ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Lâmbada titreyen alev üşüyorSayı: - 17.05.2007


Güneş çok uzaklarda bir yerde batıyordu. Kızıl ışıkların eğrelti otlarının arkasında tuhaf şekiller çizdiği o kum tepesinin hemen dibinde durdu. Sırtüstü yattı. Derin derin soluklandı. Biraz önce göç katarının başındaki o sapsarı saçlı kızı yine görmüştü. Beyaz atın üzerinde bir servi gibi dimdik duruyor, uçuşan sarı saçlarını toparlıyordu. Aşağıdaki Gülnar’ın oralardan bir yerden esen rüzgar, elbisesini havalandırıyor, Afyon lokumu kadar beyaz ve tombul kollarını, dağların ötesindeki Bayat Kazası’na kadar uzatıyordu.

Musa sicim gibi terliyordu. Bozkırın acı güneşi gözlerinin içine vuruyor, anacığının diktiği beyaz bürümcükten gömleğinin içinde bir yerlerde, sarı bir su gibi terler yürüyordu. Aşk Musa’nın yüzüne yüzüne vuruyordu, nefes alamıyordu. Musa, peşi sıra sürüklediği ve kumlarda derin izler bırakan dut dalından yapılmış sazına uzandı. Aklında mısır püskülü gibi, sarılı kahveli bir saç tutamı vardı. Musa artık dünyayı sapsarı görüyordu. Her şeyi birbirine karıştırıyordu. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilemiyordu. Bütün bilebildiği su gibi akan bir sarı saç ve bir çift gözdü. Musa uzun uzun sustu. Sonra sazına uzandı. O güne kadar ana elinden gayri bir başka kadın eli görmemiş elleri bir gamdan bir gama gidip acıklı nağmeler çıkarırken, yoksul yüreğinin en derin bir yerinden söylemeye başladı:

"Sarı saçlarını deli gönlüme bağlamışım, çözülmüyor Mihriban"...

Musa sazın bam teline vuruyordu. Musa ağlıyordu. Yürekten sevmiş ama kavuşamamış bir erkek gibi, erkekçe ağlıyordu.

Mihriban da ağlıyordu. Geçen yaz göç katarını Toros Dağları’na çekerken, yolda acıyıp bir tas su verdiği Musa’nın kendisine duyduğu ve kumru kuşu yüreğinde taşıdığı o onulmaz sevdayı bildiği için ağlıyordu. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Kavuşamazlardı. Mihriban bir bey kızıydı. Musa gibi bir yoksula varamazdı.
Mihriban o güzelim Türkmen gözleriyle ağlıyordu. Toroslar’da karlar içinden ilk kardelenler çıkıyordu. Sarı şebboylar, mavi nergisler ve kırmızı kançiçekleri yeşilli morlu kayaların hemen dibinden, nazlı nazlı uç veriyordu. Mevsim bahara dönüyordu. Mihriban, atını unutmabeni çiçekleri, yandımalamadım çalılarının arasından sürdü gitti. Hiç arkasına bakmadı. Bakamazdı.

Göç’ün son toz bulutları da masmavi Akdeniz göklerine karışıp yok olduktan sonra,

Musa çam kokulu ellerini sazında gezdirip, söylemeye başladı. Musa, "Ayrılıktan zor belleme ölümü, gelmeyince sezilmiyor Mihriban" diyordu. Musa, "Yar deyince kalem elden düşüyor, gözlerim doluyor, aklım şaşıyor" diyordu. Musa son bir çabayla aşkını lavanta mavisi göklere yazmaya çalışıyordu. Olmuyordu. "Lambada titreyen alev üşüyor"du ve "aşk kâğıda yazılmıyor"du. İşin kötüsü, aşk yarasına tabiblerde de ilaç yoktu. Musa, "her nesnenin bir bitimi var ama aşka hudut çizilmiyor Mihriban" diye gözyaşı döküyordu...

"Yarının Türkücü Starı"nı seçen televizyoncu meslektaşlarımız, o yapımlarda talihini deneyen ve gerçekten yetenekli olan çocuklarımız, bunları da bilseler ne güzel olurdu diye düşündük. "Türküler Yeniden Moda Oldu" diye bir gazete başlığı üzerine oldu bunlar. Yazıyı okuyunca, bunu yazan genç meslektaş, acaba hiç Neşet Ertaş dinlemiş midir diye düşündük. "Sensiz Dolaştıklarım Yıl Oldu Günler Bana", "Sevemedim Kara Gözlüm Seni Yıllar Boyunca", "Vurun Beni Yar Yoluna Yatayım", "Öldüm Yalvara Yalvara", "Vardım Kölesi Oldum"ve "Kerem Der ki" türkülerinin hiç geçmeyen bir moda olduğunu bu arkadaş niye bilmez ki diye hayıflandık.

Ayrılığın ölümden bile zor olduğunu, yar deyince kalemin elden düştüğünü, lambada titreyen bir alevin aşktan üşüdüğünü, şu dünyada her şeyin bir bitimi olmasına karşılık, aşka hudut çizilemediğini düşündük. "Aşk kâğıda yazılmıyor" diye düşündük
 

Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.