Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Serhan Bali
 
 
Yayımlanan Sayı : 1383

Durağan operaya hareketli yorum... - 15.02.2012





İlk kez 21 Ekim 1982 tarihinde perdelerini açan İzmir Devlet Opera Balesi, bu yıl 30. yıldönümünü kutluyor. Soprano Aytül Büyüksaraç’ın dinamik yönetimiyle adeta bir ‘prömiyer canavarı’na dönüşen kurum, son yıllarda sahnelerimize birçok başyapıt kazandırdı. 11 Şubat akşamı prömiyeri yapılan Puccini’nin ‘Turandot’ operası, Türk izleyicisi için yeni bir eser değil ama bestecinin tamamlayamadan öldüğü bu son şaheseri o akşam ilk kez İzmir’de sahnelendi. 250 kişilik devasa bir ekibin imzasını taşıyan ‘Turandot’ için yine Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi Büyük Salonu tercih edilmişti. Burası, opera sahnelemeye uygun bir mekân değil; sonuçta bir konser salonu. Ama sahnesi büyük, oditoryumu geniş ve akustiği güzel.

‘Turandot’u, operamızın yaratıcı rejisörlerinden Aytaç Manizade sahneledi. Manizade ile özde
şleşen ‘simgeci yaklaşım’ bu yapımda da, henüz ilk akorlar orkestra çukurundan yükselmeden önce, ‘Tai Chi yapan Pekin halkı’ kılığında önümüze geldi. Manizade bu rejisinde, günümüz Pekin’iyle operanın konusunun geçtiği antik çağ Pekin’i arasında karşılıklı göndermeler yapmaya özen göstermiş. Kadın celladın elindeki tahtaları tak tak vurması eşliğinde beş dakika boyunca Thai Chi yapan Pekin halkı fikrine, öyle hemen ısınamadığımı belirteyim. Durağan bir opera olan ‘Turandot’u dinamikleştirmek için dansçıları eser boyunca çeşitli sahnelerde son derece estetik biçimde kullanma yoluna gitmekle çok iyi yapmış Manizade.

Prenses Turandot’un sarayının küre biçimli, metal konstrüksiyonlu (günümüze gönderme mi?), Yin-Yang felsefesini sembolize eden kanat tasarımlı ana kapısı; kapının göbe
ğinde yer alan, aynı zamanda Pekin şehrini aydınlatan ay ışığını temsil eden gong; sahnenin her santimetrekaresinde kullanılan ve Çin’i sembolize eden kırmızı renk, Aytaç Manizade ve dekor tasarımcısı Çağda Çitkaya’nın ortak çalışmasının başarılı ürünleriydi. Kapılar iki yana açılırken ortaya çıkan, ‘eğri büğrü biçimde alçalan merdiven’ fikrini ise pek estetik bulmadım.

Puccini’nin bu son eserinde koronun rolü çok mühim. Alessandro Cedrone-Ali Hoca ikilisi tarafından yönetilen
İzmir DOB Korosu’nun eserin görkemini pekiştiren temiz ve volümlü icrası, Saygun’un üstün akustiğiyle birleşince, eski Çin medeniyetinin görkemini yansıtan bir koral performans çıktı ortaya. Işık tasarımcısı Müfit Özbek, kapı ilk açıldığında sahne arkasından salona helezonik yansıtılan ve dumana karışarak sahnede ‘kozmik atmosfer’ oluşturan yeşil renkli lazer ışık huzmesiyle alkışı hak etti.

Kostümler gözalıcıydı. Turandot’un Çin ejderhası motifli uzun pelerinli ye
şil tuvaleti görkemliydi. Yalnız, işkence görmüş devrik Timur’un sırtındaki kürklü kaftan pek iğreti durmuştu. Ping-Pang-Pong’un kafalarındaki plastik başlıklar da keza öyle. Öte yandan, kendini öldüren Liu’ya, ışıklı beyaz entari giydirmek, güzel bir buluştu.

Solist sesler cephesinde, prömiyer öncesinde en fazla merak edilen konu, Turandot rolünü üstlenen Aytül Büyüksaraç’ın nasıl bir performans sergileyece
ğiydi. Dramatik soprano rolü olan Turandot’ta Büyüksaraç’ın performansı geneli itibariyle tatmin ediciydi. Koyulaşan sesi, rolüne iyi uyum sağlamıştı. Kariyeri boyunca ağırlıklı olarak koloratur rolleri seslendirmiş bir şancı olarak, bu denli zorlayıcı bir rolü üstlenmesi bile alkışlanacak bir cesaret örneğiydi. Yoksa Büyüksaraç, Callas-Gencer çizgisinde bir dramatik koloratur soprano olma yoluna mı giriyor? Göreceğiz.

Tenor Efe Kı
şlalı, eser boyunca sergilediği statik duruş, jest-mimik yoksunu yüzü, renkten yoksun söyleyişiyle iyi bir Calaf değildi ne yazık ki. Soprano Birgül Su Ariç, Calaf’a âşık olan Timur’un hizmetini gören Liu’yu adeta ‘su gibi’ söyledi. Murat Duyan-Oğuz Çimen-Kaner Sümer üçlüsü Ping-Pang-Pong rollerinde izleyiciye hoş dakikalar yaşattılar. Altoum’da Fırat Yalçınkaya görevini falsosuz yerine getirdi. Varas yönetimindeki İzmir Operası, tertemiz icrasıyla Türkiye’nin en iyi opera orkestrası olduğunu bir kez daha ispatladı. Saygun’daki orkestra çukuru derinliğinin az oluşu, kimi zaman şancıların sahnede zorlanmalarına neden olduysa da, orkestra genel olarak solistleri gözetmeye gayret eden, narin bir eşlik çıkarmaya gayret etti.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020