ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Müzik yaşamınızda aklınızda kalan birkaç piyano resitali olur, işte onlardan biriydi...Sayı: 547 - 28.04.2008


Editör’ün Notu: Yıllardır yaşadığı Belçika’dan ülkeye hizmet için Türkiye’ye giden, Yıldız Üniversitesi Müzik ve Tasarım Fakültesi öğretim elamanlarından ünlü müzisyen (klavsenist) Doçent Leyla Pınar, yaz tatili için bulunduğu Brüksel’de, Fazıl Say resitalini Belçika’da yayımlanan Binfikir Dergisi  için dinleyip değerlendirdi. Bir ünlü sanatçımızın kaleminden, diğer bir ünlü sanatçımızın resitalinin değerlendirmesini okuma ayrıcalığından Mavi Nota okurlarını mahrum bırakamazdım.

***

Sizden yalnızca kırtasiye görevleri bekleyen bir Sanat Tasarım Fakültesi kuraklığı ardından Brüksel’e tatile geldiğim andan itibaren, etrafta müzik çalışmalarının yaygınlığı ve çeşitliliği yağmur gibi yağmaya başladı.

Org, kariyon, V.cello, şan, oda müziği, Musica Mundi’nin Fazıl Say Piyano Resitali gibi dostlarımın yönlendirdiği konserler de oldu. Fazıl Say’ı Türkiye’de dinleyebileceğim garantisinde hislerimle bu aksamı başka bir şekilde programladım. Zaten son gün bilette bulamazdım... Açıkçası İstanbullunun nasılsa benim şehrim diyerek gezmediği görmediğini yabancıların ayak basar basmaz gezdiği tarihi kalıntıları gezdiği gibi bir durumdaydım.

Aslında İstanbul Festivali sırasında Brüksel’de bir sezon içinde bile dinleyemeyeceğim zenginlikte konserlerin birçoğunu izlemiştim. Bunlar gerçekten profesyonel ve ajandanıza not alıp saati, günü ile önceden hazırlamanız gereken kültür olaylarıdır. Oysa ki ben, günün herhangi bir saatinde, bazen sokakta, bazen iç mekânlarda (galeri, ev, kilise, vb.) yaklaşık yirmi, otuz dakika müzik dinleme ihtiyacına cevap veren dinletilerden söz ediyorum.

Sanat merakı olan Binfikir Gazetesi yazarlarından Sn. Erdinç Utku ve Belediye seçimlerine adaylığını koyan Sn. Leyla Ertorun telefon ettiler ve bana bir davetiye bulduklarını konserden iki saat önce bildirdiler. Programımı yeniden değiştip resitale gittim.

Aşırı sıcakların bunaltıcı ortamında Brüksel’ in 19. yy havasını da şık, en hoş “Concert Noble” salonu tamamen doluydu. Belçika Radyo 3 kanalından naklen yayın yapılıyordu.

Bu çeşit konserlerde sanatçılığınızın sanat olduğu vurgulanır. Müzik yarışması niteliğindedir. Benim önemini kendimde yaşadığım, bir kez Anvers’te diğeri de Brüksel’de radyo naklen yayınlı resitallerimin deneyimi ile sıradan bir yaz konserine gelmediğimi, özel bir Say gecesi yaşayacağımı başlangıçta hissetmiştim. Bu tarz organizasyonlar herkes için yapılmaz. Birçoğu sponsorluk yatırımı -CD, turne, yarışma, eğitim konularında- yönlendirme yapacak bilgiye de sahip olan kişilerdir. Ayrıca Belçika’da müzik severlerin seçiciliğini hepimiz biliriz. Yuva yaşından başlayan amatör çalgı merakları, koro şarkıcılığı ile sosyal ortamın sunduğu yarışmalar, opera, dans, senfonik ortamla iç içe yaşantının sağlam eleştirel gücü, sanatçıya yapabilirliğinin sınırlarını aşmaya zorlayan yapıcılıktadır. Yapılanların değeri konusunda bilinçli olmayan, geliştirilmeyen toplumlar lokal dünyaları içinde kalmakla yetinirler. Gelişimin anahtarı olan meraklarımızın kamçılanması aslında uluslararası platformlardaki göreceli bakışa bağlıdır. Bu iletişimden uzaklaşılırsa uluslararası müzik dünyasındaki sanatın içinde de yer alınamaz.

Kolayın çabuk ilgi gördüğü genel geçer ortamlarda sanatçı da zamanla önemsizleşebiliyor. Sık sık bilinçli izleyici önünde çalmak, sanatına da sahip çıkmak demektir. Bu tip özendirici ortamların yaratılması ilk eğitimden başlatılıyor. Ülkelerin arasındaki saygı ölçüsü de buradan geçer. Kitlelerin -kantitesi- değil, kalite özgürlüğü Say’ın bu akşamki resitaliydi. En az onun kadar müziğe kendilerini adamış iki okul arkadaşı kompozitör Muhittin Dürrüoğlu-Demiriz ve kemancı Tamer Emre ile iki ahbabım Sn. Erdinç Utku ve Sn. Leyla Ertorun ile birlikte bu tarihi geceye tanıklık eden vatandaşlardık.

Müzik yaşamınızda aklınızda kalan birkaç piyano resitali olur. İşte bu resital bunlardan biriydi. 1970’li yıllarda İstanbul Festivalinde dinlediğim Emile Giles resitali, Londra’da on yıl aradan sonra ilk Horowitz resitali ve Say’ın Brüksel’deki 2006 en sıcak yaz ayındaki bu gece resitali!

Programda yazılı sırayı değiştirdiğini duyurmaya gerek görmemişlerdi, zira herkes bu parçaları çok iyi tanıyor. Beklentileri de, bu çok bildikleri yapıtlarda Say’ın yeni bir yorum sunabilecek olup-olmamasıydı. Başka piyanistlerin fark edemediği ayrıntıları bulup da ortaya koymak. Say bunu inanılmaz bir müzisyenlikle yapıyor.

Bir orkestra şefi gibiydi. Adeta piyano klavyesinin üstüne yerleştirdiği bir orkestra da müzik cümlecikleri, motifleri sırası geldikçe çalgılar tarafından sololarla çalıp zengin bir orkestrayı yönetiyor gibi kulaklarımıza geliyordu. Bir piyanistik ustalık örneğiydi. J. Haydn Sonat Hob. XVI. 35. Re Maj. Haydn çağının yaşam modelini tablolaştırdı. Bir neşeli, bir orta Avrupa kırsal kesimi kişilerinin doğal yaşamı ve jestleriyle seyredilen sahne olayı gibi takip ettiğimiz sonatın her üç bölümünde de klasikliğin tüm sade derinliğinde izleyicinin zihnindeki klasik çağa ait senaryo ve personajları resimledi. Bir müzik cümleciğinin her defasında yeni bir anlam ifade ettiğine tanık olduğumuz üstün müzik yorumu yalnız profesyoneller değil, amatörlere de Haydn ustalığını anlatan üstün müzik yorumu, tadına doyulmayacak bir ustalıktaydı. İkinci parça M. Ravel Sonatı’n da özellikle ikinci bölüm, Fransız Barok müziğinin usta bestecisi Fr. Couper’in parçalarından 20. yy’a yansıyan bir Ménuet stili özelliğindeydi. Fransız müziği kokusu Boulerzun şefliğinde tadına ancak varılan Ravel yorumuyla eş değerdeydi. İzlenimciliğin (empressionisme) tablolarında renklerin sınırsız ve uçuşarak karışımındaki katlarını görür gibi Ravel armonileri birbiri içinde eriyen akarlarla tam bir Fransız izlenimciliğiydi. G. Gershwin tüm izleyenleri Broodway’e taşıdı. New York siyah-beyaz filmlerinin ve dans kulüplerinde bestecinin dünyası içinde yaşadık. Kulağımıza ıslıkla bile söyleyebileceğimiz kolaylıkta gelen ezgilerin ardındaki zaman zaman sosyal trajedilerin acı derinliklerini algıladığımız usta yorum yüzeyselliğe meydan okur gibiydi.

Resitalin ikinci yarısında M. Mussorgsky’nin XVI parçadan oluşan “Bir sergiden tablolar” yapıtı yer alıyordu. Her bir parça ayrı bir ifade gizemiyle dikkat çekiciydi. Öyle ki böyle bir yapıtta doğulu ruhu almış bir yorumcu paleti dikkat çekiciydi. Özellikle, Baba- Yaga parçasında çocukların gözleri büyüyerek dinledikleri cinsten masalsı karakteri, iki musevi portresi görüntüsü, XIV’ncü parça –Cum mortuis’in Lingua mortua- ortodoks kilise korolarının tören ayini gibi piyanodan izlenimleri edindik.

Çok kültürlülüğü içine sindirmiş bir sanatçının ancak bu benzerlikleri olgunlukla yorumlayabileceği konserin son parçası “Kiev Kapısı”ndan tüm izleyenlerin mutluluğuyla geçildi. Bu çekicilikte bir resital ancak ayakta “Bravo” sesleriyle taçlandırılabilinirdi ve öyle de oldu!

Tekrar isteklerine üç kez kendi çeşitleme ve doğaçlamalarıyla cevap verdi. İlk parçasında Anadolu renklerinin piyano klavyesine sığmadığı, tellerinin üstünde bozkırların rüzgar sesini duyduk. Paganini’nin teması üzerine doğaçlamalar, bu temanın sınır tanımayacağı, bestecisi için şeytani yakıştırmalarına çok uymuştu.

Mozart Türk Marşı’nda ise Mozart çağında çok etkileyici olan yeniçeri marşlarının nasıl olması gerektiğine, ritmine memleketlisinden kaynaklı canlı örnek sundu.Ve bu marşla adeta piyano üzerinde şakalar yaptı.

Piyanist, besteci, orkestra şefi nitelikleriyle derin bir müzisyenle karşı karşıya olunan böyle bir konser akşamının ender yakalanacağı yalnız salondaki izleyiciler değil, radyolarının başındaki dinleyicilerin de bir kez daha, CD’lerinden de farklı bir müzik fenomenine tanık oldular. Gazetelerimizde sıklıkla bahsedilen, “sanatçılarımız ayaklarda alkışlandı” yazılarının gerçek olanıydı. Müzik otoritelerinin de dakikalarca katıldığı alkışları karşısında müzisyen olarak ilgisiz kalamayacağım fenomanal durumu eğitim dünyamıza bilgi olarak nakletmeyi düşündüm.

Konserde birçok genç müzisyen olması dikkat çekiyordu. Bu dizi konserlerin organizasyonunu yapan “Musica Mundi” gençler ve müzik, bu iki unsur bir arada olunca güzellik ve göğüs kabartan bu mutluluğu çevresinde hissettiren bir kuruluş. Destek olan kuruluşların çokluğu ve oda müziği odaklı yaz kurslarına gün geçtikçe artan ilgiyi işitiyoruz. Konser arasında gençlerin müzik topluluğu olarak sundukları J. Haydn ve D. Milhaud parçalarındaki üstün beraberlikleri kursların yararını gösteriyordu. Bir konser ortamında bu dinletiler ne şans sahne adabı olan –ıntermed- ara müzikleri gibiydi. Rönesansta da seyirciye eğlence olmayan müzik beğenisi asıl geliştiren derin müziğe değer vermenin kültürlülüğün bir parçası olduğunu vurgulayan amaçları hatırlattı bu ara müzikleri

Özellikle Türkiye konservatuar ve müzik tasarımı bölümlerinde üzerinde durulmayan toplu müzik çalışmaları aslında kişiyi müzisyenliğe götüren en önemli yoldur. Bizde geleneksel müziklerde yapılır. Ama geleneğin müziği ancak bulunduğu ülkeyi etkiler. Çağın değerleriyle özellikle seksen yıllık opera- orkestra ve çalgı müziklerimiz uluslar arası platformdaki kültür merkezinde yerimizin olduğunu gösterebilir. Say tek başına piyanosuyla gerçek oda müziği inceliklerinin de örneğini oluşturdu. Bu kaydı gençlere dinletmeli.

Sanatçıların her konserde yakalayamayacağı üstün konsantrasyon elektriğini yaşamanın mutluluğu ile Bravo sana Fazıl Say!



Kaynak: http://www.binfikir.be



 


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.