ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 8 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Türk Müziğinde Çok Sesliliğe GeçişSayı: - 17.01.2006


Türk müziğinde çok sesliliğe geçiş çalışmalarının 19. yy. başlarında rastlandığı söylenebilir. Bu dönem aynı zamanda, Batıyla ilişkilerin yeni bir anlayışla yorumlandığı, Batı uygarlığı içinde de özelliği olan bir dönemdir. İmparatorlukların çöküşü, büyük siyasi dalgalanmalar, gelişmeye başlayan teknoloji Avrupa’da sanat akımları üstünde etkili olmuş, sanatçının bakış açısına önemli değişiklikler getirmiştir. Kuşkusuz Doğudan Batıya geniş bir coğrafyada egemen olan Osmanlı İmparatorluğu, bu değişimden etkilenecektir.

Örneğin, yüzyıllarca önemle üstünde durulan askeri güç, bu dönemde kimlik değiştirmeğe başlamıştır. O Zamana kadar devletin ordusunu oluşturan Yeniçeri Ocağı 1826 yılında II. Mahmut tarafından kapatılınca, kuruma bağlı Mehterhâne’nin etkinlikleri de son bulur.

 

Kurulan yeni ordu tamamen Batı tarzındadır ve eğitimi için Ordu Müziği üreten yeni bir kuruma ihtiyaç vardır. Muzıkai Hümayun (Saray Bandosu) bu amaçla 1831 yılında kurulmuş, eğitim vermek üzere Avrupa’dan besteciler davet edilmiştir (Ergin, 1939). Bu bağlamda Türk Müzik Tarihi içinde İtalyan Giuseppe Donizetti, Batı kültürünü devlet eliyle İstanbul’a getiren Batılı ilk sanatçı olarak önem kazanır.

Meşrutiyet Dönemini hazırlayan koşullarla birlikte, Batıyla ilişkilerin hızla yakınlaştığı söylenebilir. II. Mahmut’tan sonra tahta çıkan Osmanlı padişahları zamanında da, müzik sanatına ilişkin yenilikler önemsenip desteklenmiştir. Avrupa’dan başka sanatçılar gelmiş, tamamen farklı bir müzik kültürü dönemin bestecileri üstünde etkili olmuştur. Örneğin İtalyan Guatelli ve İspanyol D’Aranda Türk Müziğini inceleme çalışmalarının yanı sıra çok seslendirme çalışmalarıyla da tanınırlar (Üngör, 1966). Yine 1875 yılında Dikran Çuhaciyan’ın ilk Türk Operasını bestelemesi, bu alanda önemli bir çalışmalardır. Franz Lizst ve başka müzik topluluklarının da konserler vermek üzere zaman, zaman saraya kabul edildiği bilinmektedir. Böylece yeni Ordu Müziğinin yanı sıra opera, Orkestra ve tiyatro kültürü dar bir çevreyle sınırlı kalsa bile, İstanbul’da giderek hayata geçer.

II. Meşrutiyet Döneminden ise, özellikle yönetici sınıf çevresinde biçimlenen, geleneksel sanat anlayışı dışında bir eğilimden söz edilebilir. 20. yy. başlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri yönetimde oldukça etkilidir ve Batı yanlısı anlayış devletin her kademesinde egemendir. Eğitim, bu anlayışla ele alınır. Artık okullarda öğrencilere müzik eğitimi verilmektedir. Örneğin Ahmet Adnan Saygun’u yetiştiren İsmail Zühtü Kuşçuoğlu, Cumhuriyet öncesi devlet okulunda çok sesliliği öğreten bir sanatçı olarak dikkat çeker (BÜTMK, Sun, 1980)

1914 yılında uzun sürecek bir dünya savaşının eşiğinde, İstanbul’da sistemli bir müzik eğitimine geçiş için bazı çalışmaların yapıldığı görülür. Bu tarihte Osmanlı Milli Konservatuarı kurulmak üzere Fransa’dan Andre Antoine adlı bir sanatçı çağrılmış, savaşın başlamasıyla girişim tamamlanamamıştır. Yine de bu çalışma bünyesinde Türk müziğinin yanı sıra, Batı Müziği ve tiyatro eğitimi verilmesi planlanan Darülbedayi ve Dârülelhan’ın kuruluşunu hazırlaması bakımından önemlidir. 1918 yılında kurtuluş Savaşı başlamadan hemen önce, Osman zeki Üngör’ün yönettiği Saray Orkestrasının Avrupa Turnesine çıktığı da bilinmektedir.

Bütün bu çalışmalar, Türk Müziğinde çok sesliliğe geçiş sürecini başlatan Cumhuriyet öncesinde yaşanmış uzunca bir deneyimin ürünleridir. Her şeyden önce III. Selim ve II. Mahmut’la başlayan Batılılaşma süreci, müzik sanatının Batı Kültüründen etkilendiği bir değişim sürecidir. Yaklaşık yüz yıllık bu döneme ilişkin en önemli özellik, bu değişim sürecinde devletin üstlendiği belirleyici roldür. Çok seslendirme çalışmaları için Batı armonisinin temel alınması ise, bir başka önemli özellik olarak göze çarpar. Ancak bu konuda yapılan sayısız çalışmadan elimizde bugün başarılı örnekler bulunduğu doğrusu söylenemez. Türk ve Batı Müziği ses Sistemleri arasındaki temel farklılıklar nedeniyle, çalışmalar zaman içinde kalıcı olamamıştır denebilir.

Bir sanat eserinin zaman içinde sürekliliğini koruyarak kalıcı olabilmesi kuşkusuz önemlidir. Sanat esirini üreten sanatçının her türlü ileti ve etkileşime açık olması kadar, özgün olabilmesi de aynı derecede önem taşır. Öte yandan, çok seslilik sistemli bir gelişmedir. Türk ve Batı Müzik kültürleri farklı koşullarda biçimlenmiştir ve her sistem kendi içinde bir gelişme izler. Batı Müziğinde ezgi tonaldir. Sistem kendi içinde uzun bir zamanda değişim geçirerek yapılanmıştır. Türk müziği ise makama dayanır. Her şeyden önce bu iki sistemin ses aralıkları farklıdır. Birinde düzenlenmiş ses aralığı, öbüründe ezgi içinde bile değişebilen ses aralıkları söz konusudur. Türk müziğinin geleneksel ezgisi Batı tarzında çok seslendirilince, yeni bir kimliğe bürünmekle birlikte özgürlüğünü koruyamamıştır. Besteciler özellikle Cumhuriyet Döneminde yeni arayışlara girecek, zaman içinde daha geniş inceleme ve araştırmalar yapılacaktır.

Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.