ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 15 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Anton Von Webern Sayı: 402 - 26.09.2007


Anton Von Webern, müzik tarihi literatüründe, tonal müziğe karşı geliştirdiği tonlar arasındaki hiyerarşiyi kaldırarak, yerine on iki tonun da eşit değerler kazandığı ve tonal anlamda birbirine uyum göstermeyen seslerin kullanıldığı atonaliteyi koyan öğretileriyle ikinci Viyana okulu olarak adlandırılan bestecilerin sonuncusu olarak algılanır ve genellikle 20. yüzyıl kompozitörlerini pek de önemsemeyen "tarih elçisi" müzikologlarca müziği oldukça ilginç ve değişiktir diye tanımlanır. Bunun altında yatan sebep ise hiç kuşku yok ki Webern'in ses öğesini, olabildiğince yalın ve yoğun haliyle kullanma eğilimidir. Gerçekten de Webern'in yapıtlarına baktığımız zaman, kompozitörün içinde yaşadığı zamanın koşulları değerlendirildiğinde çağdaşlarından oldukça farklı bir ses organizasyonu ortaya koyduğunu görürüz. Webern, bugün en önemli yapıtları olarak var sayılan kompozisyonlarında seriyel sistemi kullanmasına karşın, yapıtlarında ortaya koyduğu müziksel dokusuyla her seriyel sistemle kompozisyon oluşturan insanın yaratmayacağı, hele hele zamanına göre düşünüldüğünde, içinde oldukça kendine özgülükler barındıran nitelikler taşıyan eserler vermiş bir kompozitördür.

İkinci Viyana okulunun diğer kompozitörleri olarak bahsi geçen Schönberg ve Berg, Webern'in hem hocaları, hem de arkadaşları olmuşlardır. Üçünün de on iki ton sistemini ve atonaliteyi savunmaları, yapıtları sebebiyle aldıkları tepkiler ve yaşadıkları zorluklar bakımından hemen hemen aynı kaderi paylaştıkları söylenebilir. Ancak bu üç kompozitörün ortaya koydukları müzik, karakter olarak birbirinden oldukça farklıdır.

Schönberg'in on iki ton sistemini geliştirmesi, bu yöntemle birbirini on ikide bir tekrar eden bir tonlar dizinine oturtması ve bu yolla yarattığı dokular, tonal müzik için sarsıcı ve muhaliftir. Ancak yeni müzik içinse bir başlangıç hareketi olmuştur.

Schönberg, bu akımın kurucusu ve başlatıcısıdır. Sesin yükselip alçalması, yaratılan dokunun bir çeşit continuum özelliği göstermesi, seslerin birbirini tekrar etmemesi Schönbergin müziğinde sıkça rastlayabileceğimiz özelliklerdir. Alban Berg'in yapıtları ise, Schönberg ve Webern'e kıyasla "eski"yle daha uzlaşmacı bir tavır içersindedir. Rene Leibowitz'e göre "Berg, Schönbergci evrene girebilecek her yeni aşamayı geçmişe bağlar." Hatta Berg, 1929'daki Şarap Kantatı'ndan sonra tonalite ve seriyalizmi birlikte kullandığı eserler yapmaya yönelecektir.

Webern'in yapıtları ise karakteristik olarak çok farklıdır. Schönberg'in Klangfarbenmelodie kaygısı ve Berg'in kendine has uzlaşmacı tavrının yerine Webern, yapıtlarını daha radikal ve deneysel arayışlarla compose etme çabasına girecektir.

Webern, yazının başında sıraladığım ve yapıtlarında kullandığı müzik karakterlerinin dışında, özellikle zamanı kullanma konusunda o ana kadar denenmemiş ve kendinden sonraki kompozitörlerce de geliştirilerek devam edecek yapılara yönelen bir kompozitör olmuştur. Yapıtlarında sessizliği kullanması ve bunu Schönberg ve Berg'den daha farklı bir anlayış ve algılama durumu olarak uygulaması Webern'in bir diğer önemli yanıdır..

Webern'in yapıtları oldukça kısadır. Yapıtlarının bu denli kısa olması ise yoğunluk öğesiyle ilgili bir durumdur. Yapıtlarındaki bu yoğunluk, aynı zamanda yapıtın iç zamanını da meydana getirir ve bu yapı, saat zamanıyla düzensiz ama ters bir kolerasyona girer. Öyle ki müzik tarihinin en kısa yapıtlarının yaratıcısı olan Webern'in, hayatı boyunca yaptığı yapıtlarının tümü günümüzde 2 cd'lik bir paket içinde satılabilmektedir.

1904 ve 1910 yılları arasında Schönberg'le birlikte çalışan Webern, özellikle 1908'de yayımlanmış ilk eseri olan Passacaglia, Schönberg'in ilk zamanlarındaki alman karakterli tonal müzikal anlayışının etkileriyle ortaya çıkmış bir yapıttır. Orkestra için yazılmış olan bu eser tonaliteye bağlı olmakla birlikte, Mahler'in orkestrasyon tarzına da yakındır. Bu eserden sonra Webern, kendi müzik karakterini ortaya koyacak kompozisyonlara yönelmiş ve post-romantik çıkışlar eserlerinden hızla silinmeye başlamıştır. Özellikle Opus 6 (Orkestra İçin Altı Parça) ve Opus 7 (Keman Ve Piyano İçin 4 parça) da seslerin tek başlarına değer kazanmasıyla yaratılan dokunun organizasyonu ve bu yönde bir radikalleşme söz konusudur. 1919'da yayımlanan Opus 8 (Rilke'den Sonra İki Şarkı) 8 vokalist ve 8 enstrüman için ve Rilke'nin bir mısrasından yola çıkılarak yazılmıştır: "Ben hiçbir zaman tutunmam, sıkı sıkıya sarılırım." Bu eserle birlikte gündeme gelen bir başka Webern karakteristiği ise zamanı kullanma tarzıdır. Çünkü sessizlik ve ton, ayrı roller üstlenerek varlık ve yokluk arasındaki alış verişin hüküm sürdüğü bir süreç yaratır. Opus 11'e kadar olan dönemde (Çello Ve Piyano İçin Üç Küçük Parça) ses malzemesinin az enstrümanla oldukça yoğun olarak kullanılması Webern'in benimsediği bir tarz olacaktır.

Opus 16 (5 Dinsel Kanon)'da Henri Pousseur'un çok sonraları "tanımsızlık krizi" veya "mutlak boşluğun sessizliği" olarak tanımladığı duruma Webern, değişik bir reaksiyon göstererek, çoksesli yapılar yaratmaya yönelmiştir. Enstrümanların ve seslerin değişik ses bölgelerinin ve hatta registerlarından kaynaklanan ses üretim özelliklerinin sistemli kullanılmasına bağlı olarak, daha karmaşık ve zaman zaman daha da yoğunlaşabilen yapılar ortaya çıkarmıştır. Bu duruma bir örnek olarak Opus 21-Senfoni gösterilebilir. 1934 yılında dokuz enstrüman için yazdığı Opus 24 (Konçerto) da ise o kadar az sayıda aralık kullanmıştır ki bu bir yere tıkılmış gibi çıkan sesler alabildiğine yoğundur. Hiçbir enstrümanın hiçbir cümleyi baştan başa çalmadığını da düşünürsek ses renginin çeşitliliği ortadadır.

Opus 17 ile Op. 31 arasında kalan dönem ise Webern'in son müzikal dönemi diyebileceğimiz evredir. Opus 17 (Üç Geleneksel Kafiye)den itibaren artık Webern'in kompozisyonlarını belirleyecek olan esas kavram seriyalizmdir. Ancak Webern, bu dönemde her ne kadar seriyel eserler vermiş de olsa, diziyi bir araç olarak kullanacak ve örneğin Schönberg'in diziselcilik mantığından daha farklı yaklaşımlar sergileyecektir. Buna en büyük kanıt olarak gösterilebilecek değişim Goethe'nin Metamorphose Der Pflanzen (Bitkilerin Başkalaşması) eserini okuyarak, bütün benzerleri yok olduktan sonra geriye kalan bitki fikrinden etkilenmesi ve dizilerini bu fikirden yola çıkarak kurmaya başlamasıdır. Böylece dizi, gerçek bir çekirdek oluşturarak bütün eserlerinin temelinde yer alır. Opus 27 Piyano Çeşitlemeleri'nde ise diziye ilişkin ideal düzen kendini bütün açıklığıyla gösterir. Özellikle eserin "2. Bölüm"ü seriyel açıdan oldukça ilginç ve özgündür. 1. ve 22. ölçü arasında geçen 4 dizi kalıbının her biri, bir önceki kalıbın son notalarıyla başlamış ve birinci partisyondaki si bemol ile ikinci partisyondaki sol diyez olan başlangıç notalarının ortada ve sonda da kullanılmalarından doğan kilit durum, Webern'in dizi kalıplarını tekrarlamasının bir nedeni haline gelmiştir.

Webern'in müziği, sesin tek başına daha önce hiç bu kadar önem kazanmadığı bir doku sunmuştur ve bu yüzden benim görüşüme göre Schönberg kadar önemli (ve hatta belki de daha da önemli) bir kompozitördür. Özellikle Opus 26 (Das Augenlicht), Opus 29 ve 31 (Kantatlar) ve Opus 30 (Orkestra İçin Çeşitlemeler)inden sonra ortaya koyduğu seriyalizm ile kendinden sonra gelen kompozitörlerin ve günümüz çağdaş amerikan bestecilerinin karakterlerindeki en belirleyici rollerden birini oynamıştır. Webern'in müziği 1950'li yıllarda Boulez, Stockhausen, Berio, Pousseur ve Nono gibi bu anlamda köprü görevi üstlenen kompozitörlerin yapıtları ile etkilerini bugüne kadar taşımış ve hala kendini hissettiren bir temeli atmıştır.

Webern Hakkında:

" İlk müzik eğitimine Piyano öğretmeni olan annesinden piyano dersleri alarak başladı.
" 1902 yılında Viyana Üniversitesi Müzikoloji ve Kompozisyon bölümlerinden mezun oldu.
" 1906 yılında Flaman besteci Heinrich Isaac'ın, Konstantin Koralleri (Constantinus Corallis) üzerine yazdığı doktora çalışmasını tamamladı.
" Bir süre Arnold Schönberg ve Alban Berg ile çalıştıktan sonra bir dönem onlardan uzak kalarak, özellikle 1908'den sonra tamamen yönlendirmelerden arınmış bir şekilde kendine özgü müziksel karakterlerini ortaya koydu.
" Bir dönem, Stefan George ve Richard Dehmel'in şiirlerini sese dökmeye uğraştı.
" Nazilerin iktidar günlerinde, çeşitli baskılar gördü ve müziği Nazi kurumlarınca "Bolşevik kültürü" ve "yoz sanat" gibi tanımlamalara maruz kaldı. Özelikle Nazilerin 1938'deki Avusturya ilhakından sonra işsiz kaldı ve üzerindeki baskılar daha da arttı. Schönberg'in aksine şartları gereği ülke dışına çıkamadı.
" 1925 ve 1931 yılları arsında İsrail Oğulları körler derneğinde öğretmenlik yaptı.
" Sosyalist dönemde biri 1924 diğeri de 1931 yıllarında olmak üzere iki Viyana Müzik Ödülü aldı.
" Çeşitli klasik yapıtlar için yeniden orkestrasyonlar yaptı.
" Zamanın popüler bestecilerinin düzenlemelerini yaparak geçinmeye çalıştı. Bu dönemde özellikle adı pek duyulmaz oldu.
" İkinci Dünya Savaşı sırasında 1945 yılında ABD işgal kuvvetlerinden bir asker tarafından "yanlışlıkla" vurularak öldürüldü.


Eser Listesi

·      Op.1 Passacaglia

·      Op.2   "Entflieht auf leichten Kähnen"

·      Op.3   Five Songs from "Der siebente Ring"

·      Op.4   Five Songs

·      Op.5   Five Movements

·      Op.6   Six Pieces (1909)

·      Op.7   Four Pieces for Violin and Piano

·      Op.8   Two Songs after Rilke

·      Op.9   Six Bagatelles for String Quartet

·      Op.10  Five Pieces for Small Orchestra

·      Op.11  Three Little Pieces for Cello and Piano

·      Op.12  Four Songs for Violin and Piano

·      Op.13  Four Songs for Soprano and Small Orchestra

·      Op.14  Six Songs after Trakl

·      Op.15   Five Sacred Songs

·      Op.16   Five Canons on Latin Texts

·      Op.17   Three Traditional Rhymes

·      Op.18   Three Songs

·      Op.19   Two Songs after Goethe

·      Op.20   String Trio

·      Op.21   Symphony

·      Op.22   Quartet

·      Op.23   Three Songs from "Viae inviae"

·      Op.24   Concerto

·      Op.25   Three Songs

·      Op.26   "Das Augenlicht"

·      Op.27    Piano Variations

·      Op.28    String Quartet

·      Op.29    Cantata No.1

·      Op.30    Variations

·      Op.31    Cantata No.2
 

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.