ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1822
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Rock sıradanlaşırken caza selam Sayı: 651 - 27.10.2008


Eskiden rock ile pop kesin çizgilerle ayrılırdı. Bu ayrım tür anlayışından çok müziğe bakıştaki ciddiyet ve kalıcılık açılarından da belirginleşirdi. Günümüze gelindiğinde ise rock, pop’un yerini aldı, diyebiliriz. Şeklen geleneksel biçim sürüyor olsa da müzikal olarak pop’un kuralları ve pazar biçimleri rock’ın içindedir. Bu sadece müziğin üretiminde, uygulanışında ve pazara çıkışında değil dinleyici ya da dinleme biçimlerinde de geçerlilik taşımaktadır.

60’lı yılların müzikal ortamında pop ile rock ayrımı ince bir çizgideydi. 60’ların sonlarında rock kendini bir kulvar yukarı taşıyarak ayrım çizgilerini koyacaktı. Bunun için de en büyük katkıyı siyahi blues tarzından alacaklardı. Blues’ın samimi sunumu onlara doğaçlama geleneğini kazandıracaktı. Yanı sıra gelen klasik müzik ögeleriyle de 70’li yıllarda rock müzikal açısını zirveye taşımıştı.

Geçiştirilen albüm kriterleri 

Senfonik düzendeki işler ve blues soloları ile şarkıların süresi uzuyordu. Bunların konser yorumlarında ise sololar ve doğaçlamalarla süre yarım saati bile aşabiliyordu. Blues’ın samimi sunumunun etkisiyle konserin dinleyicileri de önem kazanıyordu. Her konser dinleyicinin enerjisi ile farklı boyutlar çıkarılıyordu. Diğer bir güzellikte her grubun diğerinden farklı dünyayı sunabilmesiydi. 60’ların ve 70’lerin rock gruplarından herhangi birini ilk defa dinlemiş dahi olsanız, diğerlerinden ayırabilirdiniz.

Gelişim yıllar içinde böyleyken şimdilerde, 15 yıl öncesini arar haldeyiz. Zira bugün rock müziğinde solo tasfiye edilmiş durumda. Sahnede doğaçlama yapabilecek grup, neredeyse yok gibi. Rock’ın geleneksel biçimselliği hem grup hem de dinleyici açısından sürüyor gibi olsa da bunların sadece bir imaj boyutuna indirgendiğini de gözlemleyebiliriz.

70’li yıllarda herhangi bir rock grubunun albümünü dinlerken enstrümanlara kulak verilir ve parçalar dinlemenin ötesinde her saniyesi didik, didik edilerek incelenirdi. Aynı anlayış 80’lerde de sürdü. Bunun yansıması o günkü müzik yazarlarında da görülür. Sadece pop ağırlıklı dergiler ve gazetelerin sanat sayfasında albümlerin kritikleri aynı anlayışla (bugüne göre neredeyse ‘akademik’ denilebilecek) kaleme alınırdı. Radyo programları da hazırlayanın yoğun bir araştırmasından süzülerek sunulurdu. Şimdi bunu bulabilmek imkansız. “Orada doğdu, burada albüm kaydetti” biçiminde biyografilerle geçiştirilen albüm kritikleri günün panoraması gibi. Bunun kabahati sadece müzik yazarlarımızda değil, bu bir kapasite değil dönem sorunu. Böyle yazılara okuyucu da yüz vermez. Radyoda bir parça hakkında müzikal kodlar verseniz, dinleyen sıkılarak derhal kapar. 15 yıllık süreçte gelinen durum bu. Artık müzik görsel bir faaliyet olarak vucut buluyor. Böyle olunca da “dinleyici”nin yerini “seyirci” alıyor. Son zamanlarda konsere gidenleri tanımlamak için “Konser çok güzeldi, seyirci de harikaydı” demiyor muyuz?

Müzisyen de tüccar terzi misali bir esnafa dönmüş durumda. Konsere gittiğimizde de yeni bir şeyler beklemiyoruz. Hatta yeni albümün tanıtımı amacıyla yapılan konserlerde bile grubun eski parçalarını istiyoruz. Alan razı, veren razı ama rock yok oluyor. Eski anlayışa uygun şeyleri talep eden, müzikal titizliği olan dinleyici yavaş yavaş aynı tadı caz ve blues’da bulmaya başlıyor diyebiliriz.

Son yıllarda rock’ın kaybettiklerini bulabilmeniz için bazı tavsiyelerim olacak. Efes Pilsen’in Blues Festivali, bu yıl 19 yaşına girdi. 24 Ekim’de başlayacak festivale bu yıl, Watermelon Slim, Eddie Bo ve blues tarihinin kilometre taşı John Lee Hooker’ın oğlu yer alacakmış. 30 Ekim’de İstanbul ve ertesi günü Ankara tarihsel bir buluşmaya sahne olacak. Caz ve fusion piyanosunun ünlü ismi Chick Corea ile caz rock’ın nefes alma sebebi olan gitarist John Mc Lauglin, ortalığı tatlı sert bir havaya sokacağa benzer.

'Fusion beni kesmez'

Konserlerin yanı sıra çok güzel blues ve caz albümleri de vitrinlerdeki yerini aldı bile. Bunlardan ilki Otis Taylor’un “Recapturing The Banjo” albümü. Amerikalı banjo müzisyenlerini etrafına topladığı albüm müzikoloji açısından da önemli. Gitarist Tab Benoit ise “Night Train” ile bizi Nashville’den bir blues yolculuğuna çıkartıyor. Sanatçının Loisano’s Leroux ile yaptığı bu üçüncü albümde Louisana’lı bir çok müzisyen de yer alıyor. Hem Otis Taylor hem de Benoit’in albümleri tatlı bir müzik yolculuğunun ötesine geçen akademik bir araştırma gibi.

Buddy Guy’a birçok rock dinleyicisi aşina olsa gerek. O da tadından yenmeyecek bir yemeğe imza atan ahçı konumunda. “Skin Deep” albümü hem blues hem de rock dinleyicisine uygun. Taj Mahal, blues sahnesinde yer alışının 40. yılını “Maestro” albümüyle kutluyor.

Fuison caz albümlerinde de basçı Victor Wooten’in “Palmystery”sini görüyoruz. Basın melodik kullanımını maharetle sunan sanatçıya ilgisiz kalmak sonucu çok şey kaybedilebilir. 80’lerin unutulmaz fusion, caz-rock grubu Yellowjacket ise gitarist Mike Stern’le bir araya gelip “Lifecycle” albümünü oluşturmuş.

“Fusion beni kesmez, ben daha alternatif, yenilikçi bir şeyler arıyorum” diyorsanız, Esborjorn Svensson’un triosunu (E.S.T) tavsiye edebilirim. Bu yazın başında bir deniz kazası sonucu 44 yaşında yitirdiğimiz sanatçı ne yazık ki “Leucocyte” albümünün çıkışını görememiş.

80’lerin hard’n Heavy gitar sahnesinin önemli ismi Gary Moore, “Stil Got The Blues”la geçirdiği değişimi yeni çıkan “Bad For Yo Baby”le sürdürüyor. Blues’ın ruhunu veren parçalara, gitar virtiözitesini de eklemleyen Moore’a kulak kabartmak rock tadı içinde kaçınılmazlık arz ediyor.  


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.