ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1835
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Yaratıcılık aşk gibidirSayı: 339 - 29.05.2007


Eleni Karaindrou'nun ECM şirketinden çıkan üç film müziği albümünü, Leyleğin Adımı, Film Müzikleri ve Ülis'in Bakışı'nı dinleyen bütün Avrupalı müzik eleştirmenleri aynı fikirde: Bu besteler sadece film müziği sınırlarını aşmakla kalmıyor, hepsi de kendi başına yapıtlar olarak ayakta durabilir.

Bu eserlerin üçü de, Yunanistan'ın en ünlü yönetmeni Theo Angelopoulos'un filmleri için bestelenmiş. Ama bugün en az bu filmler kadar hatta daha da çok tanınıyorlar; üstelik sadece Avrupa'da değil. Leyleğin Adımı Çin'de en çok aranan ve satılan plaklar arasında. Türkiye'de birçok sinemaseverin CD koleksiyonunda, onun plaklarını bulabilirsiniz.

Ama o ısrarla, film projelerine hizmet etmekten başka şey düşünmediğini, kendini başka bir yaratıcının dünyasına tamamen bırakmaktan hoşlandığını, kendi kimliğini de böyle bulduğunu söylüyor.

Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde Altın Lale jüri üyesi olarak bulunduğu günlerde yaptığımız sohbette, alışılmış tanımların dışına taşan güçlü müziğini niçin sinemayla sınırladığını sordum.

"Bu bir sınır değil ki" diye cevap verdi; "Hem bağlısınız, hem özgür. Tıpkı aşk gibi. Üstelik bu bir teori değil, benim yaşadığım bir gerçek. Başka bir yaratıcının dünyaya bakışı size dokunmalı, ama kendinizden yola çıkmalısınız. Aşk da başka birisinin âleminde kendinizi kaybederek kendinizi bulmak değil midir?"

Eleni Karaindrou bütün özgürlüklerde bir sınır olduğuna inanıyor; hiç bir zaman müziğinin bağımsızlığını düşünmediğini, çalıştığı projeye kendini tam olarak verdiğini söylüyor. Ona göre "Sanatçı hiç bir zaman kendini kaybetmekten korkmamalı."

Belki de bu nedenle Angelopoulos'un filmlerini müzikle süslemek yerine, adeta müzikle yeniden yaratmış. Alman müzik eleştirmeni Frank Heckert'in şu sözleri bu açıdan anlamlı: "Bu melodiler öyle güçlü ki, Angelopoulos'un hiç bir filmini görmediğim halde, gözlerimi kapatarak, görmüş kadar oluyorum."

Görsellikle müziğin bu mükemmel buluşması ECM plak şirketinin kurucusu ve prodüktör Manfred Eicher'i de etkilemiş olmalı ki, o da kendisini bu müziğin dünyaya en iyi şekilde tanıtılmasına adamış. Karaindrou'nun uluslararası şöhretini başlatan 1991 tarihli Film Müzikleri albümü tamamen onun düzenlediği bir seçme.

Eleni Karaindrou kendisi için sanatın ve hayatın tamamen böyle karşılaşmalara dayalı olduğunu söylüyor. Angelopoulos ile tanışması da, belki hayatının en önemli karşılaşması olmuş.

"Genç bir Yunanlı yönetmenin, Christoforis'in Rosa adlı filminin müziğini yapmıştım ve 1982'de Selanik Film Festivali'ne katıldık. Angelopoulos jüri başkanıydı. Bana büyük ödülü verdi ve birlikte çalışmayı teklif etti."

Angelopoulos'la ilişkisini "Beraber bir yolculuğua çıktık" diye tanımlıyor; müzik bestelediği ilk Angelopulos filminin adı da Kitera'ya Yolculuk.

"Onunla bu yolculuğu yapmasam, müziğimde bu sonuçları alamazdım. Aramızda çok özel ve derin bir ilişki var. O daha senaryolarını yazmaya bile başlamadan önce, uzun uzun konuşuruz, yaratıcı süreci paylaşırız. Onun dünyasına giriyorum, böylece kendimi buluyorum."

Angelopoulos için "O bir şair ve düşünür" diyor; "Önemli bir yönetmen çünkü yarattığı dil sadece Yunanistan'a değil, bütün dünyaya hitap ediyor. Ama o hep Yunanistan'ta kalmak istedi. Dışarıdan aldığı film tekliflerini reddetti. Kendi gerçeğine ve tarihine sadık kalarak evrensel oldu. Böyle insanlara ihtiyacımız var, çünkü bizi düşünmeye ve hayal kurmaya itiyorlar."

Eleni Karaindrou için, yaratıcılığını besleyen mutlu karşılaşmalar daha çocukluktan başlamış. Matematik profesörü babasının aileyi oturdukları küçük köyden Atina'ya taşıması mesela.

"Yerleştiğimiz evin karşısında bir açık hava sineması vardı. Benim için müthiş bir keşifti. Elektriğin ve radyonun bile olmadığı bir köyden gelmiştim. İlk gördüğüm film de Anna Karenina'ydı. Üstelik filmler her gece iki defa gösteriliyordu. Filmlerdeki müzikten çok etkilenmiştim. Her gece yatağımda, o yaşta izlememe izin verilmeyecek filmleri izliyordum."

Sinemayla bu tanışma ve gittiği okuldaki piyano, Eleni Karaindrou'nun hayat yolculuğunu belirlemiş. Babasının itirazlarına rağmen devlet konservatuarında piyano, teori ve armoni okumuş. Helenikon Odeon'da geçen 17 yıl ardından, askeri diktatörlükle birlikte, göç yolları ve Paris görünmüş sanatçıya.

"Paris'e gittiğimde film müziği yapacağımı bilmiyordum. Şiir en büyük tutkumdu. İlk bestelerim de Ritsos ve Elitis şiirlerinden esinlenerek yazdığım şarkılardı. 1975'te Yunanistan'a dönünce hem sinema hem de tiyatro müziğine başladım. Ben uzun metraj olarak 19 film müziği yaptım; ama 35 tane tiyatro müziğim var. Tiyatro benim asıl tutkum."

Nana Mouskouri ve Maria Farantouri gibi şarkıcıların yorumladığı şarkılar, Jules Dassin'in oyunlarına bestelediği müzikler, Melina Mercouri'yle dostluğu, Margarethe von Trotta ile çalışması, Eleni Karaindrou'nun kariyerini belirleyen diğer karşılaşmalar.

"Ben yeniliğe hep açığım, durmadan yeni karşılaşmalar arıyorum" diyor. Bu yüzden Türkiye'ye daha önce iki kez gelmiş; Erden Kıral ve Yeşim Ustaoğlu ile film çalışmaları için temas kurmuş. Şimdi de Türkiye'de bir konser vermeyi düşlüyor.

"Türkiye'de insanların müziğimi tanıması ve sevmesi beni hem çok şaşırttı, hem de çok sevindirdi. Film Festivali'nin davetini de sırf İstanbul'da olmak için kabul ettim. Burada yaşayabilirim. İnsanların sıcaklığı çok etkileyici. Böyle bir açıklık ve samimiyet Yunanistan'da eskiden vardı, bugün sadece ufak, ücra köylerde rastlayabilirsiniz bu sıcaklığa."

Belki de bu yüzden, Eleni Karaindrou zamanının büyük bölümünü doğduğu köyde, Teichio'da geçiriyor. Politik ve entellektüel tartışmalardan uzak durmaya çalışıyor:

"Politika insanlara ihanet eden, düş kırıklığı yaratan bir alan. Ben kendimi koruyorum. Sadece sanata inanıyorum. Köydeki evim, yakınlarım, ormanlar ve köy ekmeği, bunlar bana yetiyor."

Peki ya yunanistan'daki kültürel ortam? "Devlet hiç bir zaman yeterli destek vermiyor sanata. Özel sektörün desteği de çok yeni. Ne başarıyorsak, bireysel olarak başarıyoruz."

Yunanistan'la Türkiye arasındaki politik gerginlik? "Bana çok acı veriyor. Halkların dost olduğunu ve birbirini sevdiğini gayet iyi biliyorum. Bunlar hep başka yerlerde alınan politik kararlar. Ama bence anlaşmazlıklar olsa bile, halklar arasında gerçek düşmanlık yok."

İstanbul Film Festivali'ni de kendi ifadesiyle "insancıl" bulduğu için çok sevmiş. Yaşamın ve yaratıcılığın bütün enerjisinin insan ilişkisinde gizli olduğuna inanıyor. Ve bir de doğayla ilişki tabii.

Issız bir adada kalsanız, kendi müziğiniz dışında hangi besteciyi dinlemek isterdiniz diye sorduğumda, esmer yüzü muzip bir tebessümle aydınlanıyor:

"Bu ıssız adada kuşlar da olacak mı? Bence en güzel müzik kuşlarınkidir. Esas müzik, doğadaki seslerdir. Rüzgârdır. Ormanlardır. Sadece bununla yaşayabilirim. Bence elimizde olanlar için şükretmeliyiz. Bir tek kuş için bile.

Garbarek benden daha Balkanlı!

Eleni Karaindrou, yıllar önce Angelopoulos'un Arıcı filmi için bestelediği "Veda Teması"nı kimin seslendireceğini düşünürken, aklına Jan Garbarek gelmiş. "Herkes bana çıldırmışsın diyordu, ama bu bir histi, onun saksafonunu ilk dinlediğimde ağlamıştım. Bu adam benden daha Balkanlı dediğimi hatırlıyorum."

Sanatçı sezisinin ne kadar doğru olduğunu artık biliyoruz. Karaindrou - Garbarek işbirliği gerçekten de yepyeni bir açılım yarattı dünya müziğinde. Üstelik Garbarek de tıpkı Karaindrou gibi farklı müzikler arasında ilinti arayan, "Norveç müziğiyle Hint müziği arasındaki ilişkiyi Balkanlar'dan ve Anadolu'dan geçerek buldum" diyen ve tıpkı Karaindrou gibi etno - müzikolojiye ilgi duyan bir sanatçı.

Eleni Karaindrou Paris'te keşfettiği bu disiplin için "Bütün dünyanın geleneksel müziklerini ele alır, yazılmamış müzikleri inceler" diyor. 1976'da Yunanistan'da "Geleneksel Çalgılar Laboratuarı"nı kurmuş; Manos Hacidakis'in kurduğu Radyo 3'te yıllarca etno - müzikoloji bölümünü yönetmiş.

"Muazzam bir müzik hazinesini kayıtlara geçirdik. Aralarında Anadolu'dan göç etmiş sanatçılar da vardı. Besteci için dünyadaki müzik zenginliği inanılmaz bir şey. Japonya, Çin, Türkiye, Arap dünyası. Yüzyıllardır süren büyük sanat gelenekleri bunlar. Popüler klarineti, santur'u böyle keşfettim. Düşünün ki, dünyada bugün yapılan müziği yüzde 85'i hiç bir zaman notaya geçirilmemiş müziktir."

Geleneksel müziğe duyduğu bütün ilgiye rağmen, Eleni Karaindrou'nun müziğini dinleyip "bu bir Yunanlı sanatçı" demeniz imkansız. Kendisi de bunu kabul ederek "ben dünya vatandaşıyım, müziğim de öyle, sınırları olmayan bir sanat seçtim" diyor.

Ona Leyleğin Adımı albümünü Londra'da bir plakçıda, klasik müzik bölümünde bulduğumu söylüyorum. "Benim tarzımı belirlemek zor, eleştirmenler de karar veremiyor. Klasik diyenler var, caz diyenler var. Ben etiketleri sevmiyorum. Tabii ki klasik eğitim aldım. Tabii ki müziğim ülkemin de renklerini taşıyor. Ama çok daha geniş, Balkanlar'ın geneli ve Akdeniz'den de izler taşıyor. bu açıdan ayrıcalıklıyım: herkes hissedebilir, herkes anlayabilir müziğimi."

Çocukluğunda büyükannesinden dinlediği halk şarkıları ruhuna sinmiş Eleni Karaindrou'nun; belki de hala o yanık ezgilere duyduğu özlem nedeniyle bir "nefesli sazlar tutkunu" diye tanımlıyor kendisini.

Leyleğin Adımı'ndaki orkestra varyasyonlarını dinleyenler için, o tartışılmaz bir klasik/çağdaş besteci; kimilerine göre oda müziği geleneklerini sürdürüyor. Ben de, doğu - batı sentezine önem verip vermediğini merak ediyorum.

"Ben tamamen sezilerle çalışan bir sanatçıyım" diyor Eleni Karaindrou; "Bir ressam gibi çalışıyorum. Sazlar benim için renklerdir. İçimden geldiği gibi yazıyorum."

20. yüzyılda çağdaş müzik hem çok zor, hem de çok özgür bir alan değil mi zaten?

"Özgür olmak için önce müziği çok iyi öğrenmek gerekiyor. Özgür olmakla cahil olmak çok farklı. Cahilseniz, özgür olamazsınız. Besteci, bilgisi derinleştikçe özgürleşir."


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.