Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 25 müzisyen gazete okuyor
 
 
Enver Leblebicioğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 920

Musiki Kültürümüz... - 07.01.2010





Günümüzde toplumun kalkınması dendi mi bu daha çok mal ve hizmet üretmeki gibi görünmekte veya gösterilmektedir. Ancak bireysel gelişme ve toplumsal kalkınma bir uygarlığın inşası ile mümkündür. Bugün kişi başına milli geliri Türkiye'den yüksek bazı petrol zengini  ülkeler vardır ama bu ülkeler uygarlık silsilesinde yokturlar. Bu nedenle hayatında sanatın olmadığı bireyler ve toplumlar, tarihin akışında iz bırakmadan kaybolup gitmişlerdir. Bu hadise bundan sonra da şüphesiz hep böyle olacaktır. Bir söz vardır, " eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır" diye. Eser bırakan insanlar ve toplumlar zaman içinde hep yaşayacaklardır.

Kültürler; farklı kültürlerden beslenerek zenginleşirler. Bu durumu insanın beslenmesinde yapması gereken karbonhidrat, protein, vitamin dengesine benzetebiliriz. Nasıl tek tür beslenme sağlığa zararlı ise tek kaynaktan beslenen kültürler de bir süre sonra tekrara ve tekrarın tekrarına girerler. Bu öyle bir durumdur ki bir sentez ve uygarlık inşa edememekle sonuçlanır.

Türk kültürü zaman içinde Orta Asya'dan başlayarak üç kıtaya yayılırken genişleme alanı içindeki kültürlerden etkilenmiş ve aynı zamanda onları da etkilemiştir. Anadolu'dan başlayarak Osmanlılar da edebiyattan mimariye, musikiden süslemeye, mutfak kültüründen kentleşmeye kadar kendi özgün sentezlerini yaptıkları için "Cihan Devleti" olmuşlardır. 

Her kültürün kendine has bir müziği vardır. Bizim musikimiz de kültürümüzün en geniş ve köklü alanlarından biridir. Musikimiz kendi sentezini yaparken yayıldığı üç kıtanın musikilerini hem etkilemiş hem de onlardan etkilenmiştir.

Bizim musikimiz söz musikisidir. Gerek Halk müziğimiz, gerekse Klasik Musikimize bakarsak mevcut eserlerin yüzde yüze yakınının sözlü eserler olduğunu görürüz. Bu nedenle bizim musikimiz ile edebiyatımız arasında iç içe girmiş bir ilişki vardır. Klasik musikimizde kullanılan usuller ile şiirlerde kullanılan usuller ve aruz vezninin arasında bir ilişki vardır.

Bugün var olan klasik musikimiz; klasik edebiyatımızla iç içe geçmiş bir sentezin ürünüdür. Özgün bir sentezdir. Klasik musikimizde bestelerin sözlerine "güfte", söz yazarlarına da "güftekar" denilmiştir. Eserlerin güftelerine baktığımızda edebiyatımızın seçkin şairlerinin şiirlerinden çok güftekarların yazdığı metinlerin bestelendiğini görürüz. Bu anlayış günümüzde de "şarkı sözü yazarı" ifadesi ile yaşamaktadır. Musiki ile edebiyat ilişkisi her dönemde olduğu gibi günümüzde de yaşamaktadır.

Kültür, hayatın içinde yaşayan bir dinamik olduğundan özellikle Tanzimat'tan (1839) sonra batı kültürü ile olan ilişkiler ve batıya yakınlaşma musikimizin makam yapısında etkili olmuştur. O zamana kadar fazla öne çıkmayan Nihavent, Kürdili Hicazkar, Acemkürdi ve Muhayyer Kürdi gibi makamlarda beste sayısı artarken; keman, viyolonsel, klarnet gibi batı çalgıları da musikimizin çalgı ailesine katılmıştır. Görüldüğü gibi kültür ve musiki kendi sentezlerini yaparak hayatlarına devam etmektedirler.

Gerek klasik musikimiz gerekse Hacı Arif Bey ile başlayıp gelişen neoklasik dönemde yapılan besteler tema olarak toplumu, toplumun çelişkilerini değil de insanın aşk, ayrılık, hasret, hüzün ve melalini işleyen eserlerden oluşur. 

Musikimizde ayrıca doğa ve insan ilişkisi yine "aşk" ana ekseninde işlenmiştir. Klasik musikimiz kent hayatının, kent insanının yukarıda saydığımız duygularını ifade eden ve bu nedenle de "değişende değişmeyeni" yakalayan evrensel bir müziktir. Musikimiz eğer bu evrensel boyutu yakalayamasaydı bu besteler bugün hala çalınıp söylenemezdi. Şarkılarımızın eskimemesinin temel nedeni de budur. 

Günümüzde kültürümüz, Anglosakson (ABD ve İngiliz) kültürün yoğun bir saldırısı altındadır. Toplumun kendini ifade biçimlerinden sanat ve musikimizin kökleriyle insanımızın bağları kopartılmaya çalışılmaktadır.

Teknolojinin gelişmesi ile önce radyo ve sonra teybin toplumda yaygınlaşması ile dar bir kesimin zaman zaman dinlediği müzik geniş bir tabana yayılır. Bir diğer ifade ile ticaret kervanına musiki de katılır. Yani metalaşır. Televizyon sadece dünyayı küçültmez; önce gazino sonra da pavyon kültürü evleri istila eder. Bizim musikimiz tedavülden ağır ağır kaldırılır. Musiki, kültürün önemli bir parçasıdır ve dinlemek bir terbiye gerektirir.

Bugün bile bizim musikimizi dinlemek isteyenler hangi televizyon kanalını açsalar hayal kırıklığı yaşarlar. Kendi musikimiz kayıplara karışmıştır. Bazı TV kanallarında tek tük yapılan yayınlar dışında Türk Musikisi Türkiye'nin televizyon kanallarında sefilleri oynamaktadır. Bazı dostlar "çok mu küreselleştik acaba?" diye sorarken ne kadar haklılar.

İnsanımız bir kolunu nerede güleceği kahkaha efekti ile hatırlatılan dizilere, bir kolunu da "pop-star" türü şıkıdım programlara kaptırmıştır. Toplumun bütün kesimleri bir kuşatma altındadır. Birileri hem kültür köklerimizi kesmek için uğraşırken bir taraftan da bize bir şeyleri unutturmak istiyorlar galiba…

Kendi musikimiz devletin televizyon kanalında bile ikinci hatta üçüncü sınıf sanat gibi görülmektedir. TRT-1 de kendi musikimizle ilgili yayınlar yok mertebesindedir. "Pop" adı verilen ve gerek sözü, gerek müzik yapısı ile oldukça düzeysiz şarkılar toplumu ayrıkotu gibi kuşatmıştır.

Televizyondan radyoya kaçarsanız aynı şarkı sırıtarak yine karşınıza çıkacaktır. 1970 li yılların Türk Hafif Müziği örneklerini hatırlayınız lütfen... Bir de günümüzün pop şarkılarına bakınız. Fark güneş gibi ortadadır.

Her toplum kendi kültürü içinde yetişerek çağının sentezini yapar. Kendi musikimizin önem ve değerini diğer toplumların müzikleri ile karşılaşıldığında çok daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle kendi kültür ve musikimizi insanlarımıza tanıtıp sevdirirken mukayeseli bir yöntem izlenmesi çok yararlı olacaktır.

Bizim musikimizde ister kır kökenli Halk Müziği, ister kent musikisi olan Klasik Müziğimizde olsun var olan melodik zenginlik ve ritim zenginliği diğer kültürlerin müziklerinde yoktur. Bu zenginliği görmezden gelmek, çok sesli batı müziğini evrensel saymak toplumda kendi kültürüne karşı bir eziklik hatta aşağılık kompleksi doğurur. Bu acı gerçeğin bazı aydınlarımız tarafından yaşandığına hemen her yerde tanık oluyoruz. Kendi kültür köklerini reddeden toplumlar, yabancı kültürler tarafından yok edilmeye mahkumdurlar. Bu yelpazenin dilden musikiye, mimariden plastik sanatlara geniş bir açılımı vardır.

Tezimizi ispat eden bir ibretli olayı sevgili Nihat Örs'ün "Bir Medeniyetin Çorum'dan Yükselen Sesi" başlıklı Manşet Gazetesinde yayınlanan yazısından aktaralım.

" …. Toplum kendi müziğine yabancılaşırsa medeniyetinin köklerine de yabancılaşır. Beşir Ayvazoğlu'nun anlattığı şu hikayecik anlamlıdır. Türkiye'ye ilk defa gelen bir Amerikalıyı İstanbul'da gezdirdik. Tabi geziler sırasında kendisi minibüslerde çalınan, dükkanlardan dışarıya taşan müzikleri dinliyordu. Bize şöyle bir şey söyledi: Böyle bir medeniyete sahip olan insanların müziği bu olamaz. Sizin müziğiniz ne?" 

Ülkemizde müziğin gelişmesi için bir kültür politikası olmalıdır. Bu politika; "kökü mazide olan atiyim" diyen Yahya Kemal'in anlayışının hayata geçirilmesi olmalıdır. İnsanımızın yabancı kültürlerin saldırısından koruyan bir kültür politikası inşa edilmemesi hayli üzücü ve düşündürücüdür.

Musiki yapabilmek için önce müzik kulağına ve ritim duygusuna ihtiyaç vardır. Sonra da her sanat dalında olduğu gibi eğitim, emek ve sabır gerektirir. Ancak musiki, ifade biçimi, bir yaşam tarzı olduğundan dinlenmesi, sevdirilmesi ve bir eğitimi gerektirir.

Bu kadar olumsuzluklar arasında bize düşen görev; kendi kültürümüzü korumak, yaşatmak ve sevdirmek için var gücümüzle mücadele etmektir. Kulağına ezan okunan, ninnilerle büyüyen insanımız kendi kültür kökleriyle bağını artırdıkça Türkiye çağdaş sentezini yaparak 21. yüzyıl uygarlığının temel taşlarından biri olacaktır.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020