ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1835
Şu an 3 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Türkiye'de müzisyen (ya da "New York'ta İngiliz") olmakSayı: 679 - 05.12.2008


Türkiye'ye kesin dönüş yapmadan hemen önce Avrupa'da geçirdiğim son yılları düşündüğümde kendime şu soruyu sormadan edemem: O zamanlar acaba ben daha araştırmacı olduğum için mi, yoksa daha fazla alternatif sunulduğu için mi öylesine büyük bir coşkuyla, ardı arkası gelmeyen "yeni" müzikler keşfediyordum? Bugün hala beni en fazla etkileyen müzisyenlerin albümlerini -ki bazıları ülkemizde hala yok- orada keşfettim, konserlerini izleme fırsatını da orada buldum.

Oysa ben müziği ciddiye almaya Türkiye'de karar verdim, bu yüzden de en anlamlı müzik eğitimimi burada aldım; ufkumu burada genişlettim, teorik ve pratik bilgilerimi burada arttırdım. Ve müziği hala eskisi kadar seviyorum. Ve hala başucu albümlerim var ama bana o bazı heyecanları yaşatan müzisyenlere yenileri hemen hiç eklenmedi.

"Alternatif" tınılar adı altında ülkemizde caza yaklaşan müzikler ve "etnik" denilen harmanlamalar var. Başka açılımlara rastlamak kolay değil. Tabii sanatçı, buna neden olarak hemen çevresindeki zorlukları işaret etmeye eğilimli olur: Ekonomik durumun elverişsizliği, bilgililerin yetkisizliği, yetkililerin bilgisizliği ve daha neler neler. Fakat zannederim ki daha vahim bir durum var: Sanatçının, ister istemez kendi üretimini köstekleyen bir mantık yapısı içinde düşünüyor olması. Kısaca açmam gerekirse, bunun ülkemize ait bir "ideoloji" meselesi olduğu kanısındayım: Çok eskilere dayanan ve artık olmadığını düşünmek isteyeceğimiz bir sıkıyönetim politikası, sınıf gözetmeksizin kanımıza işlemiş ve aile hayatımıza kadar sızmış. Öyle ki, bugünün en genç nesli bile bu sıkıntının farkında. Onu bunu suçlamanın, hiçbir şeyi beğenmemenin aslında kendisini kurtarmadığını biliyor, hissediyor, bunu aşmaya çalışıyor ama hem kendi stereotipinden hem de çevresinin etkisinden kurtulamıyor, bu döngüden bir türlü çıkamıyor.

Akbank Caz Festivali kapsamında Miroslav Vitous'un verdiği workshop'u izlemek, benim için çok üzücü bir deneyim oldu. Konuşmalardan sadece bir-iki örnek vermem yeter:

Katılımcı: Müziği de sinema yapar gibi mi düşünüyorsunuz, yani kafanızda sahneler kuruyor musunuz?
Çevirmen: Hayır, öyle olmuyor.
Katılımcı: Ya biliyorum, sen de müzisyensin, ama lütfen tercüme et.
Katılımcı: Ben 24 yaşındayım, falan, öğrenciyim, falan. Müziği seviyorum ama müzik bilmiyorum. Nasıl öğrenebilirim?
Katılımcı: Moruk, burada ciddi müzisyenler var, adam gibi soru sorsana ayıp oluyor.
Katılımcı: Sen çok saygısız bir adammışsın, ben burayı terk ediyorum. (O sırada Miroslav Vitous soruya cevap vermekteydi, ama öğrenci yarım yamalak bir İngilizceyle ona değil, arkadaki katılımcıya kızgın olduğunu söyleyip gitti.)

Üniversitede müzik okuyan gençlerin egolarının, Miroslav Vitous gibi bir müzisyenin karşısında bu denli yükseklerde seyretmesini anlayamayacak kadar onlara uzağım. Kendimi bir kontrbasçının workshop'unda değil, "ekşisözlük" tarzı web sitelerinin mensupları arasında gibi hissettim. Böyle bir ortamda bu workshop'tan veya başka workshop'lardan ne alabilirlerdi bilemiyorum. Bana öyle geliyor ki bu konuşmalar, onların kendilerine de inanmadıklarının kanıtı...

Sonuçta sadece sosyal hayatta değil, sanat hayatımızda da kendimizle kavga halinde gibiyiz. Bazı bağımsız medyalar sanat için ellerinden geleni yapıyorlar; bazı festivaller sayesinde de yeni fikirler, yeni yüzler görüyoruz ama bunlar bizi yeterince besleyemiyor. Ülkemizdeki plak şirketleri, konser organizatörleri, yeni müziklere güvenmekte ve bağımsız işlere destek vermekte zorlanıyor olabilirler ama müzisyenler olarak daha ciddi, daha derin bir sorunun farkına varıp, belki de sorunu bireysel düzeyde çözmeye çalışarak başlamalıyız işe. İşte o zaman çark, er ya da geç tersine işlemek zorunda kalacaktır.



antipopüler

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.