Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1761




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 30 müzisyen gazete okuyor
 
 
Sevin Okyay
 
 
Yayımlanan Sayı : 954

Red Snapper, yeniden - 24.02.2010





Hani çok sevdiğiniz gruplar vardır, hayatınızın en azından bir dönemi onların dümen suyunda geçmiştir. Grup dağılırsa, arkadaşlarınızı kaybetmiş gibi olursunuz. Benim böyle çok sevdiğim birkaç grup olmuştur. Örneğin, The Lounge Lizards, sonra Yellowjackets. Tanıdığımdan bu yana çok şükür ayrılıp etmeden sürekli birlikte çalışan, ama İstanbul’a ne yazık ki sadece bir kez gelmiş Medeski, Martin and Wood. Yıllar önce, sanırım İkinci Bilsak Caz Festivali’ydi, Eskişehir’e birlikte gittiğimiz İngiliz caz big band’i Loose Tubes.

Yellowjackets’i geçen yıl İstanbul Jazz Center’da dinledim. Aradan uzun yıllar geçmiş, grupta bir-iki değişiklik vardı. Ama sevdiğimiz şahısların büyük kısmı yerli yerindeydi. Uzun yıllar öncesinin ilk konserini de hatırlıyorlardı. Loose Tubes, 1990’da, en çok mali nedenlerle dağılmıştı. Ancak gruptan geriye, Django Bates, Iain Ballamy, Eddie Parker, Julian ve Steve Argüelles, Steve Berry, Tim Whitehead ve Ashley Slater gibi önemli cazcılar kaldı. Yirmi iki kişiydiler, dizilişlerini seyirciye doğru sağdan başlayarak sayardım, çok hoşlarına giderdi.
Hayranı olduğumuz John Laurie, Lounge Lizards’a on iki yıl sonra 1990’de yeni elemanlarla yeni bir şekil verdi. Şimdi o filmlere müzik yazıyor, kardeşi piyanist Evan da, bir çocuk şovunda çalışıyor.

Geriye kaldı, Red Snapper. İngiliz grup, gerçekten de müziğine cepheden daldığım bir gruptur. Diğer hayranları aynı dönemde, Portishead ve Massive Attack’ten de etkilendiklerini söylüyorlar ama, ikisini de sevsem de akustik enstrümanlarla elektronik müzik yapan Red Snapper’ı onlarla mukayese etmem. Kendileri, “Fuck off jazz” diye tabir ederdi, kimileri asit caz tanımını uygun bulur. Tarifi her ne olursa olsun, Kontrbasta Ali Friend, davulda Richard Thair ve gitarda David Ayers, şahsen beni içine alıp götüren, ‘Daha, daha’ dedirten bir müzik yapıyorlardı. Yıllarca izlerini sürdük, çıkan her albümlerini aldık. Hatta birinin içindeki CD’yi çaldırdım bile (hırsızlık anlamına). Derken, 2002’de ayrıldılar. Karalar bağladık. Arada piyasaya neler çıkardılarsa, onlarla idare ettik.

Sonra, mucizeler mucizesi, 2007’de yeniden bir araya geldiler. Ertesi yıl da ‘Pale Blue Dot’ adlı bir stüdyo albümü kaydettiler. Aralarına, nefesli ve melodika çalan dördüncü bir şahıs katılmıştı: Tom Challenger. Doğrusu, adı da, gruba dahil olması da (simyayı bozma meselesi) bana şaibeli görünmüştü. Geri alıyorum. Geçen Cuma akşamı, Ghetto’da onları live olarak dinledim çünkü. Arkadaşım Noyan’ı da kandırıp götürmüştüm, ne de olsa kendisi de bir Red Spanner hayranıdır. Sözde her şeye hazırlıklıydım, NTV Radyo’da, ‘Caz ve Ötesi’nde albümü çalmıştım ama, hiçbir şey sahnede dinlemeye benzemiyor.

Üstelik ilk de değildi. Yıllar önce, yanılmıyorsam Roxy’de, onları bir kez daha dinlemiştik. Bana sanki bu konser daha iyiymiş gibi geldi. Belki de Ghetto yüksek tavanlı, tarihi, güzel bir mekân olduğu içindir. Müthişti, doğrusu, onca yıllık hasretin de etkisi olsa gerek. Yeni albümün parçalarını dinledik. Hatta bir süre sonra stüdyoya girip kaydedecekleri albümden de parçalar çaldılar. Tom Challenger, özellikle o albümün parçalarında grupla tam bir bütün oluşturdu gibi geldi bana. Yani şöyle söyleyeyim: Çıkmam gerekiyordu, arabaya yetişecektim. Kapının dibinde kalakaldık, hatta müzikle bir müddet sallandık bile.

Yen albümü büyük bir merakla bekliyoruz. Aslında ‘Pale Blue Dot’ı bile daha çok dinleriz. Reeled and Skinned, Prince Blimy, Making Bones da mazide kalmadı, elbette. Bunca yıldır nasıl durup durup çaldıksa, gene çalacağız. O akustik enstrüman ve elektronik doku sentezi hep ruhumuza işlemiştir. Neyse ki, mekân kalabalıktı, grup layık olduğu ilgiyi görmüştü.

Aklınızda olsun, Mart sonunda da Archie Shepp Ghetto’ya geliyor.
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020