ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Erkek, Senfoni BestelerSayı: 457 - 14.12.2007


“Günümüzde büyük kadın besteciler yok. Tarihte de hiç bir zaman olmadı. Ve muhtemelen hiç bir zaman da olmayacak”.  Bu sözlerin sahibi bizlerle aynı çağda yaşayan, orkestra şefi ‘Sir’ Thomas Beecham...Yerine, çağına ve mesleğine yakışmayan bu sözler, yoksulluktan kıvranan herhangi bir üçüncü dünya ülkesinden değil, medeni olduğunusavunarak üstünlük ve ayrıcalık talep eden Avrupa’nın merkezinden dökülmüş. Ve kadının hakettiği saygınlığın, nasıl gözardıedildiğinin de genel bir çerçevesini çiziyor gibi.  Batı müzik tarihi, Hildegard Von Bingen’i, Raffaella Aleotti’yi, Francesca Caccini’yi, Barbara Strozzi’yi, Maria Theresia Von Paradis’i, Fanny Mendelssohn Hensel’i. Josephine Lang’ı, LouiseAdolpha Le Beau’yu, Ethel Smyth’i, Ruth Crawford-Seeger’i, Elisabeth Lutyens gibi kadın bestecileri hak ettikleri ölçüde tanıtmadı. Çok yakın zaman öncesine kadar Clara Wieck Schumann’ı, bir piyanist ve Robert Schumann’ın biricik eşi olarak tanıtan müzik tarihçileri, onun bestecilik yanını gözardı ettiler. Nancy Reich ve Pamela Susskind gibi eğitimciler sayesinde, Clara Schumann’ın bestecilik yönünü de öğrenmiş olduk.

Kadınların içinde bulunduğu toplumsal konum ve süregelen gelenekselleşmiş ön yargıların, müzikologlar üzerindeki etkisinden kaynaklanan kadın bestecileri önemsememe ve dolayısıyla daha yeterli derecede tanıtmamaları, müzik tarihinde neredeyse yok sanılmalarının önemli sebeplerinden biri sayılabilir. Diğer yandan belirli dönemlerde ciddi sınırlamalara ve cesaret kırıcı yorumlara maruz kalması, hatta bazen hemcinsleri tarafından bile acımasızca eleştirilmesi kadının, özgürce hareketini engellemiş, yaratma ve yaratısını paylaşma azmini büyük ölçüde köreltmiştir. Sadece, evde sınırlı enstrümanları çalabilen amatör müzisyenler olarak cesaretlendirilen kadınlar, hiçbir zaman profesyonel müzisyenler olarak görülmek istenmediği gibi, yüzyıllarca kadınların bazı enstrümanları çalabilecek kadar güçlü olmadıkları veya kadının zarafetini ve estetiğini bozduğuna dair görüşler vurgulandı.

“Düşünün bir kez, ne kadar çirkin bir görüntü yaratırdı bir kadının davul, trompet ve buna benzer enstrümanları çalması.” 1528, Bir İtalyan soylusu Castiglione.

“Kızların görüntüsü, kontrbası tutuşları ve fagotu üfleyişleri beni hiç memnun etmedi”. 1789, Bayan Hester Thrale. “Doğa hiç bir zaman güzel (kadın) cinsiyetin kornocu, tromboncu veya tahta üflemeli çaları olmasına niyet etmedi. Birincisi onlar bu enstrümanları çalmak için erkekler kadar güçlü değiller. Diğer nokta ise; niye bu enstrümanları çalarak güzel görüntülerini bozsunlar?” 1904, Bir Amerikalı Orkestra şefi.

“Erkek senfoni besteler, kadınsa çocuk.” 10 Ocak 1975, Times.

Dikkat edilirse, aradan yıllar değil, yüzyıllar geçiyor ama bakış açısı ya da değerlendirmelerdeki haksızlık ve kabalık değişmiyor.“Kadının yeri evidir” mantığı, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, yaşadığımız yüzyılda da büyük ölçüde varlığını sürdürüyor.

Yukarıdaki talihsiz sözlerden de anlaşılacağı üzere, bazı enstrumanlar kadınlar için uygun görülmüyor. Kadınlara uygun enstrumanlar olarak piyano, harpsikord, lavta, harp ve gitarın görülmesinin sebebi, bu enstrumanlarla hem ana temayı hem deana temaya destek olacak eşlik partisyonlarını çalma imkanının olması. Yani bir başka çalgıya gereksinim duymadan, yalnız başınıza evde müzik yapabilirsiniz. Daha öz anlatımla “kendin pişir kendin ye”, ötesine gitmek kadını aşar, denmek istenmiş...

19.yüzyılda bile senfoni, konçerto ve opera gibi güçlü orkestral çalışmalar “masculin” yani erkeksi olarak, şiirsel, melodik ve duygusal olanlar ise “feminin” yani kadınsı olarak değerlendiriliyordu. Armoni, konturpuan gibi karmaşık ve ayrıntı isteyen formlar, genelde kadınların girişimde bulunmaya cesaret etmemeleri gereken, zeka isteyen işler olarak görüldü. Tabii ki kadınlar, bu formlarda da besteler yaptılar ama kadının, doğasına ihanet ettiği mantığı ve buna bağlı olarak küçümsenme, yirminci yüzyılda da devam etti.

20. yüzyıla kadar değil alt kesimlerden, orta sınıftan herhangi bir kadının bile müzik yapabilmesi nerdeyse imkânsız gibiydi. Genelde kadının müzik yapabilmesi ve yapılan müziğin kabul görmesi, ancak müzisyen bir aileden gelmekle veya zengin bir ailenin himayesinde olmakla ya da manastırlarda rahibe olarak çalışması ile mümkün olabiliyordu...

Bunca küçümsenme, göz ardı ve engellemeye karşın; kadının müzik alanındaki varlığını araştırmaya devam edecek olursak, izlerin zannedilenden çok daha derinlerde olduğunu göreceğiz.

ORTAÇAĞ (900-1400)

Ortaçağda manastırlar, müzik yapabilen kadınların merkezi olmuş. Rahibeler, bir yandan sabahtan akşama kadar dualar okurlarken, diğer yandan dini şarkılarda besteleyebilmişler. Dini şarkı repertuarlarında anonim olarak yer alan, yani kimin tarafından bestelendiği bilinmeyen bir çok şarkı, aslında bu rahibelerin eserleriymiş.

Bu dönemin en önemli temsilcilerinden, başrahibe Hildegard Von Bingen, soylu bir ailenin onuncu çocuğu olarak dünyaya gelir. 8 yaşında Disibadenburg’taki manastıra yollanır ve orada müzik okumayı,şarkı söylemeyi öğrenir. Yakaladığı bu eğitim fırsatının katkılarıyla, birçok besteye imzasını atar. Eserleri, ortaçağdan günümüz müzik sistemine aktarılmasıyla, besteci olarak daha sık duyulmaya başlandı. En önemli çalışmalarına, 75 şarkıdan oluşan koleksiyonu,‘Symphonia Armonic Celestium Revelationum’ (1175-8) ve dini dramadan oluşan ‘Ordo Virtutum’ (1141-51) örnek verilebilir. Bingen’in yakın zamana kadar daha çok dini yaşantısından, şairliğinden ve mistik kişiliğinden söz edilirdi ama bestecilik yanından pek bahsedilmezdi.

Aynı dönemde, manastıların dışında, aşk temasını işleyenFransız kadın besteciler; Countess Beatrice of Dio (1160) ve Maria of Veatadorn (1165)’un da varlığını unutmamak gerekir.

RÖNESANS (1450-1560)

Rönesans’ın ilk yıllarında, beste yapmak için gerekli olan müzik teorisi eğitiminden yoksun olan kadınlar, erkeklerin kullandığı usta-çırak diyaloğu ile öğrenme yönteminden de yararlanamıyorlardı. Rönesansın etkisinin ve yaygınlığının artmaya başladığı 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, İtalya’daki bazı saraylar, genç kadın şarkıcı aramaya ve eğitmeye başladılar. Bu dönemde yetişmiş kadın bestecilere Maddalena Casulana (1540-1583),Tarquinia Molza (1542-1583), Alleotti kardeşler; Ferrara ve Raffaella (1570-1646) ve Victoria (1575-1670) örnek verilebilir.

Duke Alfonson’un emrinde çalışan mimar ve mühendis bir babanın kızı olarak dünyaya gelen Raffaella Alleotti, dönemin en iyi müzisyenleriyle tanışarak harpsikord ve bestecilik dersleri alma imkanı buldu. Dönemin tanınmış gruplarından ‘Concerto Grande’nin orkestra şefliğini yaptı ve dini şarkılar yazdı. Bir kadın besteci tarafından yazılmış, ilk polifonik tarzdaki eser olmasıyla ayrı bir öneme sahip olan,1593’te yayımlanan dini şarkılardan oluşan koleksiyonu ‘Sacrae Cantiones’ günümüze dek ulaşan tek çalışması. Bu eserin bir başka önemli noktası ise, Concertante tarzınınilk örnekleri arasında yer alması. Bundan dolayı da Alleotti’yi öncü besteciler kategorisinde görebiliriz. O dönemde kadından pek de beklenilmeyen bu tarzdaki bir eseri, yaratıcılık, ayrıntı, deneyim ve entellektüel birikim gerektiren alanlarda da, kadına fırsat verildiğinde,nasıl üretken olabileceğine dair güzel bir örnek olarak görebiliriz.

BAROK DÖNEMİ (1600-1750)

Rönesans’ta başlayan kadınların şarkıcı olarak tanınmaları, Barok döneminde de(1600-1750), devam etti. Döneme imza atan kadın besteciler; Francesca Caccini, Barbara Strozzi, ve İsabella Leonarda daha çok vokal üzerine besteler yaptılar. Fakat Fransız besteci ve harpsikordçu Elisabeth-Claude Jacquet de la Guerre oldukça önemli sayıda ensrümental beste yaptı.

Monodik stilin ilk örneklerini oluşturan solo şarkılardan oluşan koleksiyonu, İl Primo Libro (1618) ve opera-bale tarzındaki La Liberazione di Ruggiero (1625) ile Barok müziğine iki reformist çalışmasıyla katkıda bulunan Francesca Caccini, 1587’de dünyaya gelir. Floransa’da Medici sarayında görev alan babası, besteci Giulion Caccini’nin sayesinde sarayın tüm olanaklarından yararlanır. Bir çok dini olmayan şarkı, madrigal, canzonetta ve eğlenceye yönelik besteler yapar. Bir çok bestesi yayımlanmadığı için kaybolup gider.Saray müzisyenleri arasında en yüksek ücret ödenen müzisyen olarak ünlenen Francesca’nın,yukarıda andığımız La Liberazione di Ruggieroadlı operası, 1682’de Varşova’da sahnelenerek İtalya’nın dışında performe edilen ilk opera ünvanına sahip olur.

KLASİK DÖNEM (1750-1850)

Klasik dönemde, klavyeli çalgılara yönlendirilen kadınlar, piyano konçertoları, sonatlar ve oda müziği tarzındaki bestelere imza attılar. Hiç bir zaman ciddi performanslarda yer almayan bu çalışmaların çoğu, ev içi müzik yapmaya yönelikti. Prusya Prensesi Anna Amalia (1723-1787), Saxe-Weimar Düşesi Anna Amalia (1739-1807) ve Maria Theresia Von Paradis (1759-1824) bu dönemin göze çarpan isimleri olarak anılırlar.

Henüz iki yaşında iken gözlerini kaybeden besteci, şarkıcı ve virtüöz piyanist Maria Theresia Von Paradis,1759’da Viyana’da doğar. Olağanüstü hafızasıyla60’a yakın konçertoyu ezbere çalabilen müzisyen olarak ün yapar ve Avrupa’nın değişik merkezlerinde konserler verir. İki piyano konçertosu, bir piyano triosu, 60 kadar piyano sonatı ve iki piyano fantezisi kaybolan Paradis’in, günümüze ulaşan piyano çalışmaları arasında Keman-Piyano Sonatı (1800), keman ve piyano için yazdığı Sicilienne ve La Majör Piyano Tokkatası var. Ayrıca vokal için yazdığı iki koleksiyonluk şarkıları (1786-90), iki operası (Ariadne auf Naxos ve Rinaldo und Alcina), Der Schulkandidat adlı Singspieli (1792) ve melodraması Ariadne und Bacchus (1791) günümüze ulaşabilen çalışmaları arasında yer alırlar.

ROMANTİK DÖNEM (1810-1900)

Romantik dönem, bir çok halk ve dini olmayan konservatuarların ve prestijli akademilerin açılarak, kadın bestecilerin bu okullara kabul edilmesiyle, kadınlar açısından eğitim imkanlarının artmaya başladığı bir dönem olarak önemlidir. Bu okullarda eğitim alabilen kadınlar, grand opera, senfoni, konçerto, senfonik poem ve genişletilmiş solo sonatları gibi daha geniş formlarda besteler yapmaya başladılar.
19. yüzyılın sonlarında, orkestra şefliğinde kadınlar henüz çok yeni olmalarına karşın, eğitimci olarak devlet okullarında, konservatuarlarda ve üniversitelerde düşük derecelerde veya mevkilerde de olsa, çalışma imkanları buldu.

Bu dönemi temsil eden kadın besteciler olarak, Josephine Lang (1815-1880), Clara Wieck Schumann (1819-1896), Fanny Mendelshonn Hensel, Luise Adolpha Le Beau (1850-1927) ve Ethel Smyth’i (1858-1944) gösterebiliriz.

150’nin üzerinde şarkısı ve sayısız solo piyano parçası olan piyanist ve şarkıcı Josephine Lang, progresiv lied bestecisi ver romantik  dönemin en fazla eseri yayımlanmış kadın bestecisi olarak tanınır.

Döneminin en iyi piyanistlerinden biri olan Clara Wieck Schumann, Robert Schumann’ın eşi ve Brahms’ın sadık dostu olarak ün yapar. Yazdığı önemli sayıdaki liedleriyle, Alman liedlerine katkısı tartışılmaz ama müzik tarihi nedense onun bestecilik yanından pek bahsetmez.Bir çok bestesi yeniden basılan ve kaydedilen C. W. Schumann’ın en tanınan eseri, 1846’da yazdığı Op.17, Piyano Triosu’dur.

Fanny Mendelshonn Hensel ise, opera hariç bütün tarzlarda besteler vermesine rağmen babası ve erkek kardeşinin(Felix Mendelshonn) cesaret kırıcı yaklaşımları nedeniyle bunların çoğunu yayımlatamaz. Dönemin birçok kadın bestecisi gibi,sadece ev içi ve salon müziğine uygun, yani vokal ve piyano için besteler yapma konusunda cesaretlendirilir.

Opera bestecisi olarak uluslararası ün yapan Ethel Smyth, feminist hareketin içinde yer alarak, kadın bestecilerin hakları konusunda mücadele eder. Günümüzde hemen hemen hiç tanınmayan bu Victorian-Edwardian döneminin en renkli Britanyalı kadını, çağdaşlarından son derece güzel eleştiriler aldı.

20.YÜZYIL

Büyük sosyal değişikliklerin yaşandığı, özellikle kadınların iş gücü olarak iş hayatına atıldığı 20. yüzyıl, kadınların ev içi çalışmalardan daha profesyonel alanlara yöneldiği bir yüzyıl oldu. Erkeklerle yarışabilecekleri profesyonel aktivitelerde buluşmaya başlayan kadınlar, eğitim alanında daha önceki yüzyıllarda olmayan fırsatları yakalayarak, çok değişik tarzlarda eserler verdiler, yeni deneysel çalışmalara da imza attılar. Bu deneysel çalışmalara örnek olarak Amerikalı Ruth Crawford-Seeger ve Britanyalı Elisabeth Lutyens verilebilir.

20. yüzyılda kadınlar, geçmiş yüzyıllara oranla kendilerine pek de yakıştırılmayan, çok daha farklı enstrümanları da çalmaya başladılar. 1900’lerin başlarında erkeklerle aynı orkestralarda çalma imkânı bulamayan kadınlar, kendi orkestralarını kurdular. II. Dünya savaşıyla birlikte bir çok erkek müzisyen askere gitmek zorunda kalınca, kadınlara karışık orkestralarda çalma imkanı doğdu. Çağımızda bile hala bu duruma karşı olan müzisyenlerin bulunduğuna dair bir-iki örnek sunmak isterim.

‘Kadınla erkeği aynı çatı altında tutmak, yağla su gibidir. Kadın müzisyenlerin yalnız başlarına olmaları kabul edilebilir. Fakat erkeklerin olduğu yerlere ait olmamalılar.’ 1903’lerde bir erkek orkestra şefi.

‘Kadının bir orkestra içerisinde olmasını düşünemiyorum. Onlar erkekleşiyorlar, erkekler de onlara eşitmiş gibi davranıyorlar....’ 1978, Zubin Mehta- Orkestra şefi.

‘Güzel kadınlar, diğer müzisyenlerin dikkatini dağıtır, çirkinlerse benimkini.’ 1959, Sir Thomas Beecham- Orkestra şefi.

Günümüzde bile hala devam eden, kadınların içinde kayboldukları bu sosyal konumun, onların ciddi bir sanatçı, bilim kadını yetiştirmelerine engel olduğu kuşkusuzdur. Bir başka kuşku götürmez konu ise, kadınların erkeklerle benzer fırsat eşitliğine sahip olduklarında dünyanın nasıl renklendiği, incelikli ve derinlikli ürünlere kavuştuğu gerçeğidir. Ethel Smith’in dediği gibi ‘Sanatta cinsiyet yok’. Ancak, ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin ayrıcalıklı kesimlerinde kadının tarihsel konumu böyle ise, az gelişmiş ülkelerin ekonomik olarak alt kesimlerinde bu durumun nasıl olduğunu şöyle bir düşünmenizi istedim.


suzanbeyazit@yahoo.co.uk


KAYNAKLAR:

Women in Music- Aelwyn Pugh
Women Making Music- Jane Bowers and Judith Tick
Women Music- Carol Neuls-Bates


Kaynak: Evrensel Kültür Sayı :124

 

 


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.