ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Rock Müziği yükselişe geçerkenSayı: 571 - 02.06.2008


Bir süredir fark edilecektir ki gerek yaz aylarında düzenlenen müzik festivallerinde gerekse de üniversite şenliklerinde rock müziğin giderek daha fazla yer tutar hale geldiği dahası bu tür festival ve organizasyonlarda rock gruplarının ve sanatçılarının daha büyük dinleyici kitlesi yakaladıkları ve ilgi gördükleri gözlemlenmektedir. Hatta bu ilgi artışına müstesna (!) bir örnek olarak Müslüm Gürses’i de buraya almakta fayda var.

Hatırlarsanız önce “paramparça”yı dinlemiştik Müslüm Gürses’ten… Şimdi de önünde rakı kadehi ile Müslüm Gürses bize Björk’ten, Bono’dan parçalar seslendiriyor. Şaka gibi geliyor insana ama maalesef bu bir gerçek! Müslüm Gürses şair Murathan Mungan ile yürüttüğü proje ile ünlü Batılı rock sanatçılarının eserlerini kendi yorumuyla seslendirdiği bir albüm yaptı. Bir bakıma Gürses Arabesk’in kapılarını rock’a açmış oldu. Bir zamanlar dinleyenlerinin kendini jiletlediği konserlerinden tanışık olduğumuz Müslüm Gürses her ne kadar müstesna bir örnek olsa da arabeskle rock tarzını birleştirmeye çalışan ilk ve tek kişi değildir. Nitekim, Grup 84, Yüksek Sadakat gibi rock gurupları da halen güncel olan albümleriyle aslında (Gürses’ten tamamen farklı olarak) Türkiye’de arabesk-rock’ın popülerlik kazanmasına yardımcı oldular.

Geçenlerde izlediğim bir müzik programının sunucusu Türkiye’deki müzik piyasasında çıkan son örneklerde tarzların ve kategorilerin fazlasıyla iç içe geçmiş olduğunu öne sürmüştü. Öyle ki bir çok albümün ne tek başına rock ne arabesk ne de tek başına pop olduğunu söylemek mümkün değildir. Pop’un lafı geçmişken iddiamızı bir örnekle daha perçinleyelim: Müzik yazarı Naim Dilmener de bir yazısında rock’ın pop müziğin pabucunu dama attığını ileri sürmüştü. Dilerim altı çizilen olay, pop müzikle popüler kültürü bütünüyle karşısına almış olan failler yoluyla gerçekleştirilmiştir.

Ancak tablo sadece bununla da sınırlı değildir. Örneğin çeşitli medya kuruluşları konuyla ilgili özel gazete ekleri –insert- vermekte rock müziği konu edinen tv programlarının, belgesellerin sayısı hızla artış göstermektedir. Tabi az önce bahsi geçen arabesk-rock ilişkisinden farklı olarak diğer müzik türleri de artık ister istemez bundan etkileniyor ve kendi çalışma alanlarında rock sound’a yer veriyor. Bunun en bilinen örneği Apocallyptica’dır. Heavy Metal gurubu olan Metallica’nın en meşhur eserlerini senfonik formda yorumlayan çellocular aslında uzunca bir süredir yükselen bir grafik yakalayarak her kesimden müzikseverin gündemine rock müziği sokmayı başardılar. Bu çabanın yakaladığı başarıdan dolayı olacak ki klasiğin rock müzikle evliliğinden ortaya çıkan senfonik rock kendisine her iki tarzın kitlesinden oluşan tamamen özgün bir dinleyici kitlesi yarattı. Ülkemizden ise Almora buna iyi bir örnek sayılabilir, özellikle de “ 1945” isimli albümüyle…

Yerel ama burada ifade etmeye çalıştığım konuda önemli bir etkinlik örneği yaşadığım kent olan Bursa’da da verildi. Bu yılın Mayıs ayında düzenlenen senfonik rock konserinde Pink Floyd, Led Zeppelin ve Beatles gibi dev rock guruplarının eserleri “Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası” tarafından yorumlandı. Sizlere geçmiş yıllarda barış gibi önemli çalışmalara imza atan bu genç orkestranın konser haberinden daha fazla ayrıntı vermek isterdim ancak aynı tarihlerde üyesi olduğum Yurtsever Cephe’nin İskenderun’da da bir mitingi vardı, ona katılmıştım. Hepsi bir yana bu yazıda yanıt aranan asıl soru rock müzikteki değişimin sebepleri. Elektrogitar, bateri, bilgisayar teknikleri gibi çağdaş enstrümanların aynı müzik tarzında daha yoğun kullanılması, daha doğrusu rock’ın teknoloji ile daha çabuk kaynaşabilmesi sebeplerden sadece biri olurken kanımca en kuvvetli seçenek rock müziğin alternatif müzik olma ehliyetini hiçbir dönemde kaybetmemiş olması… Nihayet henüz doğumundan itibaren muhalif müzik olma niteliği kazanan rock aslında köklerini ABD de yaşayan siyahinin çilesini ve isyanını anlattığı Blues’dan alır, rock 1960’tan sonra ABD’de Bob Dylan’la, İngiltere’de Beatles ve arkasından Pink Floyd gibi topluluklarla savaş, anti-faşizm ve ırkçılık karşıtı söylemlerin yanı sıra 68 yılının yarattığı rüzgarın katkısıyla bilhassa üniversite gençliğiyle ezilenlerin isyanını anlattığı ortak dil olmuştu. Öyle ki Jimi Hendrix ile Janis Joplin gibi adların da katıldığı 1969 senesinde Woodstock kasabasında düzenlenen Rock festivali aynı zamanda savaş karşıtlarıyla barış yanlılarının öne çıktığı bir siyasal eylem oldu. Sözü edilen yıllar siyasal eylemliliklerin hızlı akışlara sahne olduğu da tarihtir. Vietnam’daki kirli savaşı yaymak isteyen, Kamboçya’yı bombardıman eden ABD ve Nixon’u protesto eden Ohio’daki kent –state- üniversitesindeki öğrencilerin üzerine ulusal muhafızlar tarafından ateş açılmıştı. Burada 4 üniversite öğrencisi can vermişti. “Kurt Cobain ve Seatle” olayı isimli kitabında olayın tamamına yer veren Alper Çeker devamını şöyle getirmiş; “bu olay üzerine Crosby Stils Nash Young grubu olarak müzik yapan dörtlü, Four Dead in Ohio adında bir şarkıyı piyasaya sürdü. Sözlerinde kent state üniversitesindeki katliamın protesto edildiği şarkı, Amerikan gençliğinden büyük ilgi gördü: “Teneke askerler ve Nixon geliyor/ sonunda biz bizeyiz/ Bu yaz gümbürtüyü duyuyorum./ Ohio’da dört ölü” (Sayfa – 12).

Dönemsel süreç tabii ki bunlarla kalmıyor ancak görülebileceği gibi siyasal yükselişle birlikte ivme ve kimlik kazanan rock müziği aynı zamanda ikinci dünya savaşı sonrasında çağın çocuğu olarak dünyaya getirilmişti. Rock ileriki yıllarda yine İngiltere kökenli The Clash, Sex Pistols gibi guruplarla punk rock tarzında yoluna devam etmiş ama rock’ın bu seferki politik tarzı hiçbir konuda uzlaşmayan ve her hangi bir alternatif üzerinde durmayan anarşist bir tavır almıştır. Rock müzik tarih içerisinde onlarca alt başlığa bölünse de bir müzik tarzı olarak toplumsal rolü ve siyasal sorumluluğunu asla yitirmemiştir. Örneğin politik tutarlılığı ve siyasal yönü sorunlu olsa da 1985 yılında Bob Geldof ‘un organize ettiği “Live Aid” Afrika yararına düzenlenmiş ve Etiyopya‘daki açlık ve kıtlığa karşı para toplama amaçlı düzenlenmiş konserler dizisidir.

Ancak Live Aid’in bize gösterdiği bir başka sonuç var ki rock müziğin toplumsal sorunlarla olan bağının kopmadığı dahası müziğin sanatın hiçbir zaman tükenmeyecek bir biçimde kullanışlı bir araç olarak kullanılabileceğini bize bir kez daha göstermiş olmasıdır. Fakat bu kullanışlı araç doğal olarak kaynağını, donanımını muhalif düşünceden almış da olsa muhafazakar ideolojiler ve stotükocu düşünceden yana da alet olabileceği unutulmamalı. Geçen yıl düzenlenen “Live 8” her ne kadar dünya liderlerine basınç(!) oluşturmak ve “yoksulluğu tarihe karıştırmak” söylemleri ile yola çıkmış olsa da “Live 8” nezdinde Bono ve Geldof’un dünya liderlerine yaptığı baskıdan Bush ve Blair ile geliştirilen samimi ilişkileri ve politik show’u, yoksulluğu tarihe karıştırmak hissiyatlarından ise Nokia ve Volvo gibi tekellerin reklam kampanyalarını anlamış olduk.

Kuşkusuz bu örnek meselenin “tamamen duygusal” (!) yönünü vurguluyor. Norveç’te kilise yakan satanist metal gurupları veya sahne gösterilerinde hayvanlara eziyet eden, şarkı sözlerinde şiddet vurgusu yapan hard-rock gurupları ise meselenin apayrı bir boyutlarını oluşturuyor. Bu yüzden örnekler bizi kafa karışıklığına daha kötüsü tiksinmeye değil inisiyatif sorununa götürmelidir. Eğer biz dünden bugüne dinlemekten keyif duyduğumuz ya da yadırgadığımız müzisyenlerin isimlerini Rock’n Coke festivallerinin tanıtım afişlerinde görüyor ve şaşkınlığa uğruyorsak sebep tabi ki sanatsal alanda giderek büyüyen boşluk ve siyasal kafa karışıklığıdır. Buna temel neden inisiyatifin tekellere geçmesidir. Sanatsal perspektifin ve kültürel dokunun yağmalandığına tanık oluyoruz.

Kısaca müzik konusunda görülen kıpırdanışta yazının başında sözü edilen en dinamik bölme olan rock müzikteki hareketlilikte siyasal bir akıl ve irade buluşması özetlenmektedir. Kanaatim böylece sanattaki yaratıcılığın da önünün bir nebze açılmış olması. Yukarıdaki kötümser –pesimist- örneklerle arada kısmen karamsar bir tablo birlikte çizildiyse de müziğin gerçek emekçileri ve dostları vargüçleriyle sanatın kendi hamuruyla mayasında mevcut muhalifliği, aydınlığı ve ilericiliği sürekli yoğurup daha güzel örnekleri bugüne taşımaya devam edeceklerdir. Mor ve Ötesi’nin ‘Canbaz’ ı, Bulutsuzluk Özlemi’nin ‘Felluce’si, adını anmadığım birçok isim kulaklarınızdaki pası siliyor mu? Yanıtımız evet’se yine de “İyi ki varsın rock” diyelim…


E-Posta: guneysolak@mynet.com

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.