ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 2 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Görkemli Kaybedenler / Leonard CohenSayı: 474 - 11.01.2008


Öykü Montreal’de başlıyor. 1934. Orta sınıf Yahudisi Norman Cohen faturalar arasında gözlerini yorarken karısı doğum sancıları çekiyor. Beyaz tenli, parıltılı gözlü bir oğlan. “Leonard,” diyor Norman, “dedesinin adı gibi.”

Norman her gün bisikletiyle beş yüz metre ötedeki dükkânına gidiyor. Para kazanmak için ailesinden uzakta bir hayata alışmalı. Mecburiyetler Norman’ı kahrediyor, karısı sessizce düzene alışıyor.

Çocuk büyüyor. Anne sessizce yemekleri hazırlıyor. Akrabalar arada bir evlerindeki eksikleri gidermek için uğruyor. Kimse ortalarda dolanan oğlana gereğinden fazla önem vermiyor. Leonard keşfediyor. Yürümeye, konuşmaya, ağlamaya başlamak ne kadar da kolay.

Yıllar acele ediyor. Leonard dokuz yaşındayken Norman onu terk ediyor. İstem dışı hareket: Ölüm. Derin yas. Kuşlar başka bacalara kanatlandığında geriye sessizlik kalıyor.

Leonard ilk kez tenini kemiren acıyı hissediyor. Mutsuzluktan intikam alma planları. Karşısına geçip kahkahalarla gülmek, sevinç oyunları oynamak, renkli boyalarla saldırmak bir işe yaramıyor. Pes etmiyor, kederin öcünü almanın bir yolu mutlaka olmalı.

Sokaktaki dilencinin küfürleri, kilise ilahisi, terkedilmiş adamın ıstırabı, korku filmindeki bıçak... Nesnelerin sesi Leonard’ı cezbediyor. Anlara, notalara, hislere bölünmüş yaşam kulaklarında başlıyor.

On altı yaş, Leonard’ın hikâyesindeki ilk merak uyandıran dakika. Sokaklarda avare gezen çocuk tutkulu bir adama dönüşüyor. Gitarı tek aşkı, kaçıp giden zaman yazma nedeni. Beynindeki melodilere sözcükler uyduruyor.

Dizlerindeki büyüme sancıları, baykuş sesleri, yatağında sessizce inleyen annesi. Leoanard’ın kalbine bastıran hüzün akşamları. Gitarın tellerinde huzur dolanıyor.

İlk grubunu Kanada sokaklarında gezindiği yıllarda kuruyor. “Buckskin Boys” garaj konserleri serisiyle sokağı sallıyor.

Çalışıyor. Pek çok sabah güneş kendini göstermeden uyanıyor. Perdeler arasından sızan ay ışığında gitarını ezberliyor. Ne olmak istediğini soranlara hep bir şarkı çalarak cevap veriyor. Tutku tereddüte yer bırakmıyor.

1951 yılı. Leonard üniversiteye yazılıyor. Bohem olmak için fazla gururlu çocuk, edebiyat konusunda iddialı. İlk şiir kitabı başarısının kanıtı olarak 1956’da raflara diziliyor. Genç şairin yazdıkları seslerin yükselmesine neden oluyor.

“Çok karamsar” diyor bazıları. Bir adamın yaşamla olan sorunlu bağını erken buluyorlar. Diğerleri “yirminci yüzyılın şairi doğdu” cevabını veriyor. Bu mistik oğlanı saygıyla kabulleniyor.
Leonard susuyor. İçindeki kelimeler haykırıyor. Derisine yapışmış yağmur damlaları arasında kurulanmaya çalışıyor.

Mekânlara sıkışmış kimliklerden korkmalı. Hydra adasına kaçtığında tam da bunu düşünüyor. Başkalarının seslerini susturan rüzgârda iki roman ve bir şiir kitabı tamamlıyor. Yaşadıklarına anlam yüklemeye çalışan beyni, ihtimal hesaplarından çok anlık duygularla hareket ediyor. Planlamalar yapmadığı için beklenmedik durumlarda heyecanlanıp, üzülebiliyor.  

Kalbinin işleyişi daha hızlı. Düşüncelerin bedeninde yarattığı kırıklıklar ona ulaşmıyor. Hayalleri sabahları yatakta kalıyor.

Leonard, Yunanistan adalarında Marianne’le tanışıyor. Axel Jansen’in kadını. Yasaklar ne kadar çekici. Zayıf bedenini titreten kırgın sesi. Hikâyenin iniş çıkışlarını o belirliyor. Buruk ama henüz gelmemiş günleri hatırlatan, dingin ve cüretkâr, dün geceyi yanında yatan kadının bedenine değmeden geçirmiş adam. İmkânsız aşkları kullanıyor. Marianne boyun eğiyor. Büyük aşk değil onunkisi, geçici heves. Yalnızca sahip olunana kadar şehvetini koruyan bir melodi. Bir kaç sevişmeden sonra kokusu azalıyor, sıradan hayatın içine monte ediliyor kadın da. Adı geçtığinde kalbi titremiyor. Lanet olası tekrar dönemi! Artık gitme vakti.

Amerika bilinmezinde ilk yıl barlarda geçiyor. Sahnenin ortasında sandalye, kimsenin duymadığı şarkılar, kalbinizi delen müzik. Adım adım ilerliyor. Festivaller, konserler, Columbia Records.

1967 ilk albümünü yaptığı yıl. Bir gece öncenin unutkanlığı, içkinin bıraktığı acı tat, eksik sevişme. Gözlerin arkasındaki karanlıkta Leonard. İntihardan önceki durak diyenlere cevaben 1974 yılı sonuna kadar dört albüm daha kaydediliyor.

70’lerin sonları. Gösteriler, protestolar, yakılan öğrenciler... Politikaya küfrederek harcanan saatler. Dayak yemek işe yaramıyor. Belki bastırılan nefreti müzik kusar. Belki hayat inanmakla başlar. Yıldızların şehri Hollywood’da oyalanıyor bir süre. Suçlu Suzanne Elrod, neden iki çocuk. Lorca ve Adam hikâyenin akışında önemli değişiklik yaratmıyor.

Leonard durmuyor. Beyni ancak rüyalarda yorgun düşüyor. Kâbustan uyanan adamın paniğiyle gitarına saldırıyor. Yarım kalmış sevişmeleri, ikilemleri, müziğin büyüsünü anlatıp duruyor.      

Farketmeden yanından geçtikleriniz onun şarkılarında suratınıza çarpıyor. Bir tutam utanç, iki demet pişmanlık. Terk ettikleriniz üzerinize çöküyor.

Gazetecinin koşuşturması, karikatüristin ironisi, psikoloğun sorgulaması, işçinin mecburiyeti oluyor Leonard. Aids’in öldürdüğü bedenleri, aşağılanan orospuları, bir gecelik aşklarını anlatıyor ahlaksızca. Yatağındaki Janis Joplin olsa ne yazar?

Ölmek ve kalmak arasında gidip geliyor durmadan. Yaşamın bilinmezleri cennetten bir sıfır önde. Kazanmanın şehvetine kapılıyor belki de.

Televizyon başındaki patetik ruhlar. Hareket etmekten uzaklaşan, kıçlarını büyütüp beyinlerinden çalan, pencerenin dışında patlayan bombalara film sahnesi muamelesi yapan... Leonard’ın insan olmaktan utandığı dakikalar.

1990’larda savaşlar yön değiştirip etrafı sardığında, Leonard uzaktan müdahale ediyor. Kendi dinini kurmuş bir şeyh gibi müritlerini etrafına topluyor. İlahi müziği nefreti yok ediyor. Yaklaşan cinayetlere tek çözüm gerçekle silahlanmak. Yorgun bedenlerin daha fazla direnecek gücü yok.

Hikâyedeki soyut zamanda yıl 1994. Leonard’ın bedeninde umutsuzluk yaraları açılmış. Kaygılar içerisinde kıvranan adam 1999 yılına kadar kapanacağı Budist Manastırına yola çıkıyor. Direniş son buluyor. O artık “sessiz olan”. Vazgeçiyor belki de. Daha iyi bir dünyada yaşama, içindeki kötüyü esir alma, acıyla barışma hayallerinden. Hayatı olduğu gibi kabulleniyor. Soğuk ve alaycı. Leonard yaşamaktan yaralanıyor.

Hikâyemiz 2000’li yıllarda önemli değişimler yaşamıyor. Yeni melodiler, bir kaç hüzün parodisi ve kitap: Book of Longing. Hayatın yüzde yetmişi yeryüzündeki su birikimi gibi basit nesnelerden ve durumlardan oluştuğu için, Cohen de karalar misali çöküntüye uğruyor. Her yeni sarsıntıda kaybolan bir vicdan. “Umarım” diyor Leonard, “ileride yalnızca hiçlik vardır.”

Cambaz hep aşağıya bakıyor. Seyircilerin bakışlarında korku arıyor, kendininkini yenebilmek için. Dengesini kaybedermiş gibi yaptığı anlarda, sessiz kaygı çığlıkları güvenini yerine getiriyor. İpin üzerinde kendinden emin ilerliyor. Ucu olmayan kalemin yazdıklarını yalnız akıllılar görebiliyor. Yataktaki yastıkta dün gecenin kokusu, yorganın arasında çorabın sağ teki. Türünün tek örneğinin eşi benzeri olmayanla beraber, balta girmemiş ormanda olduğu söyleniyor. Kimse konuşmuyor. Herkes birilerinin onu anlaması içın çırpınıp duruyor. Leonard yazıyor. Çapkın bir adam olarak yayılan ünü, yataktaki yalnız gecelerde kalemini yoruyor. Öykü bir yerlerde devam ediyor. Yazandan ve Leonard’dan habersiz. Boşluktan sonsuzluğa zaman  akıyor. Dünyanın sonuna on kala Cohen beklemede.


Kaynak: http://www.minidev.com/public/page.aspx?id=143

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.