ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1821
Şu an 7 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


On Yüz Bin Ekol: Erol BüyükburçSayı: - 08.02.2006


1936 yılı Cumhuriyet çocuğu olmak isteyen her yurttaşımızın doğmak isteyeceği bir tarih dilimi... Hele hele bu çocuk Adana’da doğuyor ve babasının bir Fransız şirketinde çalışmasından dolayı çocukluğunun önemli bir bölümünü Halep’te geçiriyorsa, hayatın ona getireceklerini kestirmek biraz zor olabilir. Akdeniz havzasının güneyinde doğup, modern Türkiye’den kendi modernitesini Fransız kâsesinde yaşayan sabık 1001 gece şehrine doğru seyir alan çocukluğunu geçirmek Büyükburç’un zihinsel serüvenindeki kuralsızlığın temellerini atmıştır.

Araplık, Fransızlık ve Türklüğün bir arada yaşanabildiği dönemde herkesi bir potada eriten modernitenin Büyükburç’un eklektik kimliğinde düzenleyici ve hatta dizginleyici bir rolü olduğu söylenebilir.

1951 yılında lise tahsili için geldiği İstanbul’da kurduğu ilk grubuyla (Şevket Uğurluel, akordeon; Kanat Gür, gitar; Salim Ağırbaş, davul; Metin Ersoy ve Erol Büyükburç, solist) Florya plajında müzik yaparken İstanbul’da, Halep’te provasını seyrettiği kozmopolitik yapının en şenlikli formunu idrak eder.

Amerikan askerlerinden edinilen 78 devirli plaklarla batı müziği konusunda kendini biçimlendirdiği 50’li yıllarda hayatının dönüm noktalarından birini İsmet Sıral Orkestrası’nın solisti olarak yaşar. Bu orkestrada kalmasını sağlayan şarkı Frankie Laine yorumuyla popüler olan Jezabel adlı şarkıdır.

İsmet Sıral sonrasında askere giden Büyükburç, Urfa Orduevi’nde şarkı söylerken Leyla Sayar’la tanışır. Askerlik dönüşünde Leyla Sayar’ın desteği ile İstanbul’un klüp çevrelerinde ismini duyurmaya başlar. Kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile Four Lads, Platters tarzı vokal müziğinin ve doo-wop’ın Türkiye’deki öncü uygulayıcısı olur.

Bir süre sonra sözkonusu ekolün Türkiyeli bir bestecide karşılığını bulduğu ilk ürünleri verir. Bu kapsamda zamanında sahipliği konusunda tartışmalara neden olsa da ilk kez tango ve foxtrot harici batı popu tarzında bir beste ile gündeme yerleşiverir: “Little Lucy”. Odeon tarafından 1961 yılında 78’lik plak olarak basılan bu şarkıyı “Kiss Me”, “Lover’s Wish”, “Memories” adlı besteler takip etti. Bu dönemde yanında Rüştü Kurtuluş, Nüceyim Fener, Kadri Ünalan, Nejat Alpay, Altan İrtel’den oluşan bir kadro bulunmaktadır.

1962 yılında Kadri Ünalan’ın Başar Tamer ve Gönül Turgut solistliğinde kendi orkestrasını kurması üzerine Erol Büyükburç’un Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrası ile Hilton gibi lüks mekânlarda çalıştığı bir başka dönem yaşanır.

1963 yılında Robert Kolejde düzenlenen Boğaziçi Müzik Festivali’nde “En iyi Şarkıcı” ve “En İyi Şarkı” ödüllerini kazandı. Bu yarışmada Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası eşliğinde “Adieu Mon Pays” şarkısını seslendirir.

1964 yılında Erol Büyükburç’un Şerif Yüzbaşıoğlu’ndan ayrılmasının ertesinde kurduğu ilk grupta piyanoda Necdet Karar, basta Çarli, elektrogitarda Cüret Işıközlü'nün bulunduğu bir kadro ile çalışır. Aynı yıl Belgrad’ta yapılan Balkan Melodileri Festivali’nde Milli Orkestra ile sahne aldıktan sonra orkestrası yepyeni bir şekil alır. Orkestranın yeni biçiminde Erol Büyükburç dışındaki diğer solist 1939 doğumlu Ayferi, piyanist 1929 doğumlu Altan İrtel, baterist 1936 doğumlu Çetin Çalışır ve basçı 1937 doğumlu Işık Tapan ve gitarist 1940 doğumlu Yurdaer Doğulu’ydu. Yeni orkestrasıyla Erol Büyükburç'un folk düzenlemeleri ve giderek kendi bestelerini öne çıkararak ikinci çıkışın eşiğine yaklaşıyordu.

2 Eylül 1964 yılında düzenlenen 1.Balkan Festivali’nde ilk kez ülkemizden bir milli orkestra oluşturuldu. Bu orkestrada pianoda Selim Özer (aynı adlı orkestradan), tenor saksta Erol Erginer (Kanat Gür’den), gitarda Yurdaer Doğulu (Erol Büyükburç’un orkestrasından), basta Alper Feyman (aynı adlı orkestradan) ve bateride Vasfi Uçaroğlu (Müfit Kiper, Hisar 6’dan) gibi ülkenin yetenekli müzisyenleri yer alıyordu. Yarışmanın solistleri ise Erol Büyükburç, Tülay German ve Tanju Okan'dı. Büyükburç'un repertuvarı, Kara Tren, Kapı Önünde Durdum, Kara Kaş Gözlerin Elmas, Tamo Tamero ve Little Lucy'den oluşuyordu.

Bu yarışmada en iyi şarkıcı seçilen Büyükburç, 1965 yılında yeniden Boğaziçi Müzik Festivalinde “en iyi şarkıcı” ve “en iyi orkestra” ödüllerini kazandı. Bu yarışmada “Altın Tasta Üzüm Var” adlı bir kantonun popüler batı müziği izdüşümünde yeniden üretimi niteliğindeki bir bestesini seslendirdi.

1965 yılında ikinci defa Balkan Halk Şarkıları yarışmasına katılan milli orkestranın o yılki kadrosu piano ve orgda Şerif Yüzbaşıoğlu, gitarda Yurdaer Doğulu ve Ersin Ünlüsoy (Kanat Gür çalıştığı yerden izin alamadığı için yerine girmişti), bateride Vasfi Uçaroğlu, basta Alper Feyman, vokalde Ayla Dikmen, Başar Tamer ve Erol Büyükburç şeklindeydi.

O yıl Burgaz’da yapılan Balkan Melodileri Festivali’nde birinciliğini sürdüren Milli Orkestra şu şarkıları sunmuştu: Erol Büyükburç'un söylediği Adanalı, Halimem, Granada, Sinner Man ve Rock’n’Roll Music; Ayla Dikmen'in söylediği Niksarın Fidanları, El Porompompo, Fongetto Mani, El Besso, Ho Capito, Che Tiamo, Başar Tamer'in söylediği Eminem, Çarşıya Kiraz Geldi, Oy Farfara...

1965 yılında Yurdaer Doğulu’nun kendi orkestrasını kurması üzerine Erol Büyükburç, bir sonraki yıl içerisinde Star Plak’tan Pathé şirketine transfer olmuş ve plaklarıyla devleştiği bir döneme girmişti. Dönemin bir iki değişiklikle sürekli Büyükburç kadrosu ise gitarda Cenk Taşkan (1970'lerin ikinci yarısında Mehmet Teoman'la ortak şarkı üretimini yapacak ve böylelikle Nükhet Duru'yu lanse edenlerden biri olacaktı), basta Berç Kürkçü, bateride Altan Severcan, pianoda İrfan Esentaş, klarnet ve saksofonda ise Önder Bali’den oluşuyordu. Bu kadroyla Zeynebim, Kızılcıklar, Altın Tasta Üzüm Var gibi hit olmuş pek çok şarkısını Pathé’ye plak olarak hazırlamış, “Uçun Kuşlar” ve “Pınar-Fadime” gibi şarkılarda hem elektro hem de akustik bağlamaya müziği içerisinde partisyon vermişti. Aynı zamanda her anlamda yerli ilk Türk pop şarkısı olan Ağlarım’ı piyasaya sürmüştü. Türk müziği’nin swing formunda yeniden üretimini bu plakla denenmişti.

1966 yılı aynı zamanda Erol Büyükburç’un kendi halkla ilişkiler işlevini tutarlı bir biçimde sürdürmeye çalıştığı bir dönemdi. Nitekim 1966 yılında hazırladığı bir tanıtım broşüründe kullandığı “Erol Büyükburç-Getirdiği Yenilikler” üst başlığından itibaren yenilik adına zaman zaman absürditenin sınırlarını zorlasa da alabildiğine taze soluk peşinde bir enerji adamı formatındadır. 1968 yılında “Altın Şarkılar”, 1969 yılında ise “Yasemin” LPlerini yapar. Kırık Kalp, Yasemin, Gözlerime İyice Bak, Gel Gir Koluma gibi popüler müziğimizin ilk hit şarkılarını Ümit Eroğlu (Yurdaer Doğulu, Şerif Yüzbaşıoğlu) düzenlemeleri ile yapar.

1968 yılında gerçekleşen FİTAŞ konseri ile Büyükburç, karizmasının doruğuna ulaşır. Öte yandan Kırık Kalp ve Yasemin’in Türkçe’den düz bir mantıkla İngilizce’ye aktarılmış halleriyle hatalı bir evrenselleşme hareketine giren Büyükburç, kanımca halen sürdürmekte olduğu bir hatanın da ilk adımlarını atar: Büyükburç artık her il için bir şarkı yapmaya sebat etmiştir. İlk ürünler: Güzel İzmir, Ver Elini Ankara ve İstanbul’dur. İlk iki şarkının bulunduğu plaklar 1969 yılında Paris’te Pathe Marconi Stüdyo Orkestrası ile kaydedilir. Böylelikle Büyükburç ilk Stereo plağını da yapmış olur.

1969 sonlarına doğru Pathe’den ayrılan Büyükburç, 1966 yılında yaptığı ilk filminden bu yana birlikte çalıştığı Hulki Saner’in şirketi Saner Plak’a geçer. 10 dakikada 2 beste yapıldığı ve hatta bu bestelerin de film setinde yapıldığı bir başka döneme girer. Tatavla adı verilen bu tarzda, Fıstık Gibi, Şiir Gibi Kızdı O, Berduş, Mürüvvet, Aldandım, Bir Başkasını Sevemem Sevemem adlı şarkılarını plak yapar. Popülaritenin ve tirajının en tepelerinde dolaşırken müziksel sofistikasyonunu kaybettiğine şahit oluruz.

Bu gidişata son verme adına 1971 yılında Feryat adlı plağını yapar. Yalan Gözler ve Yasemin gibi plaklarda kız vokal grubunu deneyen Erol Büyükburç, bu kez erkek vokalini kullanarak psychedelic orotoryo havasında seyreden bu çizgidışı plağını yapar. Dinleyici profili 1969–71 arasında tamamen değişmiş olan Büyükburç’un bu plağı malum dönemde yaşanan boyutta bir satış tutarını yakalayamaz.

Sonrasında Esin Engin düzenlemeleri ile arada “Turist Ömer Boğa Güreşçisi” (1972) filminde söylediği “Manolya”nın da bulunduğu bir grup plak yapar. Bu dönemde Bağlamamın Telleri ve Gözler şarkılarının da içerisinde bulunduğu Burcu Burcu adlı EP’yi de hazırlayarak Anadolu Pop tarzında da varlığını hissettirmeye başlar. Öte yandan Anadolu Rock’ın en hızlı zamanı yaşanmakta ve Büyükburç, kurucularından biri olduğu bir türün yabancısı gibi algılanmaktadır. Özellikle Berduş, Kırık Kalp gibi plakların ardından yapılan Hekimoğlu, Dadaş gibi plaklar furyadan yararlanan her hangi bir şarkıcının plakları ile aynı muameleyi görmekteydi.

Tüm olumsuzluklara rağmen, Büyükburç umudunu yitirmeden ve zaman zaman küçük başarılar elde ederek yoluna devam eder. Görüntü itibarı ile glam rock sularında yüzen Erol Büyükburç, müziği o denli sert olmasa da yozlaşmamış bir Anadolu Rock şarkıcısını plaklarda sürdürürken, sahne de Tom Jones, Engelbert Humburdick uzantısı bir çizginin temsilcisi olur.

Anadolu Rock söyleyen Büyükburç’un arkasında artık bir orkestra değil, grup formatında bir oluşum vardır. Tıpkı Cem Karaca& Kardaşlar, Barış Manço & Kurtalan Ekspres gibi onun da ismi Erol Büyükburç ve Elçiler’dir. Duruma göre Elçiler ismi 6-7 Elçi gibi numerik ifadelerle anılsa da kadrodaki hızlı değişimler sonucunda Elçiler’de karar kılınır. Grup, Ohannes Kemer, Özer Şenay, İrfan Avcı, Fevzi Mumkale, Melih Binzet, Faruk Dayıoğlu’ndan oluşan kadro ile Dadaş gibi gayet psycehedelic bir plağa imza atar. Bu kadro ile 1972 yılında Londra Palladium Konser Salonunda pembe incili kaftanı ile sahne alır. Aynı yıl MAM şirketiyle anlaşma yapar ve şirketin şarkı yazarı Les Reed’den İngiltere’de yapacağı plak için repertuar alır. Ancak 1973 yılında çıkan petrol krizi nedeniyle İngiltere projesinin devamı gelmez.

Palladium macerasının akabinde Elçiler grubu farklı müzisyenlerle yoluna devam eder. Grubun seyir defterine Nihat Örerel (Bunalımlar, Mesut Aytunca & Siluetler, Erkin Koray), Aydın Çakus (Bunalımlar, Haramiler, TER, TANK, Kardaşlar) gibi gayet sert bir psychedelic rock formunu benimsemiş müzisyenler imzalarını atarlar. Vur Zilleri, Çökertme, Hekimoğlu gibi plaklar bu dönemin eserleridir. 1973 yılında sahnede bilindik Erol Büyükburç vokaline sert bir biçimde eşlik edip, Erol abilerinden herhangi bir kısıtlama görmeyen müzisyenlerin bulunduğu demokratik bir Elçiler kadrosunu oluştururlar.

Büyükburç’un son Elçiler plağı ise Takvimdeki Günler’dir. Bora Ayanoğlu’nun müzik piyasasının can simidi niteliğinde olduğu bir dönemde Takvimdeki Günler ve hemen akabinde Süheyl Denizci eşliğinde doldurduğu Zambaklar Açarken plaklarını yapar.

Bu plakların yapıldığı dönemde ise Efsaneler adını verdiği yeni grubunu kurmuştur. Ancak grubun tam anlamıyla müziksel bütünlüğe ulaşamaması, kullanılan enstrümanların yetersizliklerinden dolayı plaklarda İstanbul Gelişim Orkestrası ile çalışmaya başlar.

Aynı dönemde müzik piyasasında henüz yeni olan Çiğdem Talu ile 1973 sonlarına doğru işbirliğine yönelir. Bunlar aynı zamanda Talu’nun ilk ciddi şarkı sözü çalışmalarıdır. Müzik piyasasındaki etkinliğini yitirmeye başlayan Saner Plak’tan ayrılan Büyükburç, Çiğdem Talu ile Diskotür şirketine “Elele-Dudaklarımda Şarkısın” plağını yapar. Hemen akabinde Gençlik Şarkısı (Bilinen adı ile Haydi Gençlik Hop Hop Hop) plağı ile eski günlere dönmeye namzet bir Erol Büyükburç portresi çizer.

Öte yandan Büyükburç ile Talu’nun ortaklığı yalnızca iki 45’lik plak boyunca devam eder. Bir süre plak yapmaz, öte yandan Almanya’da yayınlanan kasetlerde bulunan TV için İstanbul Gelişim eşliğinde doldurduğu “Eğlence Başlasın mı?” şarkısıyla gençliğin şarkıcısı olma idealini sürdürür. İlk Kadrosunda Cihat Günaydın (Mavi Işıklar) gibi usta bir gitaristin bulunduğu Efsaneler, 1975 sonlarında Çetin Çiftçi, İrfan Avcı, Selçuk Ünver, Cavit İlgün, Sacit Aydın, Nusret Baran gibi isimler eşliğinde geç dönem psychedelic başyapıtı “Allahım Beni De Gör” plağını yapar. Bu plak arka yüzünde bulunan popülist “Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak” şarkısının etkisiyle potansiyel dinleyicilerin gözünden kaçar.

Bulunabilme olasılığının nispeten düşük olması ve HEY listelerinde ilk 20 içerisinde yer almamasından yola çıkılarak Büyükburç’un son 45’liğinin fazla bir satış yakalayamadığını söyleyebiliriz.

Sözkonusu plağın ardından 1977 yılına kadar Erol Büyükburç “Kader Rüzgârı”, “Ah Bu Sevda” filmlerini yapar. Bu filmlerden ikincisi ile aynı adı taşıyan şarkısı Almanya Minareci Firması çıkışlı kasetlerde yer alır.

1977 yılında “Hop Dedik” adlı LP’sini tamamen Efsaneler eşliğinde hazırlar. Pop ve rock düzleminde üretilmiş şarkılar, minimalist müziksel yürüyüşler ile “Hop Dedik” grubun kolektif beste üretimine geçebildiği, Büyükburç’un ise basit de olsa şarkı sözü yazarına ihtiyaç duymadan beste yapabildiği bir albüm olmuştur. Yani Büyükburç’un bütüncül şarkı yazarı kimliğinin ortaya konulması ve gelecekteki popüler Türk müziğinin kehanetini içermesi yönünden de ilginç bir çalışmadır.

Ensemble olarak dorukta olduğu bir dönemde Efsaneler grubu dağılır. Efsaneler’in hemen ertesinde 1977 yaz sonunda doğan kızı Evren’in ismini verdiği Evren grubunu kurar. Metin Özülkü, Cem Bezeyiş, Sabahattin Taşdöğen, Aziz Göksel gibi isimlerin bulunduğu grup ile önce Bağcan ailesinin Değişim adlı şirketi ile anlaşır. Akabinde Edessa bünyesine girerek 1978 yılında “İşte Özüm İşte Sözüm” adlı bir Lpnin çalışmalarına başlar. Bu plak, çeşitli nedenlerle ancak 1983 yılında yayınlanabilir.

1978–79 yılı arasında Evren grubu farklı bir format içerisine girer ve Nejat Yavaşoğulları’nın da dâhil olduğu farklı bir kadroyla ARI Yapım bünyesinde yalnızca TRT’de yayınlanmış olan Jezabel, İstanbul Not Constantinapole, Aşk Dediğin Bu Muydu, Dur Dur Gitme Gibi Kayıtlar yapılır.

1979–1980 yıllarında eşi Emel Büyükburç için hazırladığı Çapraz Show’a mesaisini ayırırken, bir yandan da “Müzikte Ekolleşmeye Doğru” adlı kitabını hazırlar. Bu kitap bünyesinde müzikte belirlediği belli başlı ekoller konusunda hazırladığı makalelere ve her ekol için hazırladığı şarkı sözleri ve bestelerine ilişkin bilgilere yer verir.

1982 yılında BİP plaktan çıkan “Dünya Durdukça” adlı LP’i bu kitabın seslendirilmiş biçimi gibidir. Nitekim plak Büyükburç’un tango, kanto, disko, pop gibi ekoller arasında kendi rengini ortaya koyma gayretinin özetidir. Nitekim bu plakla birlikte Büyükburç illere beste yapmanın yanı sıra ekollerin ve alt ekollerin izini sürme gibi yeni bir üst idealin sahibi olur.

Büyükburç’un bu plağı istenilen satış rakamına ulaşamasa da 1977 yılından o zamana kadar albüm yapmamış olan bir müzisyenin 80’lerin kuşağı tarafından da tanınmasını sağlaması açısından da kilit bir rol üstlenir. Ancak bu tanınma durumu 1985 yılının Gençlik Yılı ilan edilmesi vesilesiyle TRT için hazırladığı Gençlik Şarkıları başlıklı çalışmada her ne kadar “Biz Değil Miyiz?” gibi bir TRT hiti çıkarsa da onun giderek belirli gün ve haftalar şarkıcısı olarak kemikleşmiş bir duruşun simgesi olmasını engelleyemez.

1992 yılına kadar futbol takımı şarkıları, illere yönelik şarkılar, çocuk şarkıları, belli vakıflara yönelik hazırlanmış marşlar, kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için hazırladığı şarkıların ağırlıklı olduğu bir üretim sürecine girer.

O dönemde yaptığı ve TRT dışında dinleyicisiyle buluşmamış bir demoyu takriben 1989 yılında Tuğrul Karataş ile hazırlar. “Resmine Bakıyorum” isimli demoda chanson formatını yeniden sahiplenmiş bir Erol Büyükburç görürüz.

1992 yılında ise baştan sona kitsch ilk Erol Büyükburç albümü, “Aman Kızlar”ı Metin Özülkü ile birlikte yapar. Türk Pop müziği garabetinin yeni patladığı dönemde ortama ayak uydurmaya çalışan bu albüm onu görselliği ile bir kimliği ifade etmekle birlikte, müziksel duruşu tahmin bile edilemeyen bir şarkıcı eskisi konumuna oturur.

Bu konum 90’ların ikinci yarısında Hüner Coşkuner ile birlikte yaptığı EP ile daha da pekişir. Eski müziksel materyallerin tüketime uygun biçimde yeniden şekillendirildikleri “nostalji” çağında ise genele uyum sağlar ve “Bir Ömrün İmzası” albümüyle kendi “come back”ini gerçekleştirmeye çalışır. Ancak bu kez varolan şarkılar zihinlerdeki yerini kaybettiği ve bu şarkıları dinlemek isteyenler için sahaflarda halen tertemiz Erol Büyükburç plakları bulunduğu için bu denli korkunç ve sound kaygısı gözetilmeden yapılmış düzenlemelerle bu albüm ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilir.

1990–2002 arasındaki süreçte Erol Büyükburç, TRT için tango emisyonları yapar, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp seslendirir, turistik programlar yapar, resim yapar, vecize yazar, çocuk şarkıları ve iller ile ilgili şarkılar yapmaya devam eder. Öte yandan Büyükburç içinden geleni yapan bir şarkı yazarı kimliğinden sıyrılıp, kendi oluşturduğu sipariş katalogundaki kategorilere birileri “check” atmış gibi ısmarlama bir üretkenliği benimsedi. Böylelikle ne Büyükburç nostalji tacirlerinden sıyrılıp sanatçı kimliğini dolaysız bir biçimde ortaya koyabildi, ne de kendisi bu kimliği hatırladı.

 


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.