Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 17 müzisyen gazete okuyor
 
 
Murat Beşer
 
 
Yayımlanan Sayı :

Cazda doğaçlama ilişkileri; Don Byron - 16.01.2007





Klarnet, caz müziğinin çıkış yıllarındaki –özellikle de otuzlu yıllarda swing dönemi- en sükseli enstrümanlardan biriydi. Devrimci müzisyen Sidney Bechet sayesinde altın yıllarını yaşayan klarnet, seksenli yıllardaki geri dönüşünü daha çok serbest doğaçlama anlayışından gelen ve yorumlarını genellikle başka yönlerde derinleştiren sanatçılara borçludur. Bu üsluptan gelenler, klarnetin perde zenginliğini, çok farklı tınılardan rengârenk bir palet oluşturarak kullandılar; böylelikle çalgının sınırlarını genişlettiler.

Uzun yıllar sonra klarnetin yeniden söz sahibi konuma gelmesindeki en etkili isimlerin başında gelenlerden biri de Don Byron oldu. Neo-klasisizm alanındaki öncü klarnetçi olarak göze çarpan Byron, Tony Scott’ın içe işleyen ateşini, Jimmy Hamilton’ın zarif armonik saflığı ile birleştirdi. Serbest doğaçlamalarla ele aldığı caz geleneğini, Klezmer müziğinin zengin klarnet mirası ile birlikte yeniden yoğurdu.

Caz öncesinde klasik dahil farklı formasyonlardan geçen Byron, cazla ilişki kurduğu günden itibaren ırkçılığa karşı olan tavrını da belirginleşti. O ana kadar cazdan kadeh tokuşturarak söz eden herkesle arasına belirgin bir mesafe koydu; caz ile politikayı ‘birbirine karıştırmayan’ aklı evvellerden uzak durdu. Değişken bir karakteri var Byron’ın. Öncelikle zor biri; hatta yer yer ukalalık ile kabalık arasında gidip gelen bir yapısı var. Özellikle de karşısındakinin sanatla pek ilgisi olmadığını anladığında bu özelliği daha da belirgin olarak ortaya çıkar. Ama inkar etmemeli; analitik düşünmeyi iyi bilen yetenekli bir caz kuramcısı o. Byron’ın müziği genelde hep ders niteliği taşır; sanata tarihi ve sanatsal soyutlamalarla yakından ilgilenir, bunu sanatına yansıtır.

Byron’ın geçenlerde çıkardığı yeni albüm “Ivey-Divey”, tenor saksofoncu Lester Young’ın piyanist Nat Cole ve davulcu Buddy Rich ile 1946’da gerçekleştirdiği bassız kayıtlardan almış ilhamını. Bu klasik bir saygı albümü değil, Young’ın ritmik duyguları ve öncü bebop anlayışına göndermelerle dolu buluşçu bir çalışma. Young’ın tescilli marka ses örgüsü derinden hissedildiği albümde, Byron ile birlikte piyanist Jason Moran ve davulcu Jack DeJohnette’ten oluşan üçlü, eski üçlünün duruşuna karşı yeni bir bakış açısı getirmeyi planlıyor. Klarnet ve bas klarnetinin yanı sıra birazcık da tenor saksofon üfleyen Byron, eskiyi yeniden yaratmadan kucaklıyor; Young’ın yenilikçi tekniğinin izinde olduğunu gösteriyor. Kusursuz eşlikçiler Moran ve DeJohnette, eski ustaların şeceresini dökerek caz müzisyenliğinin kültür haritasını çıkarıyor. Her iki müzisyen de, tüm parçalarda ne kadar doğru bir tercih olduklarını kanıtlıyor. Byron’ın özellikle birkaç parçada üflediği tenor, onun Young ile girdiği hesaplaşmaya işaret ediyor.

1946 yılında Young’ın caz müziği tarihine attığı tohumlar, şimdi 58 yıl sonra Byron eliyle ekilecek yeni bir tarla buluyor. Geleneksel anlayışı çağdaş ve taptaze tınılarla yoğuran üçlü, orijinal üçlüden çok daha çılgın ve enerji dolu bir performans çıkarırken, parlak kavramlar etrafında dönen albüm, rahatlığı ve yaratıcılığı ile göz dolduruyor.

Açılış parçası ‘I Want to Be Happy’de müzisyenler akıllıca kurduğu cümlelerle melodiler yapıyor. ‘I’ve Found A New Baby’, duygusallığa boğulmuş doğaçlamalarla dolu. Moran burada yaptığı kontra-ataklarla, kimsenin hayalini bile kurmaya cesaret edemeyeceği köşeli yanıtlar veriyor Byron’a. Sammy Price bestesi ‘The Goon Drag’ ve adını Bugs Bunny çizgi filminin müziklerini yaratan orkestra şefi Leopold Stokowski’den alan ‘Leopold Leopold’, trompetçi Ralph Alessi ve basçı Lonnie Plaxico ile süslenmiş. Repertuarda iki de erken dönem Miles Davis kompozisyonu göze çarpıyor; ‘Freddie Freeloader’ ve ünlü ‘In A Silent Way’. Bunlardan ikincisinin yorumu, duygu tonları açısından Miles’ın uzağında.

Caz tarihi içinde izlenimci duygularla dolaşan “Ivey-Divey,” tamamen ebedi bir blues ruhu ile işlenmiş. Albümün o anlamda Byron’ın kırklı yılların caz müziğine ve kültür yaşamına attığı yarı özlem dolu, yarı duygusal bir bakış olduğu söylenebilir. Bu bir yeniden yaratım değil; modernizasyon ya da belirli bir ses örgüsünü yeniden yapılandırılması da değil; bu Byron’ın Young ile ilgili incelemelerinden elde ettiği kişisel sonuçlar. Ya da sadece Byron gibi yarı entelektüel bir caz sanatçısının tarihe yaptığı estetik göndermeler. Young ve Byron arasından telepati yoluyla kurulmuş karşılıklı bir doğaçlama ilişkisi. “Ivey-Divey”, Don Byron’ın kariyerinde önemli bir adım. Yılın en önemli caz albümlerinden de biri.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021