sürdürmüştü Ezginin Günlüğü.

Bulutsuzluk Özlemi

Bu muhalif müzik hareketliliği içinde, protest tavırlı rock ve folk izlenimleriyle dikkat çeken iki grubu daha anmak gerekir. Biri Mozaik, diğeri Bulutsuzluk Özle­mi. Bu gruplar 'protest' tavırları dışında, müzikal boyutta ortak paydaları pek olma­yan ekiplerdi. Mozaik'in siyasi nosyonu, tavrı, müzikal seçimleri daha dünyevi bir müzik algısını işaretliyordu. Bulutsuzluk Özlemi ise, 'Türkiyeli' yanı yer yer belirginleşen bir rock duruşunu yansıtıyordu. Sıkı bir rock tavırdı ortaya koydukla­rı. Rock'n roll ruhuna özel bir muhalif duruşu katabilmişlerdi. Bireyin halleri de­vamlı sorgulandı şarkılarında. İki grubun belki tek ortak yanları şarkılarında apayrı tavırlarda da olsa hoş bir ironi üretmeleriydi.

"Özgün müzik"

12 Eylül darbesinin ardından gelen suskunluk sürecinin içinde bir başka müzikal oluşum daha filizlenmeye başladı. 1970'li yılların 'devrimci müzik' duyarlılığının çok farklı, ama o denli de karmaşık bir müzikal tezahürüydü ortaya çıkan. Bu müzikte adını duyurmaya başlayan­lar, yeni kuşak, yani darbe sonrası dikkat çeken genç şarkıcılardı. Bu tarz, özellikle 1980'lerin ikinci yarı­sıyla beraber büyük ilgi görmeye başladı. Birkaç yıl bu çizgiyi temsil eden sayısız şarkıcı albümleriyle be­lirdi. İşin garibi, 'özgün müzik' denilen bu tanım öyle yaygınlaştı ki, bir ara, bu soundun içine girsin girme­sin, sol bir toplumsal duyarlılığı yansıtan her şarkıcı ve grubun yaptığına 'özgün müzik' denilip duruldu.

Sol bir tavrı temsil eden şairlerin şiirleriydi özellikle bestelenmek üzere seçilen. Emekçi'den Zülfü Livaneli'ye önceki on yılın birçok sol duruşlu şarkıcısından müzikleri itibariyle feyz alıyorlardı. Söyledikleri, bütünlük içinde ne şarkı ne de türkü formuna benziyordu. Yapılan, çoksesli bir müzikti. Ara­besk müziğin vokal biçiminden de çoğu kıyasıya yararlanıyordu. Bu müziğe sol ay­dın kesim kıyasıya tepki gösterse de, bu müziğin belki de yaratıcılarından diyebile­ceğimiz Ahmet Kaya, bu on yıl bittiğinde, bırakın toplumcu duyarlılığı simgeleyen gençliği, sol politik tavrından ödün vermediği halde, bu on yılın sonlarında şarkıla­rıyla Türkiye'nin sevgilisi olacaktı.

Grup Yorum

Grup Yorum, bu dönem çıkan gruplar arasında en popüler olan, albüm­leri en çok satan, ama aynı oranda da en çok baskıya maruz kalmış; elemanları tu­tuklanmış, konserleri yasaklanmış, albümleri toplatılmış grup durumundadır. Kuru­luşları 1985 yılına kadar uzanır. İlk albümleri Sıyrılıp Gelen ise 1987 yılının sonba­harında yayınlanacaktır. Hemen bu albümle birlikte, devletin başlattığı baskı ve sin­dirme çabaları, bırakın 1980'li yılları, bugüne kadar sürecektir.

Yorum'un temel kaynakları, halk müziği geleneğine yaslansa da, dünya devrim­ci müziğiyle hem düşünsel, hem müzikal anlamda açık köprüler kurmuşlardır. Bu grup 1990'lı yıllarla birlikte bir tür fenomen olacaktır. Yaşadıkları devlet baskısı, tu­tuklanmalar, işkenceler bu grubun yok olmasını sağlayamamış, tam tersine, tempo­lu bir şekilde çıkardıkları her albüm büyük bir ilgi görmüştür.

Bu grubun yaşadıklarını herhalde dünyadaki hiçbir devrimci grup veya şarkıcının yaşadığı söylenemez. Siyasal iktidarların demokrasi konusun­daki aczini, çaresizliğini, baskısını en iyi Yorum'un yaşadıkları yansıtır.(SÇ/EÜ)

* Semra Çelebi bu yazıyı Orhan Kahyaoğlu'nun kitabından derledi.

** Grup Yorum - Sıyrılıp Gelen, Orhan Kahyaoğlu, NeKitaplar, Eylül 2003, İstanbul, 423 sayfa.

BİANET
 

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.