Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Sefai Acay
 
 
Yayımlanan Sayı : 1074

Prof. Dr. Edip Günay'ın ardından.... - 28.09.2010





Kesin tarihi anımsamıyorum. En son 4 ay kadar önce telefonla görüşmüştük.  Evin eşyasını topladıklarını, ertesi günü İstanbul'u terk edip Kuşadası'ndaki yazlık evlerine taşınacaklarını söylemişti. "Ben oraya varınca ev telefon numaramı sana bildiririm, uzun uzun görüşürüz" demişti. Aramadı. Rahatsızlığını biliyordum, telefon görüşmelerimizde konuyu ben açmıyordum ama O," biliyor musun Sefai, bugün daha iyiyim, senin telefonunla daha da iyileştim" diyordu.

24 Temmuz günü cep telefonundan aradım, kızı Sevgi açtı telefonu. Edip Hoca'yı sordum, istirahat ettiğini, o an uyumakta olduğunu ve sağlık durumunun da iyi olduğunu, uyandığında benim aradığımı söyleyeceğini iletti. 26 Temmuz 2010 sabah saatlerinde aldığım haberle yıkıldım.
44 yıl öncesinden Onunla olan anılarım, sinema şeridi gibi geçiverdi gözümün önünden. 

Edip Bey'i, ilk kez 1966 yılının eylül ayında, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü giriş sınavlarında tanımıştım.  Sınav için hazırladığım keman etüdümü çalmaya başladım.

Çok az bir bölüm çalmıştım ki hocalardan biri, (sonradan Edip Bey olduğunu öğrendim) "yeter" dedi. Ben, (beni sınava hazırlayan öğretmenimin önerisi doğrultusunda) çalmaya devam ettim. Aynı hoca "yeter kardeşim" diye yeniden uyardı. Esere geçtim, yine çok az bir bölüm çalmıştım,  "yeter"  sesini bir kez daha duydum ama ben devam ediyordum.

Yanıma geldi ve kolumu tutarak, "sen sağır mısın? niçin yeter deyince durmuyorsun" dedi. Jürinin sınavı bitirmek için zamana; benimse sınavı kazanmak için garantiye! gereksinimim vardı.

Okula kaydımı yaptırdığım günlerde çalgı seçimi gündemdeydi. Ben, keman eğitimime devam etmek ve sınavda sempati duyduğum Edip Bey' in de öğrencisi olmak istiyordum.  Ancak bölüm başkanı Prof. Eduard ZUCKMAYER,  çalgımı "VİYOLA" olarak belirlemiş, düşlediklerimin gerçekleşmesi için itirazıma karşın, "viyola" konusunda beni ikna etmişti. Okula girmenin heyecanını taşıyor,  bütün öğretmenlerimle ve öğrenci arkadaşlarımla (o günlerin kısıtlı olanaklarında) anı olarak kalması için bol fotoğraf çektirmek istiyordum. (Fotoğraf:1)

Edip GÜNAY, (bireysel çalgı) öğretmenim olmasa da her karşılaştığımızda bir espri konusu bularak takılmadan edemez, özellikle giriş sınavındaki tutumumu hep gündemde tutardı. O,  eğitimci olmanın - öğretmen  olmanın dışında, bölümdeki bütün öğrencilere karşı yaklaşımını güler yüzle; arkadaşça, ağabeyce  sürdürürdü. Son sınıfa geçtiğim yılın 18 Eylülü, sıcak bir gündü.
Bir grup arkadaşla kantinde oturup çay içiyorduk.Edip Bey de bize katıldı,  bir ara, "çocuklar hava çok sıcak, benimle yüzme havuzuna gelen var mı? " diye sorunca hepimiz  "varız" dedik ve Beştepe'deki Marmara havuzuna gitmiştik.(Fotoğraf 2)

Mezun olup Diyarbakır'a' müzik öğretmeni olarak atandıktan sonra  diğer öğretmenlerimle olduğu gibi Edip Bey'le  de yakın diyalogumuz kesilmişti. Ancak ara sıra Gazi'ye uğruyor ve görüştüğümüzde hasret gideriyorduk. Daha sonraki yıllarda ise (75 ten sonraki M.C. dönemi) Gazi'deki değerli öğretmenlerden pek çoğunun, deyim yerindeyse "çil yavrusu" gibi dağıldıklarına/dağıtıldıklarına tanık olduk. Duydum ki Edip Bey de ayrılmış ve İzmir'e gitmiş.

Edip Bey'in 90 lı yıllarda İstanbul Marmara Üniversitesi'ne geçtiğini duymuştum. Ancak ben taşrada bulunduğum ve İstanbul'a da pek yolum düşmediği için görüşememiştik.1995 yılının Kasım ayında YÖK te başlayan "MİLLÎ EĞİTİMİ GELİŞTİRME PROJESİ" ne davet edilmiştim.

Bir de baktım ki Edip Bey de o projede görev almış. Ankara'daki ilk toplantıda karşılaşınca, duyduğum sevinci/mutluluğu anlatamam. Üç haftada bir kez yapılan panellerde buluşuyor,eski günleri anıyor,hasret gideriyor, çalışıyor, mesleki konularda dertleşiyorduk. Projede müzik eğitimi ile ilgili geliştirilen materyallerin tanıtımı ve uygulamalar için Konya (Fotoğraf 3,4 ), Bolu(fotoğraf 5, 6, 7  ) Kastamonu,İstanbul ve Antakya' daki Eğitim Fakültelerinde seminerler düzenlenmişti. Antakya'da yapılan seminer sürecinde yaşadıklarımız, unutamayacağım anılar arasına girdi. O dönemde Adana Konservatuarı Müdürlüğü görevinde bulunan Prof.Yalçın YÜREĞİR'in davetini aksatan Edip Hoca'ya sitem edemedim ama uyaklı dizelerle takılmıştım.  

Yalçın Hoca ziyafet vermek için bizi Adana'ya davet edip,
Biz de hep birlikte bu davete icabet edip,
Yaptığımız programı bozarak, berbat edip,
Bir de diyorsunuz ki ben,yılların hocasıyım EDİP,
 Haydi bakalım affettirin bu suçunuzu ne edip edip...

deyince kulaklarımdan silinmeyen bir kahkaha atmış ve kaldırım taşının üzerine oturuvermişti.

O yıllarda bölüm başkanı olarak görev yaparken, Marmara Üniversitesi'nde birlikte çalışmak için bir kaç kez öneride bulunmuştu.

Ancak ben bu önerilerine olumlu yanıt veremedim. Bu nedenle kırıldığını söylüyordu buna karşın dostluğumuz, sevgimiz hiç eksilmedi.

Beni kırmadı, davetimi kabul etti, işini gücünü bırakarak 2003 yılı Mayıs ayında Bolu'ya geldi ve iki gün süre ile konuğum oldu. (Fotoğraf 8, 9, )

Çok mutlu olduğunu söylemişti ve  her yıl en az iki kez Bolu'ya geleceğini söylemesine karşın, bu isteğini gerçekleştiremedi.

Hasretimizi, sık sık yaptığımız telefon konuşmalarımızla gideriyorduk. Yazdığım "keman etütleri"ni, 2009 yılının Temmuz ayı aşlarında incelemesi ve yorum yapması için göndermiştim. Rahatsız olmasına karşın çalışmalarımı özenle incelemiş, hem telefonla, hem de

"5 Temmuz 2009 - Bostancı

Sevgili Sefai,

Yazdığın anlamlı etütlerinle beni yeniden müzikle-keman öğretimi için düşünülmüş müzikle- baş başa bıraktığın için teşekkür ederim.

Sanki eski bir sevgili ile kucaklaşmış gibi oldum.

.......Konuyu bırakmamanı, sürekli çalışmanı diliyorum."           

Edip Günay

uzunca bir mektup yazarak kutlamıştı.(Fotoğraf 10)

Edip Hoca, yeri doldurulamayacak bir boşluk bırakıp gitti. Minnet ve saygıyla anıyor, çalışmalarımı O' nun anısına sunuyor, ışıklar içinde yatmasını diliyorum.

  *Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi – Eğitim müziği Bestecisi

 

     

Foto: 1

Foto: 2

Foto: 3
     

Foto: 4

Foto: 5

Foto: 6
     

Foto: 7

Foto: 8

Foto: 9
     

Foto: 10

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019