ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1822
Şu an 7 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Atatürk ve OperaSayı: - 15.02.2006


Bulgaristan Kralı Ferdinand, “Carmen”in birinci perdesinden sonra Türk elçisi Ali Fethi (Okyar) ve Türk Ataşesi Mustafa Kemal'i locasına davet etti ve onlara, oyunun sanatçılarını nasıl bulduklarını sordu.

Televizyon izleyicinin belleğinde ister istemez birtakım önyargıların oluşmasına neden oluyor. Beynin en ulaşılmaz tepelerini ve vadilerini bombalayan televizyon, gözlere gözlük kulaklara kulaklık yerleştiriyor. Onun sınırlarını çizdiği şeyleri algılayabiliyorsunuz. Bu olumsuz etkinin en yalın örneklerinden biri operaya karşı olan insanlarımızdaki önyargıdır. Opera denince akla gelen ilk şey TRT'nin yıllarca yayınladığı "Kaynanalar" dizisindeki Tijen'in, birkaç saniye için olsa da, sesini abartılı bir biçimde yükseltmesidir. Bu dizideki opera anlayışı daha sonra öbür güldürü furyalarında da işlendi. Toplum operayı, baleyi, klasik müziği bu biçimde algıladı. Bu yanlış algılama hâlâ sürüyor.

Atatürk, Paris'e ve yıllar sonra Soyfa'ya ateşe olarak gittiğinde yaşamı değişti. Toplumda opera ile bale nin önemini, gücünü gördü. Atatürk'ün Sofya günlerini kaleme alan Altan Deliorman o önemli geceyi şöyle anlatıyor:

"Bulgarlar ve Opera... Mustafa Kemal bunu işittiği zaman hayretten donakaldı. Demek ki Bulgarların bir de operaları vardı. Bizim egemenliğimizden kurtulalı üç-beş yıl olmasına karşın, Bulgarlar’ın operada rol alabilecek sanatçıları vardı. O denli şaşırdı ki ilk gece için hemen bir yer aramaya başladı. Ama başvurduğu yerlerden eli boş dönüyordu. Yeni geldiği için çevre de edinememişti. Neyse ki iyi bir rastlantı ile Eğitim Komisyonuna üye olan Şakir Zümre Bey ilk gece için iki yer edinebilmişti.

Mustafa Kemal şık ve zarif giyinmeyi severdi. Elbiselerini Viyana'dan  diktiriyordu. Operanın gala gecesinde siyah simokin giymişti. Bu siyah kumaş, sarı saçları ve mavi gözleriyle hem zıtlık hem de çekici bir renk uyumu yaratıyordu. 

Perdenin açılmasına yirmi dakika kala operaya Fethi Okyar ile gelip yerlerine oturdular. Bu gece ünlü "Carmen" oynayacaktı. Tüm Sofya sosyetesi ve yabancı devlet temsilcileri yerlerini alıyorlardı. Sonunda ağır atlas perde açıldı. Müzik başladı ve sanatçılar sahneyi doldurdular.

Baş kadın rolünde Porfola vardı.

Bu sanatçı yalnız Bulgaristan içinde değil dış ülkelerde de o günlerin en tanınmış "primadonna"sı idi. Baş erkek rolünde ise Makedonski oynuyordu. Makedonski de devrinin en iyi "bariton"larından biriydi.

İlk perde başarıyla oynandı. Alkışlar kesilip on beş dakika ara verildiğinde, kral locasından gelen bir yaver, Türk elçisi Ali Fethi Okyar ile Türk Ataşesi Mustafa Kemal'in kral tarafından davet edildiğini bildirdi. Gittiler. Kral Ferdinand uzun boyu, hafifçe kırlaşmaya başlayan sakalı ve yumuşak bakışlarıyla sanki tek başına locayı dolduruyordu. Sağındaki koltukta kraliçe zarif ve açık bir tuvalet giymiş olarak oturuyordu.

Kral her iki konuğunu övdükten sonra sordu: "Sanatçıları nasıl buldunuz?"

Mustafa Kemal'in daha önce pek operaya ayıracak zamanı  olmamıştı. Selanik, Manastır, Dersaadet, Şam dağları, Trablus çölleri, Trakya toprakları, uygulamalar, manevralar, savaşlar...

Opera eleştirisi yapabilecek müzik ekinini nereden edinebilsin?

Tüm bildiği Paris'te izlediği bir-iki yapıttı. Ama ister istemez, biraz haklı, biraz da diplomatça, “Olağanüstü majeste” dedi. “Gerçekten olağanüstü...”

İkinci perde başladığı zaman Mustafa Kemal neşesiz ve durgundu. Oyunu kimi anlar boş gözlerle izlediği oluyordu. Belli ki kafasında başka düşünceler vardı. Opera bittiğinde alkışlarla, perde birçok kez açılıp kapandığı sahneye buket buket çiçeklerin taşındığı, sanatçıların alkışlara belki de yirminci kez reveransla karşılık verdiği dakikalarda da Mustafa Kemal’de aynı durgunluk sürdü.

Şakir Zümre Bey, davet sahibi olmak önadıyla Bulgarya Oteli’nde bir "supe" hazırlamıştı. Operadan çıkınca oraya gittiler. Yanlarında  General Kovaçef, General Fiçev ve milletvekilerinden Marko Totef vardı. Atatürk neşelenmeye ve açılmaya başladı. Bu arada Kovaçef'in güzel kızı Maria'yı da ilk kez gördü.

Kaldıkları Spendid Palas'a döndüklerinde saat gecenin ikisine geliyordu. “İyi geceler” diyerek ayrıldılar. Mustafa Kemal kendi odasına, Şakir Bey de aynı kattaki kendi odasına geçti.

Aradan birkaç dakika geçmeden Şakir Bey bir gürültü duyarak irkildi.

Kapısı çalınıyordu. Gecenin ilerleyen bu saatinde kimdi bu?

Şakir Bey kapıya açmadan sordu:

“Kim o ?”

“Benim, Şakir uyudun mu?” Mustafa Kemal’in sesini duyunca Şakir Bey kapıyı açtı. Mustafa Kemal’in üzerinde pijaması vardı.

“Uyku tutmadı, biraz konuşalım diye geldim” dedi ve içeri girdi.

Karşılıklı oturdular. Mustafa Ke mal düşünceliydi. Sonra birdenbire Şakir Bey’in yüzüne dikkatli bakarak şöyle dedi:

“Şakir, kim ne derse desin, şimdi Balkan Savaşı’nda yenilgimizin nedenini daha iyi anlıyorum. Ben bu adamları çoban diye bilirdim. Oysa baksana operaları bile var. Operada oynayacak sahne sanatçıları, müzisyenleri, dekoratörleri, hepsi yetişmiş, opera binası bile yapmışlar.”

O denli üzgündü ki Şakir Bey bu konuda bir şey söylese ağlayacak gibi duruyordu. Gözleri buğulanmıştı. O anda "muazzam ve muhteşem" Osmanlı İmparatorluğu’nu düşündüğü, bu imparatorluğun başkenti İstanbul'u, İstanbul'un dar sokaklarını, köhne evlerini belleğinden geçirdiği belliydi.

Sonra başını iki yana salladı:

“Ah” dedi. “Bizim ülkemiz de acaba operaya kavuşacağı günleri görecek mi? O düzeye bir gün çıkabilecek miyiz?”

Mustafa Kemal yatmak üzere kendi odasına dönerken gözlerinde umut dolu bir ışıltı yanıyordu. Derler ki bir devrime karar verdiği ve uygulamaya geçtiğinde O’nun gözlerinde hep aynı ışıltının yanıp söndüğü görülürdü.

Mustafa Kemal daha sonra opera sanatçıları ile tanıştı. Özellikle o günlerin en gözde ve güzel sanatçısı, primadonalardan Anna Todorova ile dostluğunu ilerletti."

Mustafa Kemal 1934 yılında Türkiye'ye gelecek olan İran Şahı Rıza Pehlevi'yi karşılamak için hazırlıkları kendi yürütüyordu.

Münir Hayri Egeli'yi çağırdı:

“Türkler’le İranlılar soyca ve ekince kardeştirler” dedi. “Salt mezhep savaşı yüzünden birbirinden ayrılmış olan bu iki kardeşin aslında bir olduğunu gösteren bir oyun yaz ve bunu opera halinde oynatalım."

Şah’ın Türkiye’ye gelmesine      bir ay gibi kısa bir zaman vardı. Bu çok kısa bir süreydi. Egeli bir süre duraksadı. Onun bu duraksaması Mustafa Kemal’in gözünden kaçmadı:

“Her buyruğu ben vereceğim” dedi. “İzin almadan gece yarısı bile olsa yanıma gelmeye, üstelik beni uykudan uyandırmaya bile yetkin var. Ancak Şah’ın gelişinden iki akşam sonra opera oynanmalıdır." 

Üç gün içinde İstanbul'dan Nimet Vahit, İzmir'e atanan Ahmet Adnan Saygun yolda trenden indirilerek Ankara'ya getirildiler. Dördüncü gün operanın ilk besteleri provaya konuldu. Yirmi gün içinde “Özsoy” operası bitirildi. "Libretto"sunun yazımı çalışmalarına düşünceleri ile Mustafa Kemal’in yön verdiği “Özsoy” operası ile Mustafa Kemal, İran Şahı Rıza Pehlevi'ye "dostluk, kardeşlik iletisini" verdi. 

Bu olayı yeni bir çalışma izledi. Adnan Saygun ve Münir Hayri Egeli, Mustafa Kemal’in Ankara'ya gelişinin on beşinci yıldönümü dolayısıyla, yine Atatürk'ün katkılarıyla, yeni bir opera hazırlayıp      sahnelediler.

Böylesi kısa zamanlarda, böylesi güzel işlerin ortaya çıkarılması, Mustafa Kemal’i derinden etkilemişti. Bir başka konuda bir gün bir bakanla görüşürken, kendisinden yapması istenen iş için belirtilen zamanın çok kısa olduğunu söyleyen Bakana Mustafa Kemal, yıllar sonra, şöyle yanıt vermişti: "Efendi, sen ne söylüyorsun? Biz yirmi günde opera yazmış, bestelemiş ve oynamış bir ulusuz. Yeter ki yapacağınız işe öncelikle kendiniz inanız.”

Atatürk'ün önce Paris'te sonra Sofya'da büyük ilgiyle izlediği ve onun yüreğinde opera aşkı yaratan Bizzet'nin “Carmen” operası, geçen ay Mersin Devlet Opera ve Balesi tarafından, bu kez, bir Anadolu kenti olan Mersin’deki, “Devlet Opera ve Balesi”nde yeniden sahnelendi.

Gözlerimizle sahnedeki oyunu seyrederken, kulaklarımızla orkestranın müziğini dinlerken,  bir yandan da beynimizle Atatürk’ü anıyor ve yüreğimizle O’na, bir kez daha şükranlarımızı bildiriyorduk. 

Kaynak: Bütün Dünya Dergisi

 

 


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.