Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 40 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ahmet Makal
 
 
Yayımlanan Sayı : 1181

Sonata Reminiscenza - 07.03.2011





Ahmet Taner Kışlalı’nın aziz hâtırasına…
Rus besteci Nicolai Medtner’i birkaç yıl önce tanımı
ştınız. 1951 yılında ölmüştü, ama değeri yeni yeni bilinmeye başlıyordu. Bazı toplumlar, sanatçılarının, bilim adamlarının değerlerini bilmezler miydi, acaba? Bestecinin kendi duyarlılıklarıyla birlikte; toplumun, devletin duyarsızlıklarının izleri de var mıydı, “sonata reminiscenza”da? Türkçe’ye “hatırlayış sonatı” diye çevirmek istediniz, eserin adını. Belki de derin, duygulu içeriğine en uygun sözcüktü “hatırlayış”.

Hatırlayın… Bir kaç ay olmu
ştu, Grigory Ginsburg’u tanıyalı. O da değeri yeni anlaşılmaya başlayan bir Rus piyanistti. Oysa, o da 1961de ölmüştü. 1956 yılına kadar yurt dışına çıkmasına izin verilmediği için, müzik dünyası onu da tanıyamamıştı. Bazı toplumlar böyle mi olurlardı? Ginsburg, besbelli “sonata reminiscenza”da Medtner’in duyarlılıklarına kendi duyarlılıklarını ekliyordu. Siz de dinlerken, onların duyarlılıklarının içinde kendi duyarlılıklarınızı hissediyor, toplumunuzun duyarsızlıklarını düşünüyordunuz. Cebeci’de küçücük bir odadaydınız ve çok şeyler hatırlıyordunuz.

Hatırlayın… Küçücük bir çocuktunuz. Ya
şamınızın ilk yılları Cebeci’de geçmişti. Sizin kadar küçük çocuklar, tornetlere binerlerdi, o zamanlar. Cebeci’nin ara sokaklarında saatlarca dolaşıp, zevkinize göre bir tornet bulmuştunuz, tam dört liraya. O sokaklar ki, sıra sıra bahçeli evlerden oluşuyordu. İnci Sineması’nda Tarzan filmleri izler, iyiliğin kötülüğe galebe çaldığını görürdünüz hep. Yaşam, durumun böyle olmadığını gösterecekti size…

Küçücük çocuk dünyanızda,
şiddetle tanıştırmışlardı sizi, umut ve sevgi yerine. Atlı polislerin Mülkiye’li öğrencilere saldırdığını duyuyordunuz. Yaşananları anlamlandıramayacak kadar küçüktünüz. 27 Mayıs’ta akşamüstü bir balkondan Ankara’lılara hitap eden babacan lideri dinlemiştiniz. Evet, küçüktünüz, ama umudu hissediyordunuz. Sonra ölümleri duydunuz. Anlamlandırmanız için yılların geçmesi gerekiyordu. Şiddetin, bu toplumun genetik bir özelliği olduğunu anlamanız için, yaşamın ne olduğunu öğrenmeniz gerekiyordu. Yaşayacak ve öğrenecektiniz. Hem, yaşamla ölüm diyalektik bir bütün oluşturmuyorlar mıydı?

Hatırlayın… Bu ili
şkiyi öğrenirken, umutlarınız da azalıyordu. Artık gençtiniz ve 6 Mayıs’lardan birinde, bu defa üç genç insanın ölümüyle sarsıldınız. Hatırlayın, iç sıkıntısından kendinizi Kızılay’da dolaşmaya vurmuştunuz. Hatırlayın, sevgilinizle karşılaşştınız. Ama, şiddet ve ölüm; sevgiyi gene bastırıyordu.

Hatırlayın… Sonraki yıllarda da toplumla birlikte
şiddeti yaşamaya ve daha iyi anlamaya başladınız. Nice çocuklar büyüklerini, nice gençler sevgililerini, nice öğrenciler hocalarını yitirdi. Çocuklar, gençler; sevgi ve umut yerine şiddetle tanıştırıldı. Tıpkı sizin çocukluğunuzda, sizin gençliğinizde olduğu gibi.   

O’nu kaybetti
ğinizi duyduğunuzda, “Eyvah, öğrencileri…” diye düşünmüştünüz. Siz de hocaydınız. Hocalığın sadece bilgi aktarımı değil; duygu paylaşımı, genç insanların yüreklerine, ruhlarına dokunmak olduğunu biliyordunuz. O’nun öğrencileri, sizin de öğrencilerinizdi. Üstelik, o gencecik insanların kendi içlerinde birçok sorunu çözmüş, bir birlikte yaşama ve varolma kültürü yarattıklarını görüp, şaşırmıştınız. Birbirlerine düşüncelerini şiddetle kabul ettirmeye çalışmadan, birbirlerinin düşünce ve kıyafetlerine karışmadan; birlikte yaşamayı beceriyorlardı. Çünkü, onlar birbirlerine sevgiyle yaklaşıyorlardı. Onlar, henüz şiddeti genlerinde yaşatan toplumun içine girmemiş, onun bir parçası olmamışlardı. Bunda, O’nun da payı olduğunu düşünmüştünüz. O kadar sevecen ve inceydi ki, onlara hoşgörüyü, uzlaşmayı yaşayarak ve yaşatarak öğretiyordu. Bu kadar okumuşu, yazmışı, yöneticisi olan bir ülke, O’nun ve 18 yaşındaki insanların çözdüğü sorunu çözemiyor muydu?

Onlara, söyleyebilece
ğiniz tek şeyi söylediniz, dediniz ki, “Bazı Doğu felsefelerinde yeniden doğuşun modern yorumları vardır. Anne-babaların, varlıklarını çocuklarında devam ettireceğine inanılır. Ruhları, yeni bir bedende yaşamaya devam edeceği için değil… Onlar yaşarken, çocuklarına kültürlerini, geleneklerini, sevgilerini aktardıkları için. O da, eminim sizin ruhunuzda, yüreğinizde izler bırakmıştı. Siz yaşamınız boyunca o izleri büyütürseniz, sevgi dolu, aydınlık insanlar olursanız, O sizde yaşamaya devam edecek, ruhu şad olacaktır.” Siz onları anlamıştınız, onlar da sizi anladılar…

Hatırlayın… Sabah O’nun u
ğurlandığı sokak, öğleden sonra bomboştu. İçinizi ürperten ıslak, soğuk bir yağmur çiseliyordu Cebeci’ye. Yapayalnız yürümüştünüz. Her ekim sonunda sarmaşık yaprakları kızarırdı ya Ankara’da, bu yıl da öyle yapmışlardı.

Hatırlayın… Küçücük bir çocuktunuz. Sahi, o zaman da kızaran sarma
şıklar var mıydı, yağmur gene ıslak ve soğuk mu yağardı Cebeci’de?.. Şiddet mi? O, kırk yıl önce de vardı Cebeci’de, kırk yıl sonra da var… Pekiyi ama, bu kadar zamandır insanları, aydınları ve sevgi yerine; şiddeti yaşatan, bunu içselleştiren bir toplumun yaşamaya hakkı olabilir miydi? Yaşamı inkar eden bir toplum, hiçliğe sürüklenmez miydi? Daha kaç bin öğrencinin hocaları alınacaktı ellerinden, daha kaç bin kişi henüz yirmi yaşına gelmeden ölümle tanıştırılacaktı? Aydınlarını yitiren bir toplum, umutlarını da yitirmez miydi? Aydınsız ve umutsuz bir ülke, bir ölüm toplumuna dönüşmez miydi ve böyle bir toplumun yaşamaya, yirmibirinci yüzyıla geçmeye hakkı var mıydı?…

Hatırlayın… Küçücük bir çocuktunuz…
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020