Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 21 müzisyen gazete okuyor
 
 
Özgür Karakaya
 
 
Yayımlanan Sayı : 1525

Kadınlar... - 04.02.2013





                          Bizim kadınlarımız :

                          korkunç ve mübarek elleri,

                          ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

                          anamız, avradımız, yârimiz

                           ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

                           ve soframızdaki yeri

                           öküzümüzden sonra gelen

                           ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

                           ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki

                           ve karasabana koşulan

                           ve ağıllarda

                           ışıltısında yere saplı bıçakların

                           oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

                           kadınlar,  bizim kadınlarımız.

                                       Nazım Hikmet

 

 

Geçmişte    kadınlar   doğurganlığı,soy zincirinin kadına göre belirlenmesi ve kadının sorumluluğundaki bitki toplama işinin düzenli olması sebebiyle kadın toplum icinde güçlü bir konuma sahipti.  Toplumsal önemin ve rolünün ön planda olduğu toplumlar da anaerkil toplumlardır. Bu dönem uzun sürmedi. Fiziki güç gerektiren işlerin önem kazanmasıyla özel mülkiyetin ortaya çıkması üretim alanında erkeğin rolünün artmasıyla mirasta erkeğin esas alınması gibi etkenlerle kadının toplum içindeki güçlü konumuna son verdi.  Ataerkil aile sistemi ortaya çıktı.

 

 

Tek tanrılı dinlerde de  kadına  büyük önem verilsede zayıf  güçsüz  bir varlık ve ikinci sınıf olarak tanımlanır.


Aslında kadınlar, anne,e
ş,dost,işçi ve sevgili  olmadan önce  insandır.Sevginin kaynağıdır. Aşk ve duyguların doruklara ulaşılan bir merkezdir.

İyilik ve güzelliklerin en güzel çiçekleridir.

 

Yaşama geldiklerinden itibaren cinsel kimliğinden utanması gerektiği öğretilmektedir. Kendi kimliğine bedenine ve yaşamına sahip çıkamamak benimsetilmektedir.

 

Önce babanın ve ağbin veya erkek kardeşin, daha sonra da kocanın gözetimi altında olması kabul görmektedir. Kendi kararlarını da kendisi verememektedir.Bu değer yargıları yaşamın içinde yer bulmaktadır. “Yuvayı kurmak ve korunmak zorunda olduğu benimsetilmektedir. “Dul kalmak” ayıp şiddet uygulayan kocaya katlanmakta fedakarlık olarak  anlatılmaktadır.

 

Atasözlerine bu yansır “”.  “Ey kadın kadınlığını bil”.  Anlamı şudur: Kadın kadınlığını bilmelisin erkeğin önüne geçemezsin  yerin  erkeğin bir kaç adım gerisinde olmalıdır.

 

Özgüvenin gelişmesine imkan verilmeyen kadın kişiliksizleştirilmektedir. O da kendini korunmaya ve sahiplenilmeye muhtaç görür duruma gelmektedir. 

Kendisinin onayı olmadan evlendirilme ve  daha çocuk yaşta evlendirilmesi de  kadını hor görmektir. Ayrıca  " Namus kavramıda saf kan saf süt"  güven temizlik gibi kavramlarla korunmaya çalışılan namus da  ilişkilerin  belirleyicisi olmaktadır.

 

Namus sadece bir kadının iki bacağının arası değildir, namus isimdir,  şereftir. Anlatılmak istenen şudur ki: kızıma güvenmekteyim bu güveni hak  etmezse ona saygım ve sevgim de kalmayacaktır.

 

Cinsellik,dokunma,sevişmek: insanoğlunun temel içgüdüleridir. Cinselliğin nasıl yaşanacağı,nelerden tahrik olup hangi fantaziyi kuracağımızsa içgüdelerimizle değil aksine büyük ölcüde sosyalleşme süreciyle şekillenmektedir. 

 

“Kadın gibi tüfek kullanma” “Kadın gibi koşma” vb. Cinsel taciz,taciz,tecavüz, kadın bedenin istismarı,fuhuş ev işlerinin ve çocuk bakımının kadının omuzlarında olması ve ataerkil ön yargılarla ve alışkınlıklarla kuşatılmaktadır.

 

Ev kadını olduğunda ne gecesi ne gündüzü analık ve işleri öylesine hapseder ki  sosyal ilişki kurmaya,gezmeye,dinlenmeye kültürel-sanatsal faaliyetlere de zaman ayıramaz duruma gelmektedir.

 

Namusu kocasına  bağlı olan bir tekmeyle kapı önüne konan zorlamayla da yatağa atılabilmektedir.


Ona uygun TV programlarıyla beyni uyu
şturularak yaşamı da arabeskleştirilmektedir. Umutları özlemleri de bu programlarla  tüketilir ve kaderine boyun eğdirilmektedir.

 

Daha iyi bir yaşama ev, araba gibi kocasından beklentiler içersine sokulmaktadır. Hayal dünyasına serbest piyasa ekonomisinin sunduğu yaşam şartları yozlaşş kültür çekilen sıkıntıları kaderiymiş gibi inanması beklenir.

 

Yaşamdaki pahalılık  yoksulluğun artması da temel gereksinimleri  karşılayamaz hale getirdiğinden kadınlara hayat kadınlığının  kapısı aralanmaktadır.

İnternet dahil olmak birlikte küresel yaygın medyada kadın bedenini cinsel metaya dönüştürülerek endüstriye talep oluşturmaktadır.

Diğer yandan yayınlarla seks endüstrisine müşteri ya da hizmet sunan olarak yer almayı da meşru kılmaktadır.

 

Tüketim kültürüyle de metalaştırılan cinsellik ve kadın bedeni seks endüstrisini de talebi artırmaktadır. Arzı da yoksul kadınlar ve kız çocukları oluşturmaktadır.

 

İnsan bedenin sergilendiği yapımlarda cinsel yönün estetik amaç gütmeden ataerkilliğin erkeğin egemen olduğu kadının itaat ettiği kurgularının yaygın ve güçlü bir biçimde yeniden üretilen alanlardır.

 

 Piyasada yaygın olan yapımlarda kadınlar,kişilikleri tercihleri ve beden bütünlükleri olan özneler olarak yer almamaktadır. Bedenin parçalarından ibaret olarak sunulmaktadır.

 

İnternet sitelerinde de  kadınların aşağılanması ve acı çekmesinin erotikleştirildiği bir çok görüntü  ve yazıya da ulaşmakta mümkündür.

Bu alan kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz ve taciz hikayeleri ve görüntülerini de içerebilmektedir.


Bu sistem, kadını  reklamlarla modayla da cinsel meta  olarak sunmaktadır. Televizyon programlarında verilen mesaj da 
şu şekildedir: “Sahip olamıyorsan suçluluk  duy yönündedir.

 

Filmlerindeyse kadınlara verilen mesaj her zaman güzel olanın talihli olduğu mesajı verilmektedir.  Kadın güzelse zengin koca bulur güzelse iyi bir işe girebilir. Kolay da para kazanır.

 

Yaşama baktığımızda evde yapılması gereken işlerin ve çocuk bakımımın üzerine yıkılması kadınları ya çalışmamaya ya da yarı zamanlı kısa süreli işleri tercih etmelerini de sebep olmaktadır.

 

Bundan dolayı sosyal güvenceden veya emeklilik hakkından yoksun kalmaktadırlar. Sendikasız çalışmaya mahkum olmaktadırlar.


Çalı
şma saatleri bakımından erkeklerle hiç bir farkı olmayan kadın hem evde hem iş yerinde çifte mesai yapmakla karşı karşıya kalmaktadır.

 

İşçi kadınlar erkeklerle aynı sürede çalışmakta aynı işi yapsalarda onlara göre ücretleri de daha düşüktür.Hamilelik,doğum izni emzirme izni  vb tehlikeli iş kollarında ilk önce kadınlar işten çıkarılmaktadır.

 

Ezme ezilme ilişkilerine dayanan ekonomik düzen kadının özgüvenini de yıkıma uğratarak iktidar arayışında hırslı ve tatminsiz bir dönüşüm sağlayabilmektedir.Kadın siyasette  de “kota” uygulamasıyla da karşı karşıya kalmaktadır. Mecliste temsil oranı da düşüktür.

 

Eğer gercek bir halk yönetiminden bahsediyorsak  Kadınsız gerçek bir halk yönetimide  demokrasi değildir. Kadınlara sadece seçmen rolü vererek  karar alma sorumluluğundan dışlamak demokrasinin eksik oluşuna neden olur.


Bunun en güzel örne
ği de”  Atina Demokrasisidir. Kadının içinde bulunduğu durum özgürlük sorununu beraberinde getirir.

 

Kadının özgürlüğünü başının açık veya kapalı olmasına   indirgeyen anlayışda demokrasiyle de bağdaşmaz.


Kadınları özgürle
ştirme adı altında başlarındaki örtüyü zorla çıkarıp atma kadar onları zorla çarşafa sokma kadını iradesiz ikinci sınıf varlık olarak görmektir. Kadınları özgür kılma bahanesinin ardına saklanılarak demokrat pozlara bürünülmesi  de   o  anlayışı  da değiştirmez. 

 

Kadının ezilmişliği kadını insan olmakla çıkarmakla kalmamakla birlikte erkeğide insanlıktan  çıkaran noktaya getirmektedir.


Marksın'da dedi
ği gibi: “Kadın özgürlüğünün derecesi, tabii ki genel özgürlüğü tayin eder.” Kadın  haklarıyla, insan hakları bir bütün olarak algılanmalıdır birbirinden ayrı düşünülmemelidir.

 

Yapılması gerekenlerse   Eğitimde tam eşitlik ilkesini benimsitilerek dile de yansıtılmalıdır.Her türlü ayrımcılıkta önlenmelidir.


Ev i
şleride paylaşılmalıdır.  Sendikal haklarlarla beraber eşit ücret ilkesi uygulanmalıdır.

 

Endüstri kollarındaki yaşantıya kadının katılımı artırılmalı sağlık ve sosyal hukuksal güvenliği de sağlanmalıdır.


Kadını ikincile
ştiren ataerkil değerler red edilmelidir.Çocuk bakımı için kreşlerin arttırılmalıdır. Doğum izinin tek kadına değil erkeğede verilmelidir.  Geri dönüşünde çalışanın hakları  güvence altına alınması sağlanmalıdır.

 

Kadına siyasette uygulanan kota uygulaması kaldırılmalıdır. Sanat alanında   özgürce  temsilin önü açık olmalıdır.


Kültürel  alanlarda  da  statüsüyle var olabilmelidir. Cinsellik de insani bir do
ğalıkta yaşanarak tabulaştırılmadan yaşanabilmelidir.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020