ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Musıkide saldırı ve savunmaSayı: - 29.05.2007


Cumhuriyet’in resmî musıki politikası, hiç değilse Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk elli yılında, gayet açık ve yoğun bir biçimde Batı musıkisi lehine tezahür etmişti.

Devletçe teşvik edilen, makbul ve “ileri” addedilen musıki türü oydu. Zaman zaman yasaklanan, horlanan, küçümsenen, geçmişle, eski siyasi rejimle (yani Osmanlı’yla) özdeşleştirilip hem kültürel olarak “geri” hem de siyasal olarak “gerici” görülen geleneksel Osmanlı–Türk musıkisi ise resmî desteklerden payını alamıyordu. Türk musıkisi ancak Batılı formel kalıpların içine girebildiği ölçüde resmî söylemde “çağdaş” ve muteber bir kimliğe kavuşuyordu. Yani Türk operası, Türk senfoni ve konçertoları yapılması gerekiyordu illâ ki. Bir kültür alanı “üstün” idi, diğeriyse değildi.

Hâkim kültürle ilişki içinde bulunan bir “alt–kültür” alanında buna çeşitli tepkiler ortaya çıkabilir. Bunlardan biri isyan, bir diğeri de intihardır. En sık rastlananı ise uyum ve taklittir. 1930’lu ve 40’lı yıllarda Türk musıkisi çevreleri buna yöneldiler. Dönemin siyasal otoritesinin politik sebeplerle bu müzikten esirgediği prestij, önem, ilgi ve toplumsal statüyü başka yollardan elde etmeye çalıştılar. Bir tür nefsi müdafaa tavrı içine girildi ve bazı yüzeysel şekil değişiklikleriyle “çağdaşlığa” yaklaşılacağı sanıldı.

Koro kavramı ve uygulamaları işte bu hâlet–i ruhiyeyle Türk musıkisine sokuldu. Oysa geleneksel müziğimizde bunun yeri yoktu. Koro kavramı geleneksel Osmanlı/Türk musıkisine tamamen yabancıdır. Geleneksel musıkimizin esas niteliklerinden biri de az sayıda müzisyenle, küçük gruplarla icra edilmesidir. Ama Türk musıkisinin Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişle birlikte yeni rejimin kültür politikalarındaki farklı önceliklerden dolayı kaybetmiş olduğu sosyal, siyasi ve kültürel prestiji yeniden kazanması gerekiyordu. Bu da belli bir şekil değişikliği sayesinde olacaktı. Sanatsal ciddiyetin musıkimize mümkün olduğunca “Batılı” bir görünüm verilerek yeniden kazanılabileceği sanıldı. “Koral” ve “orkestral” icralar bu anlayışa hizmet edeceklerdi. Böylece geleneksel musıki kendini etkili bir biçimde savunmuş olacaktı. Bu yeni koro icralarının öncülüğünü bizzat Ali Rıfat Çağatay ve Mes’ut Cemil gibi geleneksel üstadlar yapıyordu.

Bu modernleşmeci eğilimlerin önemli temsilcilerinden olan Hüseyin Sadettin Arel’in (1880–1955) öncülüğünü yaptığı bir “Türk Musıkisi Büyük Senfoni Orkestrası” kurma projesi de aynı türden kompleksli kaygılara dayanıyordu. Bu orkestrada, bilinen yaylı çalgı gruplarından başka on–on beş adet kemençe, birkaç kanun, beş ya da altı ney, bir o kadar da ud ve tanbur bulunacaktı. Sonuç olarak ses sanatçılarıyla birlikte yüz ya da yüz yirmi kişilik bir çeşit Türk Musıkisi Senfoni Orkestrası ve Korosu ortaya çıkacaktı. Türk musıkisinin prestijini yükseltmek için bundan daha iyi bir çare yoktu.

Kısacası, uzunca bir süre Türk müziğinde fraklı ya da smokinli, sahne düzenli, büyük senfonik orkestralı eli sopalı “şef”li geniş Türk müziği koroları oluşturarak içeriğe zarar vermeden müziğin Avrupaî bir ciddiyet kazanacağına inanıldı. Türkiye’nin her yanını bu “koro”larla donatarak geleneksel Türk müziğinin yaygınlık kazanacağına inanan Kültür bakanları bile oldu. Şekil ve görüntü değişiklikleriyle geleneksel Türk müziği icrasının “Batılılaşabileceği” sanıldı.

Bu tür girişimlerin yanlışlığı artık iyice anlaşıldı. Müziğimizin bu tür şekilci özentilere ihtiyacı yoktu. Bugün de yoktur. Bu gibi iğretiliklerin de uzun vadede bu müziğin gerek toplumdaki konumuna gerekse estetik algı biçimlerine faydadan ziyade zararı oldu.




Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.