Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 29 müzisyen gazete okuyor
 
 
Nevin Şahin
 
 
Yayımlanan Sayı : 877

Klasik Türk Müziği'nde Post Modern Gelenek: Amatör Korolar - 03.11.2009





*Antropolojik İncelemedir.

Klasik müziğimizde yüzyıllardır var olan öğretim ve icra yöntemlerinin modern çağdan nasibini almasıyla nasıl değişikliklere uğradığını günümüzde farklı duygular içinde izlemekte ve yaşamaktayız. Pek çok kavram karmaşasının ortasında, incelemeyi seçtiğim amatör koroları tanımlamaya çalışarak sunumuma başlıyorum.  

“Koro” teriminin en kısa ve özlü tanımlarından birini Suna Çevik’in yaptığı düşünülmekte. Bu tanıma göre korolar sayısal oluşum, ses türü, ses kapasitesi ve tını bakımından dengeli, önceden belirlenen bir modele uygun olarak tek ya da çok sesli müzik yapıtlarını seslendirme, yorumlama amacıyla oluşturulan, etkinlikleriyle toplumun kültür ve sanat yaşamına katkıda bulunan topluluklardır. Bu toplulukları sayısal oluşumlarına göre, müzik türlerine göre, kuruluş amaçları ve yaş gruplarına göre sınıflandırmak mümkün. Bu çalışmada ele aldığım koroları Türk Sanat Müziği, Geleneksel Türk Sanat Müziği, Klasik Türk Müziği gibi başka bir kavram karmaşasından cımbızla çektiğim Klasik Türk Müziği türünü icra etmek üzere, ağırlıklı olarak yetişkinlerden kurulu, esas mesleği müzik olmayan insanların bir araya geldiği topluluklar diye bir çerçeveye sokmak mümkün. Alan çalışmamı yürüttüğüm Ankara ilinde dernekler bünyesinde faaliyet gösteren, üniversite kulüplerinin çatısı altında çalışmaya devam eden, belli kurumların çalışanlarının oluşturduğu amatör koroların sayısı 300’ü bulmuş durumda. Bu korolarla ilgili yaptığım gözlemleri sizlerle paylaşmadan önce bu dudak uçuklatan sayıya ulaşılana kadar tarihte neler olduğundan kısaca söz etmek isterim.

Osmanlı döneminde müzik eğitimi sarayda, mehterhanede ve mevlevihanede yürütülürken bireylerin etrafında toplanan kişiler meşk yoluyla müziği öğreniyordu. Yani müziği öğrenen kişi hocasını dinliyor, onun yaptıklarını ezberleyip taklit ederek kendini geliştiriyor, bu geleneğin içine sözlü olarak giriyordu.

Osmanlı devletindeki gerilemelerle devlet eliyle sunulan eğitimin sekteye uğramaya başladığını ve farklı eğitim kurumlarının ortaya çıktığını görüyoruz. 1914 yılında hem tiyatro hem müzik eğitimi vermek amacıyla kurulan Dâr’ül Elhân’la aşağı yukarı aynı zamanlarda musiki cemiyetleri ortaya çıkmaya başlıyor. 1908 yılında Muallim İsmail Hakkı Bey’in 40 kişilik bir koro kurup yönettiğini görüyoruz. Yani bugün anladığımız şekliyle koro da aynı dönemde geleneksel müziğimize dâhil olmuş oluyor.

Cumhuriyetin kurulmasıyla sayıları daha da artan cemiyetler bir gelişmeden ciddi darbe alıyor: 1927’de Türk Müziği eğitiminin yasaklanması. Bunu takiben bir ağır darbe daha geliyor, o da radyolarda Türk Müziği yayınının kaldırılması. Bu gelişmeler cemiyetlerin bir kısmının kapanmasına, bir kısmının değişikliklere uğramasına sebep olsa da müziğimize bir kez girmiş olan koro kavramı yerini iyice sağlamlaştırıyor. Müziğimizin nağmelerinin genlerimizde bulunduğunu, bu yüzden bir kez dinleyince illa ki müziğimizin içine dalma ihtiyacı hissettiğimizi düşünen bir kaynak kişi o yasaklı dönemlerde gizli gizli yürütülen çalışmaların zaman içinde ortaya çıktığını iddia ediyor. Aynı kişi kuruluşu zaten çok geç kalmış konservatuarların Türk Müziği eğitimi konusunda yetersiz kaldığını ve müzik açlıklarını giderme derdindeki insanların bu amatör koroların sayısını artırdığını söylüyor.

Sayının niye bu kadar arttığına dair İzmir’de yapılmış olan bir çalışmada toplumsal dönüşüm, işsizlik, sosyal ihtiyaçlar gibi nedenlerin ortaya çıktığını da görüyoruz. Ankara’da da durum çok farklı değil aslında. Kendi kültürümüzün bir parçası olan müzikle ilgilenmek niyetiyle yola çıkan insanlar, bu işe mesai harcayabilecek kadar boş zamanı olan emekliler, işsizler ve öğrenciler, kendileriyle az çok aynı şartlarda yaşayan ve az çok aynı kaygıları taşıyan insanlarla buluşuyorlar ve zamana ayak uydurup değişikliğe uğramış bir meşk yöntemiyle müziğimizi öğreniyorlar. Bu buluşma profesyonel müzisyenler için önemli bir ekonomik sektör oluştururken bir alt kültür grubu olarak onları nitelememi sağlayan ritüellerin gelişmesine önayak oluyor.

Bu ritüellerden ilk göze çarpanı koro çalışmaları. Biraz kılık değiştirmiş bir meşk dedik ya. Büyük çoğunlukla profesyonel müzisyenlerce yönetilen koroların çalışmalarında geçilecek eserlerin notaları koristlere dağıtılıyor ama koristlerin çoğunun nota dilinden anlamadığı da aşikâr. Şef kendi sazının ya da çalışmalara gönüllü veya ücretli katılan sazendelerin eşliğinde eseri seslendiriyor ve koristler eseri ezberliyor. Nota kâğıtları, dilinden anlayan için bir referans noktası olurken, dilinden anlamayan için bir güfte mecmuası, yer yer de stres topu veya yelpaze işlevi görebiliyor. Çalıştığım korolardan birinde şef bu konuyla ilgili çalışmanın ortasında geyik yapmakta bir sakınca görmüyor. Şöyle söylüyor:

“Amatör korolarda nota dağıtılması konusu hep sorunludur. Eser iki sayfadan oluşuyorsa ilk sayfanın 100 kopyasından 50’si kalır, ikinci sayfa bir bakmışsınız tükenmiş. Nasıl oluyor bu? Eh, sözler ikinci sayfada.”
O anda nota dağıtmakta olan korist kızgınlığını gizleyemezken diğer koro üyeleri kahkahalara boğuluyor.

Korislterin genelde “ders” adını verdiği bu çalışmalar bir derste beklenen ciddiyet olmadan, böyle şen şakrak yürüyor. İnsanların işi müzik olmadığı için bu “ders”ler genelde hafta içi akşam saatlerine ya da hafta sonları öğle saatlerine konuluyor herhangi bir işle çakışmasın diye. Bu saatleri belirgin kılan özellik insanların aç olması, hem fiziksel olarak beslenmeye hem de sosyal olarak insanlara iletişim kumaya ihtiyaç duyuyor koristler bu çalışmalar sırasında. Haliyle ders araları beslenme ve sosyalleşme ritüelleri getiriyor beraberinde. Arada çaylar içiliyor, özenle hazırlanmış börek çörek tüketiliyor, yer yer yemek servisi yapılıyor çalışma arasında, sigara içmek isteyenler ayrı bir köşede muhabbet kuruyor, yemek yiyenler ayrı bir köşede.

Hatta daha hareketli olan gençlerin çalışma arasında top oynadıklarını bile görüyorsunuz yer yer. Tabii bu muhabbete doyum olmuyor. Çalışmanın ikinci yarısına geçilebilmesi için birinin “ders başlıyooor” diye bağırması ya da daha fazla dikkat çeken zil, çan gibi bir araç kullanması gerekebiliyor.

Çalışmaları neredeyse istisnasız bir şekilde konserler izliyor. Sahneye çıkma fikri koristlerin çalışmalara devam etmesini sağlayan önemli bir motivasyon kaynağı, kişinin medeni cesaretini çok yükselten bu sahne tecrübesi onun sosyal ilişkilerini de geliştiriyor. Konserde solo söyleyebilmek için diğer korist rakiplerini kırmadan bertaraf ediyor ve şefle iyi bir diyalog geliştiriyor kişi. Sonra arkadaş ve akrabalarınca tebrik ediliyor ve onlarla da ayrı bir diyalog geliştiriyor.

Amatör korolar bu önemli ritüellerini pek çok yerde gerçekleştirebiliyor. 

Sahneye sığmalarına yetecek kadar bir salon da olabiliyor bu konser mekânı, çok daha büyük ve elit salonlar da bu ritüel için kullanılabiliyor. Koristlerin zenginliğine, şefin bağlantılarına, çalışmaların yürütüldüğü kurumun imkânlarına bağlı olarak değişebiliyor salon tercihleri.

Konser günleri koristler için çok eğlenceli olabilirken profesyoneller için çok sıkıntılı gelişebilir. Şef sahne düzeni, ses ayarı gibi işlerle boğuşur, koristler salonun koltuklarında bu teknik işlerin halledilmesini bekler. Konser günü genelde hiçbir iş yapılmaz, bayanlar bu boşluğu sahnede daha güzel görünebilmek adına kuaförde değerlendirir yer yer. Koristler arasında sürekli aynı ortamda bulunmanın etkisiyle gelişmiş olan jargon konsere takviye olarak gelen profesyonel sazendeler için bir şey ifade etmeyebilir. Tüm sazendelerin koristlerle beraber yetiştiği daha farklı iklimler de mevcut tabii. Konser öncesi ciddi bir prova alınır, sonra kısa bir ara verilir ve tam vaktinde, büyük alkışlarla sahnede yerini alır koro. 

Bu sahne hep salon olmak zorunda değildir, Ankara’da açık havada gerçekleşen koro konserleri de mevcut. Tabii koroların hep aynı yerde durduğunu düşünmek yanlış olur. Şehir dışı turneleri, ki bazen koroların yurtdışına gittiği de görülür, bu ritüelin önemli bir parçasıdır. 

Fotoğrafta görülen çalıştığım korolardan birinin Trabzon’da vermiş olduğu bir konser,bu da o koroyla aynı kökleri paylaşan başka bir koronun Aydın’da verdiği bir konserden.  Onları şehir dışına götüremiyorlar bazen, ama eserleri besteleyen bestekârları konserlerde ağırlamak, hatta eserleri onlara seslendirtmek ya da o eseri onlara yönettirmek de konser ritüelinin sık karşılaşılan bir parçası.

Şehir dışına konsere gidilir de kuru kuruya konser verilip dönülür mü? 

İlla ki o şehir gezilmeli, tanınmalıdır. Hatta Ankara’ya dönüşte yol üzerinde görülmeye değer başka yerler varsa onlar da ziyaret edilir.

Konserle ilgili olması gerekmiyor her zaman, geziler de amatör koroların önemli ritüellerinden biri. Çalışmalarda ve konserlerde sürekli bir arada olan bu benzer ilgi ve kaygılara sahip insanlar bir arada zaman geçirmeyi çok seviyorlar ve bu birlikteliği perçinlemek adına geziler, tatil buluşmaları piknikler düzenleyebiliyorlar.

Ama her şeyden önce bu insanları bir araya getiren güç müzik, haliyle gittikleri yerlere müziklerini de götürüyorlar. Fotoğrafta bir grubun poz verirken bir gencin cümbüş çaldığı, bir diğerinin de söyleyerek ona eşlik ettiği görülüyor.

Çalışmalar, konserler ve geziler dışında da amatör koro üyeleri bir araya gelebiliyor, bunun en önemli vesilesi de yemek yemek oluyor. 

Bazı koroların kuruluş yıldönümleri yemeklerle kutlanıyor, bazılarının konserleri, bazılarıysa yemek yeme ritüelini gelenekleştiriyor ve her yıl aynı günlerde yemekler düzenliyor. Daha küçük boyutlu yemek ritüelleri de mevcut. Örneğin çalışmaların akşam saatlerinde yapıldığı korolarda üyeler gündüz buluşup kısır yapabiliyorlar. Malzemesinin temini ve yapımı kolay olduğu için kısır bu ritüelde özellikle tercih ediliyor. Ya da çalışmanın gündüz olduğu korolarda akşam yemeklerini aynı mekâna beraber giderek bir ritüele çevirebiliyor koristler. 

Gerçekleşen ritüelin çeşidine bakmaksızın toplu pozlar vererek bu anı tarihe kazımak da koro üyeleri için büyük anlam taşıyor. Bir üniversite korosunun arşivinden 40 yıl önce çekilmiş bir fotoğraf, günümüzde çekilenden pek farkı yok. İnsanlar, beraberlik, müzik ve mutluluk fotoğraflara yansıyor.

Sosyal ilişkilerin bu kadar kuvvetli olduğu ortamlarda hediyeler de eksik olmuyor tabii. Konser kutlamaları, doğumgünleri, yılbaşı ve bayramlar koristlerin birbirlerine, koristlerin şefe ve sazendelere ve onların birbirlerine hediyeler verdikleri birer tören alanına dönüşebiliyor. Sol anahtarı şeklinde kolye de koro hediyeleşmelerinde en sık karşılaşılan simge olsa gerek.

Koro çalışmaları, olup biten bir konser bu ilişkinin sonu olmuyor. Aylar, yıllar, hatta kuşaklar süren birliktelikler söz konusu amatör korolarda. Koristlerin kardeşleri kuzenleri ve başka yakın akrabaları koroya katılabiliyor. Enstrüman eğitimi alan çocuklar anne babalarının yanında koroya gelmeye başlayıp taze kan olabiliyorlar söz konusu koro için. Konser seyircisi de tanıdıklardan oluşunca kültür aktarımı sekteye uğramadan sürüyor. 

Görüşme yaptığım şeflerden biri konser seyircisini şöyel sınıflandırıyor:
“Amatör koro konserlerini üç grup izler: birincisi korist yakınları, ikincisi o koronun düzenli takipçileri (ki ben bu ifadeden o koroda daha önce bulunmuş olanları, bulunmak isteyenleri, ya da şeflerini alkışlamak üzere gelen aynı şefin yönettiği başka koroların üyelerini anlıyorum), üçüncüsü de hasbelkader orada olanlar. Gerçekten müziği dinlemek için orada olan kişi pek yoktur yani.”

Amatör koroları var eden en önemli güç müzikse neden bir amatör koro şefi müzik dinleyicisine konserlerde hitap edilmediğini düşünüyor? Müzikle ilgili ne gibi bir sıkıntı var? İcralara baktığımızda seslerin çok iyi eğitilmemiş olmasından kaynaklanan sıkıntılarla karşılaşabiliyoruz. Repertuarlara baktığımızda kârla fantezinin yan yana geldiğini görebiliyoruz. Amatör korolarda sazende olarak yer almış bir profesyonel müzisyen amatör korolarda müziğin geri plana itilmiş olduğunu söylüyor ve yakınmaya başlıyor görüşmemiz sırasında. Amatör koroların Klasik Türk Müziği geleneğinin korunması ve yaşatılması konusunda olumlu değil olumsuz etkileri olduğunu düşünüyor. Görüştüğüm başka bir profesyonel müzisyense profesyonellerden yana yakınmaya başlıyor. “Hiçbir amatör koro, düzenlediği yarışmalar aşikâr, TRT’nin verdiği kadar çok zarar veremez müziğimize” diyor. Koristlerin bu konuyu genelde bu kadar irdelemediklerini görüyorum. Onların arasında ortaya çıkan müzikten memnun olmayanlar var, müzik politikalarının yanlışlıklarından dem vuranlar, ama yapılan işten çok memnun olanlar da var. “Ben müzisyen değilim ama Klasik Türk Müziği gibi zor bir müziği öğrenip icra etmeye çalışıyorum, bu ne büyük mücadeledir” diyenler de. Öğretim konusunu görüştüğüm şeflerden birine soruyorum ve diyor ki:

“Biz şimdi müzik mi öğretiyoruz? Hayır. Sadece onların yanlış bildiklerini doğru söylemelerini sağlamaya çalışıyoruz.”

Müzik konusundaki akademik birikimimin yetersizliği bu konuda bir teşhis ve tedavi önermemi engelliyor. Bir Klasik Türk Müziği dinleyicisi olarak amatör koroların müzik adına ortaya koyduklarını keyifle dinleyemiyorum. Ama bir antropolog olarak ritüelleri böyle zengin bir alt kültür grubunun doğru yönlendirmelerle kültürel zenginliğine müzikal zenginlikler de katabileceğini düşünüyorum. Teşekkür ediyorum.

KAYNAKÇA

Adıyaman, E. S. (2003). Darü’t Ta’lim-i Musiki Cemiyeti. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. (Danışman: Doç.Dr. M. Hakan Cevher) Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel Bilimler Anabilim Dalı.

Behar, C. (1998). Aşk Olmayınca Meşk Olmaz. İstanbul:  Yapı Kredi Yayınları.

Gezer, M. (1990). Üsküdar Musiki Cemiyeti Türk musikisi hayatındaki yeri ve önemi. Yayımlanmamış doktoratezi. (Danışman: Doç. Dr. Selçuk Mülayim). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Karaçöl Özgür, Ö. (2005). İzmir kenti bağlamında Türk sanat müziği korolarının içsel anlamı. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. (Danışman: Prof. Dr. Ülgen Oskay). Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Sosyoloji ve Metodoloji Anabilim Dalı.

Öztop, S. (2007). Planlı ve programlı bir özengen koro eğitimi ile bireye kazandırılması hedeflenen eğitsel, toplumsal ve kültürel yeterliklerin incelenmesi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. (Danışman: Prof. Suna Çevik). Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müzik Öğretmenliği Anabilim Dalı.

Yıldırım, F. (2006). Yükseköğretim kurumlarındaki Geleneksel Türk Sanat Müziği korolarının çalışma yöntemleri ve genel yapılarının incelenmesi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi (Danışman: Prof. Dr. Sabri Yener). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Anabilim Dalı.

 

     



     


 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019