Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1772




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Mehmet Küçük
 
 
Yayımlanan Sayı :

Postmodern(izm)ite Nedir? - 25.01.2007





Postmodern(izm)ite ve türevi terimlerin anlamı ve dolayısıyla tanımlanması konusunda yazarların (yorumcuların) uzlaşma içinde olmadığını biliyoruz. (Postmodernizmi tanımlamaya kalkışmanın yarattığı sorun, terimin her bir tikel alanda farklı anlamlara gelmesidir. Featherston)

Postmodernizmi değişik görünümleri ile okuyucuya sunma çabamız kapsamında, Postmodernizmin neliğine yönelik görüşleri içeren bir derlemeyi sizlere sunuyorum.

1.Herşeyden önce, postmodernizm felsefedeki kimi gelişmelerden radikal sonuçlar çıkartır. Postmodernizm, kesinlikle, daha önceki Kıta Avrupası felsefesi geleneği içinde sıklıkla ele alınmış olan konuları tekrarlar. Postmodernistler, ortodoks Aydınlanmanın en karakteristik kabulleri karşısında eleştirel bir tavır alırlar.

2. Tarihsel Geçmiş:

Postmodernist düşüncenin oluşumu için ikinci önemli bir bağlam, Avrupa ve Batı'nın (ve bu tarihin bir kurbanı olduğu ölçüde, dünyanın) yirminci yüzyıldaki tarihince sağlanır. Bu tarih, daha önce bir eşi daha görülmemiş iki yıkıcı dünya savaşını, faşizmin Almanya, İtalya ve İspanya'daki yükselişini, ve yıkımın kesin olduğu' dengeli bir nükleer savaş dehşeti tarafından beslenmiş olan uzun süreli bir ‘Soğuk Savaş'ı ihtiva eder. Bu arada, modern ve ‘aydınlanmış' Avrupa milletlerinin ‘barbar' komşularını uygarlaştırma kolonyel misyonları inanılırlığını yitirdi.

3.Postmodern düşünce, (bir yönüyle dayanıklı üst anlatı olan. F.E.) Marksizm' e karşı da söylemleri içerir.

4. Sanat ve Sanat Kuramı

Sanat ve sanat teorisindeki gelişmeler, postmodernist düşüncenin oluşumunda, en azından terimler bakımından belirleyici olduğu ortaya çıkan, bir diğer bağlamı sağlar.

(West,1998:260)

(......)

Postmodernizm, ya eleştirel aklın son sığınağı ya da incelikle gizlenmiş bir yeni muhafazakarlık formu olarak görülür.

(......)

Postmodernizm tüm tarih felsefelerini reddeder ve Batı felsefesiyle metafiziğinin tüm temel kategorilerine radikal bir meydan okuma getirir.

(......)

Lyotard postmodernliği, şimdiki ‘postendüstriyel toplum'a karşılık gelen bir ‘durum' veya ‘hal' diye tasvir eder. Postmodernite, öyleyse, modernitenin eskimişliğinin bir göstergesidir.

(.....)

Eğer postmodernlik hâli üstanlatılar karşısındaki inançsızlık la tanımlanırsa, postmodernitenin politik tavrı da radikal bir biçimde anti- otoriter olur.

(West, 1998)

“Modernizm rasyonel düşüncenin gücü yoluyla insanın kapasitesinin mükemmelleştirilmesi inancını ortaya koyar ve bunu bir ülkü olarak belirlerken, postmodernizm daha işin başında bu etnikmerkezci rasyonalizasyonu ağır biçimde eleştirir.”

(......)

Modernizm, gündelik olan değil, sonsuz olan sanatın temel sorunsalı haline getirilir. Postmodernizm ise bu anlayışların neredeyse bütünüyle dışında kalarak sanatın Hegelci ve Marksist bütün kavramlaştırmalarını doğrudan yadsır. Sanat, gündelik olanın içinden, genelgeçer şeylerden derlenmiş bir şeydir. Bilinçli bir tasarıma dayanmakla birlikte sanatın tercihi durumsallık (posftionality) değil olgusallıktır. Olgu, sanatı üreten en önemli öğedir. Trajik değil, tersine ironik olan önce gelmelidir. Arındırma, eksiltme değil bezeme (pastiche) sanatın kurucu öğesi olmalıdır. .”

(.......)

Postmodernite yeni bir özne keşfinin peşindedir. Bu özne, kimlik kavramıyla eşzamanlı olarak etkinleşir. Postmodernite, modernitenin öngördüğü tanımlanmış ve sonul olan bir kimlik düşüncesinden uzaklaşır.

(.......)

Postmodernizm, öncelikle Batı toplumlarının mevcut konumunun gerek toplumsal değişkenler gerekse onların ürettiği bilinç açısından irdelendiği bir yeni toplumsal düşünce sürecidir. Burada başından beri onu geliştirenler tarafından da, ona karşı çıkanlar tarafından da savunulan bir yanına değinmek ve postmodernizmin kendisinden önceki büyük sosyolojik, felsefi ve ekonomik “büyük” kuramlardan farklı bir olgu olduğunu vurgulamak gerekir.

Çünkü daha çok modernizmin bünyesinde yer alan o kuramların temel eğilimlerinin dışında postmodernizm, bir toplum mühendisliği yapma, toplumun geleceğini belirleyecek kararlar ve modeller üretme çabasında değildir. Aksine postmodernizm, yaşanılan konumun ve durumun çözümlemesine yönelik, onun tartışılmasını içeren, eleştirel dozu yüksek, bu nedenle “sistematik değildir” denebilecek bir dizi yaklaşımın bütünüdür.

(.......)

(Kahraman, 2002)

Postmodernite bir kırılmayı, radikal bir kopuşu değil, kendi iç özelliklerine bakıldığında da anlaşıldığı gibi bir dönüşümü, bir kıvrılmayı meydana getirir. Bu nedenle, moderniteye içkindir. Fakat öte yandan modernitenin dışında bir söylem ve tavır geliştirme iradesiyle onun birikimine karşı eleştirel bir tavır yüklenir. O yanıyla da onu dönüştürücü bir nitelik kazanır.

(Kahraman, 2002)

Postmodernizm, insanın dünya karşısında oluşturduğu yeni bir duruş'a; bilgi, ahlak, politika, estetik alanlarında öznenin yaşama soktuğu yeni bir tavra işaret ediyor. Bu duruşun özgül özelliği, kendisini kavramsallaştırmaya izin vermeyişi, hatta kavramsallaştırma girişimlerine meydan okumasıdır. Postmodern deneyim, koşullarını, aklın biçim verici güçlerinde değil; fakat duyusal varoluşumuzun dolaysız tepkisinde bulan bir deneyim tarzını yaşama biçimi olarak öneriyor.

Bu tartışılabilir bir şey kuşkusuz, fakat tartışma götürmeyen şey şu: Postmodern adı verilen kültürel pratikler ve yaşama biçimleri, bize, dünyayı deneyimleme biçimi'mizin değiştiğini gösteriyor. Bu aynı zamanda, öznenin, kendileri aracılığıyla kendisini ve dünyayı kurduğu öndayanakların terkedilmesi anlamına geliyor. Akıl, bir bütün olarak dünyayı mümkün kılan öznellik olarak, birlik verici merkezi konumundan ediliyor. Öznenin birlik verici kategorilerinin totalize edici ve hegemonik yönü, eleştirinin başlıca hedefi haline geliyor.

Özne, dünya(sı) içerisindeki sarsılmaz konumunu kaybettiğini, bir anda konumsuz bir konuma geldiğini görüyor. Kendisini belirlenimsizliğin özgürlüğü için de buluyor.

Bu zihin durumuna yol açan ayırt edici önemdeki etmen, özdeşliğin ayrım üzerindeki önceliğini, ayrıcalığını kaybetmesidir (birinci belirleme). Ayrım 'ın (difference) özdeşliği tesis eden bir konum kazanmasıdır. Şüphesiz bu özdeşlik, artık asla o özdeşlik olamayacaktır (şu ünlü kimlik bunalımı). Ayrım, postmodern olan her şeyi baştan sona kateden biricik terimdir.

Dili (deneyimi), beni ve dünyayı mümkün kılan transcendental koşuldur.

Postmodern zihin durumu, özünde bir dil durumudur (ikinci belirleme).  

.....  

Bizzat kendisini yapı çözüme uğratan dilde, geriye kalan tek şey parçalarla oynamaktır. Douglas Kellner'in belirttiği gibi, modernite'nin devrimi bir anlam devrimiydi; tarihin dialektiği, ekonomi veya arzu gibi güvenli palamarlarda temel bulan ve görünüşlerin yıkımını hedefleyen bir anlam devrimi. Gerçek olan'ı temsil etmeye/tasarımlamaya ve yorumlamaya çalışan teorik ve sanatsal tasarılarla yolalan bir devrim. Postmodernite ise, geniş ölçekli bir anlam yıkımı sürecidir: “Anlamla yaşayan anlamla ölür,” (Baudrillard). Postmodern dünya anlamdan yoksundur; o, teorilerin boşlukta yüzdüğü bir nihilism evrenidir. Anlam derinlik gerektirir, gizli bir boyut, görülmeyen ama yine de kararlı ve sabit bir dayanağı veya temeli gerektirir. Postmodern dünyada ise her şey görülebilir ve açıktır, saydamdır hatta açık-saçıktır, değişken ve kararsız dır. Postmodern sahnede, her an yeni bileşimlere ve dizilimlere giren ölü göstergeler ve donmuş biçimler dolanıp durur.

(Altuğ , 2001)

Modern zihniyetin bir başka ayırt edici özelliği de, birinci tür kuşkuya geçici bir sıkıntı olarak, er ya da geç yok edilip gömülecek olan geçici bir dert olarak bakılmasıydı. Bu zihniyetin bu konudaki aksiyomu şuydu: Eğer henüz keşfedilmemiş bir potansiyel bilgi başlığı varsa, bunlardan birinin keşfiyle geriye dokuz yüz doksan dokuz keşfedilecek şey kalır. İşte bu aksiyomdan vazgeçilmesi, modernliğin postmodern evreye geçişine işaret ediyor. Modernlik, bu yeni evreye, şu gerçekle yüzleşebildiğinde ulaşıyor: Bilginin artması, bilgisizlik alanını da büyütür; ufka doğru atılan her adım la birlikte karşımıza bilinmedik yeni topraklar çıkar; genel bir ifadeyle söylersek, bilgi ediniminin kendisini ifade edebildiği tek bi çim, daha çok bilgisizliğin farkına varmaktır. Bu gerçekle “yüzleşmek,” bu yolculukta belirli hiçbir hedefin olmadığını bilmek, ama yolculuğa devam etmek demektir.

Modernliğin postmodern evresine geçişinin bir işareti daha var: Daha önce birbirinden ayrı olan bu iki kuşkunun, kendi belirleyiciliklerini yitirip, anlambilimsel olarak ayırt edilemez oluşu ve birleşmesi. Bilginin bu iki sınırı, modem prizma etkisinin ürünleri olarak ortaya çıkıyor; bunlar arasında olduğu iddia edilen ayrılık, bu gün artık terk edilmiş olan tasarımın bir yansımasıdır. Bu iki sınır ve iki kuşkunun yerine, bugün artık, endişesiz bir bilinç var: Tekrar tekrar anlatılması gereken, her anlatıldığında da bir şeyler kaybeden, fakat eski versiyonlara birşeyler katan birçok öykü var. Ayrıca bugün yeni bir tür kararlılık söz konusu: Bütün öykülerin anlatıla bildiği, yeniden anlatılabildiği ve farklı olarak yeniden anlatılabildiği durumları koruma kararlılığı. Bugünün umudu, bunların çoğulluğundadır; yoksa “en iyinin hayatta kalması” (yani en kötünün imhası değil. Richard Rorty, bu yeni —postmodern— projeye nükteli bir yaklaşım getiriyor: “Biz siyasal özgürlüğe sahip çıkarsak, hakikat ve iyilik kendi kendilerine sahip çıkarlar.” Şimdiye kadar hakikat ve iyiliğe sahip çıkmanın sonucu genellikle siyasal özgürlüğün yitirilişi oldu. Fakat bundan hakikat ve iyiliğin de pek bir kazancı olmadı.

(Bauman, 1991:312-313)

Postmodernizm, ileri kapitalist kültürdeki bir harekete, özellikle sanatlarda –edebiyat, grafik ve plastik sanatlar, müzik, icra ve video sanatı vb.- düşünümselliği, ironiyi, oyunculuğu, keyfiliği, anarşiyi, parçalanmayı, pastiche'i vurgulayan bir harekete verilen addır. Kültürel dünyayı teknoloji, endüstri ve bilimin imgesinde şekillendirmeyi uman modernizmin ilerlemeci rüyaları karşısında alaycı olan postmodernizm, sanatın, kültürün, toplumun ve felsefenin dayandıkları mitler karşısında ironiktir.

Postmodernizm felsefede, kavramsal anlamlar üreten gizli kalmış düzenekleri açığa çıkarır, sanatta ise, estetik üretimin gizli kalmış işleyişlerinin, estetiğin dışavurumsal hakikat üzerindeki iddialarının gizemini yokederek teşhir eder. Sonuçta, postmodernizmde vurgu içerikten biçime veya stile kayar. Bir anlamın veya içeriğin göstergelerle metaforik ikamesi, biçimlerin sınırdaşlığına, keyfiliğine ve öngörülemezliğine yol açar.

Bundan dolayı, postmodern felsefedeki başlıca eleştiri nesnelerinden biri, anlamın veya hakikatin, kendilerini ileten temsillerin öncelediğini ve belirlediğini savunan klasik temsil teorisidir. Bu teorinin postmodern felsefede toplumsal normativiteyle ilintilendirilmesinden ötürü, temsilin eleştirisi siyasal bir değer kazanır. Temsilin maddi etkinliğinin retorik gücü hakkındaki bu argüman, aynı zamanda, toplumsal kurumları tamamen temsilin dışında yeraldığı düşünülen hakikatlerde veya töz düşüncelerine gönderme yaparak temellendiren ve bu sayede bu kurumlara meşruiyet kazandıran klasik patriyarkal ve kapitalist ideolojilere karşı bir argümandır.

(Ryan, 1988)

Modernizme bir tepki olarak ortaya çıkıp 1950'lerden itibaren kendinden söz ettirmeye başlayan postmodernizm 1980'lerin başlarına yaygın olarak kullanılan bir kavram olmuştur.

Ancak, Arnold Toynbee "Bir Tarih İncelemesi" (1933) adlı eserinde modern dönemin I. Dünya Savaşıyla sona erdiğini bundan sonraki dönemin Postmodern dönem olduğunu ileri sürerek ilk kez postmodern terimini kullanmıştır (S. Erinç; 1994, s. 31). Yine 1934 yılında Amerika'da yayınlanan bir şiir antolojisinde postmodern sözcüğü yer almıştır (O. Menteşe; 1995, s.273). Postmodernizm; Kuzey Amerika'nın Kıta Avrupa'sından evlat edindiği, ağırlıklı olarak Fransız ve Alman kökenli bir çocuktur. Postmodernizme asıl esin veren filozoflar Nietzsche ve Heidegger'dir.

(Kale, 2002)

Postmodernite, insan bilincini meydana getiren her alanda açılımları olan bir durumdur, eğer Lyotard'ın tanımını düşünülecek olursa. (Modern toplum, sistematiği gereği siyasal, toplumsal ve kültürelin birbirinden ayrıldığı toplumdur. Ne var ki, modern insan bunların üçü tarafından hem ayrı ayrı hem de bunların etkileşiminden doğmuş bir sonuç tarafından belirlenir.)Bu yönüyle postmodern durum da ister istemez siyasal, kültürel ve toplumsal düzeyde yeni oluşumlara olanak sağlamış veya bu alanlarda ortaya çıkan gelişmelerin tanımlanması için kullanılmış bir kavramdır. Dolayısıyla, postmoderniteyi modern toplumu ve bilinci meydana getiren her boğumda kendisine özgü bir gerçeklik olarak ele almak mümkündür.

......

Postmodernite bir kırılmayı, radikal bir kopuşu değil, kendi iç özelliklerine bakıldığında da anlaşıldığı gibi bir dönüşümü, bir kıvrılmayı meydana getirir. Bu nedenle, moderniteye içkindir. Fakat öte yandan modernitenin dışında bir söylem ve tavır geliştirme iradesiyle onun birikimine karşı eleştirel bir tavır yüklenir. O yanıyla da onu dönüştürücü bir nitelik kazanır.

(Kahraman, 2002)

Denilebilir ki post-modernite, muzaffer bir pozitif bilimin kesinliklerinden genelleştirilmiş bir belirsizliğe geçişi karakterize etmektedir. Post-modernitenin hesabına ayrıca dinin dönüşü de yazılacaktı. Yaşam çok zor, bu yüzden belirsizlik inanca açılıyor. Kuşkusuz yaşamda ilkelerin geçersizleşmesiyle dinin dönüşünün bağlantısı daha az içiçe geçmiş bir durumda bulunmuyor. Önümüzde açılan yelpaze kaygı vericidir. O, geçmiş üzerine kapanan çeşitli köktendinciliklerde bazı kemikleşmeleri kapsar; geçmişin kutsallaştırılmış dünyasında taşıdıkları apaçıklıkla birlikte temel değerleri belirlemede gerekli olan sağlam bir tabanın yokluğu karşısında duyulan bir rahatsızlığın ifadesi olarak tarikatların çoğalması, dini duyguların yeni ifade biçimlerinin araştırılması ve tarımsal tipte bir cemaat nostaljisinin birbirine karıştığı büyüleyici bir yenilenme.

(Jeanniere, 1990)

Postmodernizmi tanımlamaya kalkışmanın yarattığı sorun, terimin her bir tikel alanda farklı anlamlara gelmesidir. Ama yine de enformasyonun alanlar arasında dolaşıma sokulmasında eleştirmenlerin ve kültür aracılarının oynadıkları rol, terimin ne anlama geldiği konusunda bir ortak duyu yaratma sürecine girmiş bulunuyor. Bu durum terimin, tikel bir gündelik tecrübeler, kültürel yapıntılar ve tarzlar dizisini yorumlamak ve bir çerçeveye oturtmak amacıyla post modernizm terimine başvuran sanatçılar, roman yazarları, entelektüel ve akademik yorumcular ve araştırmacılar gibi simge üretiminde yer alan çeşitli uzmanlar tarafından kullanılmasını daha da geliştirmektedir.

Bu perspektiften bakıldığında post modernizmin birkaç özelliğini ayırt etmek olanaklı.

Birincisi, postmodernizm kurumsallaşmış sanata yönelik, onun zeminlerini ve amacım yadsımayı amaçlayan özerk bir saldırıyı içerir. Buna göre sanat, sanatçının yaratıcı dehasından ya da özel niteliklerinden kaynaklanan daha yüksek bir tecrübe biçimi olarak görülemez. Her şey zaten önceden görülmüş ve yazılmıştır, bu durumda. emsalsizliğe erişemeyecek olan sanatçı emsalsizlik gösterişine kapılmaksızın yinelemeler yapmaya mahkümdur. Yaratıcı sanat eserinin, sanat çalışmasının ya da müzede ikonlaştırılmış büyük metinin ötesine uzanan bu hamle sanat ve gündelik hayat arasındaki ayrımın bulanıklaştırılmasını gerektirir. Sonuçta sanat her yerdedir: Sokakta, süprüntülerde, bedende, happeningde. Bundan böyle yüksek ya da ciddi sanat ile kitlesel popüler sanat ve kitseh arasında yapılması olanaklı geçerli bir ayrım yoktur.

İkincisi, postmodernizm bir duyumsama estetiği, Lyotard'ın temeli ikincil süreçlerde yatan söylemselin karşıtı olarak figürel dediği birincil süreçlerin dolaysızlığını ve düşünümsüzlüğünü (un reflexiveness) vurgulayan bir bedensel estetik geliştirir (Lash, 1988). Bundan dolayı anlatıyı bir dizi akış halinde altüst etmek, konuşulan sözcüğün anlamının karşıtı olarak sesin etkisi üzerinde durmak (Artaud'nun tiyatrosu), sanat olarak beden (dış hatlarının yanı sıra içi) üzerinde odaklanmak meşrudur.

Üçüncüsü, edebi, eleştirel ve akademik alanlarda postmodernizm ister bilimde olsun isterse din, felsefe, hümanizm, Marksizm .ya da diğer sistematik bilgi öbeklerinde, tüm üst anlatıların temelcilik karşıtı eleştirişini içerimler. Lyotard grands récits (üst-anlatılar) yerine petits récits'yi vurgular (1977). Böylece, pagus çerçevesinde “yöresel” bilgi, küresel bilgi iddialarını sorgulayan antiteolojik bir bilgi' kalıbına bürünen “putçerest” tarafından işgal edilen uzam değerli kılınır (Doherty, 1987: 215). (Böylece bilginin nomadik ve parodik olması gerekir. Bilginin \ böyle sistematik bir yorum çıkarmak amacıyla okunamayacak olan metinlerin sür açıklıklarını, tesadüfiliklerini, ironilerini, düşünümselliklerini, tutunumsuzluklarını ve çoklu zihinsel durumlarını oyuncul bir tarzda vurgulaması gerekir Bizim ruhsal dünyalara sahip oluşumuz ve kolay anlaşılmaz bir simgesel, ağa takılmışlığımız, tarihin sonundan ya da devirsel anlamda toplumun sonundan söz etmememiz gerektiği, daha ziyade tarihin her zaman zaten bir sonu olmuş olduğu anlamına gelir.

Dördüncüsü, gündelik kültürel tecrübeler düzeyinde postmodernizm gerçekliğin imajlara dönüşmesini ve zamanın bir dizi süreğen şimdi halinde parçalanmasını içerimler (Jameson, 1 984a:15). Bundan dolayı postmodern gündelik kültür bir üslup çeşitliliği ve üslup heterojenliği kültürüdür, göndergenin ya da gerçeklik duygusunun yitirilmesine yol açan imaj ve simülasyon aşırılığı kültürüdür. Bunun ardından gösterge ve imajları bir anlatısal ardışıklık oluşturacak şekilde birbirine zincirleme kapasitesinin eksikliği yoluyla zamanın bir dizi şimdi halinde parçalanması dünyanın mevcudiyetinin berrak, dolaysız, yalıtık, duygu yüklü yaşantılarına -yoğunluklara- şizofrenik bir ağırlık verilmesine yol açar. Bu bağlamda MTV müptelası izleyicinin dünyaya ilişkin bölük pörçük görüşü paradigmatik biçim olarak sunulur.

Beşincisi, postmodernizm, algılama tanının ve gündelik hayatın estetikleştirilmesini tahkim eder. Bundan dolayı sanat ve estetik tecrübeler bilginin, yaşantının ve hayatın anlamı duygusunun ana paradigmaları haline gelir.

(Featherstone, 1991)- Çeviri: Mehmet Küçük-Ayrıntı Yayınları-1996-İstanbul.

KAYNAKÇA

1. Der:Küçük Mehmet, Modernite Versus Postmodernite, Vadi Yayınları-İkinci Basım Ekim 1994,Ankara

a. Jeanniere ,Abel(1990) Modernite Nedir?Çev: Nilgün Tutal Küçük

b.Ryan Michael (1988) Postmodern Siyaset, Çev: Mehmet Küçük

2. Kahraman, Hasan Bülent, Postmodernite İle Modernite Arasında Türkiye, Everest Yayınları, İstanbul, Ekim 2002

3. Bauman, Zygmunt(1991) Modernlik ve Müphemlik,Çev: İsmail Türkmen, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2003

4. West, David( )Kıta Avrupası Felsefesine Giriş Türkçesi: Ahmet Cevizci- Paradigma Yayınları,İstanbul, 1998

5. Featherstone , Mike(1991) Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, Çeviri:Mehmet Küçük,Ayrıntı Yayınları, İstanbul,1996

6. Altuğ Taylan, Dile Gelen Felsefe,YKY,İstanbul , 2001

7. Kale, Nesrin Modernizmden Postmodernizme, DOĞU-BATI Dergisi,Yeni Düşünce Hareketleri Özel Sayısı-Mayıs-Temmuz 2002 
  

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020