ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1837
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Türkiye'de Kentli Müziğin GelişimiSayı: - 27.02.2006


Sanatın gelişimi, toplumlardaki dinamizmin bir aynası oldu tarih boyunca. Her devrin başlangıcı, gelişmesi, bitişi olduğu gibi o devre damgasını vurmuş bir sanat dalı, öne çıkmış bir ekol veya bir değişim söz konusu oldu. Bu sanatın doğasında olan yenilenmenin de bir kuralıydı belki de.

Müzik de bu değişim-yansıma ilişkisinin en fazla göz önünde olanıdır kimilerine göre. Yazın, plastik sanatlar ya da sahne sanatları, toplumla olan ilişkileri bakımından müzik kadar akılda kalır olmadı hiçbir zaman. Bunda müziğin geniş kitleleri etkileyen büyüsü vardı elbette. Rönesans devrinin müziğini günümüzde bile hemen her yerde dinleme olanağınız varken ya da Carmen'den bir aryayı bir fon müziği olarak duyabiliyorken Shakespeare'i okumak için gidip kitabı almanız gerekiyor, daha iyi anlamak için de İngilizce bilmeniz. Müziğin evrenselliği de bunu getiriyor olabilir. Bu bakımdan da 'gelişim'e tanıklık etmede ve bugünlere taşımada en çok güvenilen hep müzik oldu. Resmi tarihlerde olmasa bile sivil tarihlerde bir dönem anlatılırken mutlaka o dönemde kulakları dolduran müzikten bahsedildi. Kayıtlar yapıldı, kolleksiyonlar yapıldı, arşivler oluşturuldu. Hele yaşadığımız çalkantılı ve hızlı yüzyıl birçok yeniliğe olanak verdi, jazz doğdu, kabare müziği, tango, popüler müzik, rock müzik değişik dönemlerin sesi olarak kaldı 1900lerden…

Müziğin Türkiye'deki serüveni hemen her sosyolojik olguda ve sanatta olduğu gibi "Türkiye'ye özel" bir çizgi izledi. Cumhuriyet'in kurulması bu yüzyılın en önemli olayıydı. Cumhuriyete kadar halk müziği ve saray müziği olarak ayrılmış tınılar artık çeşitlenecek, batılılaşma hareketleri müzikte de bir batılılaşma eğilimini getirecekti doğal olarak. Radyonun bunda çok önemli bir payı vardı. Önce Klasik Batı müziğinin "Türk" çe uyarlamaları desteklenecekti, Türk Beşleri ortaya çıkacak, Anadolu folklörünü araştırıp sentezler oluşturacaklardı Batı müziğiyle. Klasik Türk Müziği bir süre terkedilmiş çocuktu artık, "a la Turca" müzik eskinin, sarayın çağrışımcısıydı. Buna karşın Münir Nurettinler, Saadettin Kaynaklar parlak çağlarını yaşamaktan geri durmadılar. Yine de yapılan, "İstanbul" yani "eski başkent" müziğiydi. Boğaz'a bakıp içlenerek yazılan şarkılardı dillere dolanan. Ancak "Türkiyeli" bir müziğin varlığından bahsedilemezdi henüz. Anadolu'da ise Halk Müziği daha egemendi tercihlerde. Doğup büyüdüğü yerlerin türkülerini radyolardan duymak Anadolu insanına daha çok hitap ediyordu. Kentleşme henüz başlamıştı Türkiye'de, köy kültürüne alternatif olarak şehir hayatı, sanayinin varlığı yeni yeni bilindik olmuştu Anadolu insanına. Ancak türkülere alternatif bir kent müziğinin varlık bulması için yeterli bir şart değildi şehirlerin oluşması.

Beklenen atılım yine İstanbul'da gerçekleşecekti, yüzyılların birikimiyle "kent" olmaya en yakın kent İstanbul'da. Çünkü sosyo-ekonomik ve kültürel açılardan ve nüfus bakımından İstanbul yüzünü Batı'ya en çok dönmüş olan merkezdi. Avrupa'da ve Amerika'da popüler müzik klasik müziğe bir alternatif oluşturuyordu, Türkiye'de bunun yansımalarını görmek zaman almadı, "aranjman"devri başladı. İlk etapta üretime yönelmek yerine zaten üretilmiş olanı Türkçe'ye çevirmek, belki de bu kentli altyapı eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

60’lı yıllar Batı'da gençlik hareketleriyle anılan yıllardı, sonradan 68 kuşağı diye adlandırılacak olan gençler, siyasi anlamda olduğu kadar müzikte de iz bıraktılar, çiçek çocuklar sisteme karşı çıkışlarının ifadesini Beatleslarda, Pink Floyd’larda buldular, rock müziği politik bir kimlik kazandı.

68 Hareketinin ve müziğinin Türkiye'deki yansıması oldukça verimliydi. Aranjmanlar devri yerini yine bir başkaldırının müziğine bıraktı. Kendileri 68 li olan zamanın gençleri artık yaşadıkları zamanı yazdılar müziklerinde, Türkiye'de de Türk sanatçıların ürettiği popüler müzik başlamış oldu böylelikle. Düzene başkaldırı olması bakımından, üretenlerinin eğitimli ve şehirli sanatçılar olması bakımından, yapılan kentli müzikti aslında. Televizyonun da yayına başlaması bu müziğin Anadolu'daki gençlere hitap edebilmesini kolaylaştırdı. Kent çocukları kendileri çalıp kendileri söylemiyorlardı artık yaptıkları müziği. Plaklarla, televizyonla binlerce insana yayılabilmişti. Zamanla, kent müziğinin kendi içinde de çeşitlenmeler başladı. Anadolu rock diye bir tür ortaya çıktı örneğin, türkülerin gitarla bateriyle tanışması demekti bu, dinleyici de buldu. Kentte doğup büyüyüp beslendiği müziği yapmak varken, hiç görmediği Anadolu köylerinden ezgiler, sözler alıp "bunlar bizim kanımızda var" diyerek, halkçılığa soyunmak popüler müziğin gelişimi açısından olumlu olabilirdi, ancak kentli müziğinin gelişimine bir fayda getirmedi. Getirmiş olsaydı, ilerleyen yıllarda, özellikle 80lerden sonra ortaya çıkan göç insanlarının müziği arabesk ve 90 lardan sonra ortaya çıkan kent ile köy kültürü arasına sıkışmış kimliklerin müziği "Türkçe pop" un adından bile söz edilmezdi bugün.

Popüler müzik toplumların dinamizmi devam ettiği sürece doğal olarak ortaya çıkacak bir müzik türü. Ancak batıda bu, kentli müzik anlamında yapılırken ve bu yüzden başarılı olurken, Türkiye'de bir türlü arınamamış bir müzik olmaya devam edecek gibi görünüyor. Kimi zaman "arabesk", kimi zaman "fantazi", kimi zaman arabesk tınılarıyla yüklü ama adı pop olan ne idüğü belirsiz bir müzik, kimi zaman yeniden "yorumlanmış" türküler, kimi zaman alaturka motiflerle süslenmiş, araya ud, kanun nameleri girmiş bir "pop" müzik, kimi zaman "nostalji", kimi zaman "best of", ama hepsi dönem dönem "popüler". Oysa kentli müzikten çok uzak.

Bu noktada durup yazının başlığını tekrar düşünmek gerekiyor: Türkiye'de gerçekten kentli müziğin gelişimi diye bir şey var mı?

Ancak son yıllarda jazz müziğinin Türk sanatçıları tarafından yorumu, kendi deneysel müziklerini yapan sanatçıların tanınmaya başlaması da iyi bir işaret, her ne kadar meyvelerini, yani müzikal tarihimize bir ivme kazandırma görevini, henüz vermemiş olsalar da. En azından kentlerde yapılan, kent kültürü almış insanların ürettiği bir kent müziği oluşumunun var olması sevindirici.

Türkiye'de popüler müzik tarihine bu açıdan bakılınca, benim aklıma kendi müziğini yapan, her türlü "sentez"den uzak, gerek müzikalite gerek sözcüklerle ifade ettiği her şey arınmış, doğduğu, büyüdüğü, okuduğu, beslendiği kültürün müziğini olduğu gibi ortaya çıkaran, kısacası batılı anlamda kentli müzik yapan, "bugün"ü anlatan tek bir sanatçı geliyor: Bülent Ortaçgil.







Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.