Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 23 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 807

Müziği Meze Yapma(k) - 17.06.2009





Rahmetli Dedem Tahsin Efendi, iyi bir caz bateristiydi.

İyi bir caz bateristiydi ama bunu aile çevresinin dışında pek kimse bilmezdi.

Çünkü bilinmesini istemezdi.

Bu konuda çok mütevazı davranırdı.

Neden bu denli mütevazı davrandığını anlayabilmem için hayatı yaşamam gerekiyordu.

Dave Brubeck’in o dünyaca meşhur caz şarkısı Take Five’ı ilk kez Trabzon’daki Nato üssü’nın kısa dalgadan yayın yapan radyosunda dinlemiş ve tanıdıkları aracılığı ile notasını bir süre sonra temin etmişti.

Take Five’ı dedemden birkaç kez dinleme fırsatı buldum.

Gerçekten çok iyi çalardı.

O kadar iyi çalardı ki, bateri partisinin bütün ince tınılarını duyardınız.

Ülkemizin çok önemli bateristlerinden olan Vasfi Uçaroğlu, Trabzon’a yaptığı bir seyahat sırasında, sanırım 70’lerin hemen başıydı, rahmetli dedemi dinleme fırsatı bulmuş ve bateri tekniğini o kadar beğenmişti ki  “Anadolu böyle bir yer işte, Tahsin bey gibi çok önemli değerleri yaşatır içinde” demekten kendini alamamıştı.

Ama gelin görün ki, rahmet dedeciğim Take Five’ı pek çalmazdı.

Neden çalmıyorsun diye sorduğumda ise “saygıdan yavrum” demişti.

Bunun ne tür bir saygı olduğunu anlayamamıştım. Ancak yaşım ilerledikçe, hayatı öğrendikçe, kişileri, sanatçıyım diye ortaya çıkanları tanıdıkça, gördükçe bunun nasıl bir saygı olduğunu anlamaya başlamıştım.

Geçenlerde, Trabzon’da eğlence yerlerinde çalan ve kendilerini caz orkestrası diye adlandıran gençlerle tiyatroda söyleşiyordum.

Bir hayli kendini beğenmiş, ukala tiplerdi bu genç arkadaşlar.

Baterist  genç arkadaş imparatorluğunu ilan etmiş durumdaydı.

“Neler çalıyorsunuz?” diye sorduğumda bana birkaç şarkı adı söyledi. Bunların içinde bildiklerim de vardı. Dayanamadım ”Take Five’ı çalabiliyor musunuz?” diye sordum. Yanıt çok çarpıcıydı: “Ne demek çalabiliyor musunuz, o çantada keklik!”

Bu yanıt karşısında rahmetli dedem aklıma geldi. Onunla yaptığımız söyleşiler kulaklarımda çınladı. Take Five’ı neden çalmadığını sorduğumda “saygıdan yavrum” demişti ya, o saygının ne menem bir şey olduğunu biliyordum artık. Take Five caz dünyasının hit melodisiydi. Erdem Büri, Paul Desmond’a 5/4 lük Türk ritmini anlatmış o da bu aksak ritimden Take Five’ı bestelemişti. İşte bu aksak ritmi dünyada hatta Türkiye’de  çalabilen çok iyi müzisyenler vardı.

İşte “saygıdan yavrum” sözcüğü bunu ifade ediyordu.

Onlar varken, ben neden Take Five ile ortaya çıkayım diyordu.

Şimdi diyebilirsiniz ki, bu kendini aşağılamak değil midir?

Bence değil ,bu yerini, nerede olduğunu ve haddini bilmektir.

Genç müzisyenlerimiz Take Five’ için cepte keklik der ama çalarkende dünya kadar hata yapar.

Sonra ilerleyen yıllarda rahmetli dedem bir gün bana şöyle bir nasihatte bulunmuştu: “Sakın sazını geçimine kurban etme!”

Bu da çok önemli bir sözdü. Bunun da ne menem bir şey olduğunu anlayabilmem için hayatı yaşamam gerekilyordu.

Yaşadım ve öğrendim sanırım.

Müzik aletinin ne kadar kutsal olduğunu vurgulayan bir sözdü. Geçim işin içine girdi mi hayatın mücadelesi, entrikaları işin içine giriyordu. Kutsal saydığımız şeylerin bu entrikanın içine sokulması hoş değildi. Onu söylemek istiyordu sanırım.

Şimdi çevremize dönüp baktığımızda sazlarını geçimine kurban edenlerin  hangi atraksiyonun içinde nasıl sanat terennüm ettiklerini görüyoruz.

Terennüm ettikleri sanatın onlara insan olabilme yolunda neler kazandırıp kazandırmadığını da görüyoruz.

Sonuç olarak müzik kutsaldır.

O hiçbir şeye meze yapılamaz.

Onun için bir toplumu tanımak isterseniz müziğine bakın sözü boşuna söylenmemiştir.

Çünkü gerekli donanımı ve terbiyeyi almış müzisyenlerin yapacağı müzik yüksek bir ahlakın ürünüdür. Dolaysıyla topluma yansıması da bu yüksek ahlak çerçevesinde olur.

Bu nedenle bir müzisylen için en kötü şey yemek müziği çalmaktır.

Şimdi kimi okurlar "yahu editör amma da naftalinli bir yazı yazmışsın" diyebilirler.

Ben bundan hiç alınmam. Ya da alınganlık göstermem.

Çünkü ben olması gerekeni dedemin üzerinden anlatmaya çalıştım.

Bütün mesele bu!

Cuma günü görüşene değin esen kalın



Müfit Semih Baylan
Editör


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019