Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 32 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 785

Musıki dernekleri üzerine ince ve bir o kadar gerçekçi tahlil ya da analiz… - 15.05.2009





Bu haftanın son yazısında, yıllarca devam edip emek verdiğim musiki dernekleri üzerine ince bir tahlil ve bir o kadar gerçekçi bir şeyler karalamayı düşündüm. 70’li yılların sonu ile 80’li yıllarında başında Trabzon’da devam ettiğim müzik derneklerinde gördüğüm sosyal ve sanatsal profil ile hâlâ kentimde yaşamlarını sürdürmeye çalışan bu amatör müzik derneklerini ve ülkemizde pek yaygın olan diğer dernekleri, görmüş geçirmişliğimizin ve mürekkep yalamışlığımızın verdiği deneyime ve sizlerin affına da sığınarak bir hafta sonu yazısı biçiminde sizlerle paylaşıyorum

Umarım sürçi lisan etmemişimdir.

Musıki Dernekleri ya da Müzik Dernekleri ve yahut Musiki Cemiyeti daha çok amatör dernekler için kullanılan bir isimdir. Genel olarak profesyonel bir müzisyen liderliğinde kurulan, amator yahut yarı-profesyonel saz sanatçıları ve çoğunluğu amatör olan vokalistlerden mürekkep tüzel kişiliklerdir.

Bu girizgahta bahsetmek istediğim müzik derneği modeli aslında daha özel bir model olabilir. Daha cok Türk Sanat Müziği’ne (lâkin işaret edecegim sosyolojik dinamiklerin Türk Halk Müziği etrafında filizlenen cemiyetlerde de gözlemlenebileceği bihakkın söylenebilir) gönül veren, üyelerinin çoğu aynı mahallede (ki bu da çoğunlukla orta sınıfa mensup, memur profilli kişilerden oluşuyor) yaşayan, dernekler hukukuna icabet ederek tüzel varlığını sürdüren, hafta sonları provalar yapan, birkaç ayda bir hayırsever konserler veren, düzenli olarak yemekli-içkili toplantılar yapan derneklerden bahsediyorum.

En yüksek soyutlama seviyesinde, bu sanat müziği derneklerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin küçük bir formu gibi örgütlendigi söylenebilir: Derneğin başında, TRT Ankara ya da İstanbul Radyosu’ndan ya da Türk Müziği Konservatuarı kökenli, Cumhuriyet ülküsünün “memur” ve “sanatçı” kimliklerini Kemalist ideoloji ile harmanlamış, idolü Avni Anıl veya Zekai Tunca gibi figürler olan orta yaşlı bir erkek bulunur. Karizmatik özellikleri olan bu erkek, özellikle musiki icrası sırasında, provalarda, "aydınlanmış despot" çizgisinde idareyi eline alır.

Başkanın altındaki dernek bürokrasisi, ki genellikle yetenekli denebilecek bir sese sahip, 50 yaş civarinda olan, bir devlet bankasında müdür gibi bir mevkide çalışan, iki cocuk sahibi, her konserde kesinlikle bir solosu bulunan ("soloya çıkmak" da bu küçük kabile içinde önemli bir yere sahiptir) kadınlardan oluşur. Bürokrasi icinde dernek makbuzlarını tutmak, müzik aletlerine sahip çıkmak gibi işlerden sorumlu, kazma sesli, büyük ihtimalle karısının peşinden derneğe gelip gitmeye başlamış orta yaşlı bir de erkek olabilir.

Bürokrasi oldukca katıdır. Çünkü sanat gibi ciddi bir icraat yapılmaktadır. O yüzden aidatlar zamanında ödenmeli, yönetim kararlarına harfiyen uyulmalı, başkana ("hocamız") hürmet edilmeli, kendisini üzmemelidir.

Dernek, başkanda simgeleşir. Ya da Pierre Bourdieu'nun ifadesiyle, sözcü, cemaatin tüzel kimliğini bedenselleştirirken, gurubu da icat etmiş olur ("the body politics" ibaresini hatırlayalım): Şefin TRT İstanbul ya da Ankara Radyosu, müzik şirketleri, TRT müzik programları, diğer dernekler ve konservatuar üzerinden erişebildiği şebeke ilişkileri, derneğin de şöhret ve saygınlığını kuracak "sermaye"dir bir kere. Verilecek konserlerin enformel anlaşmalarını şef yapar. "Hocamız" aynı zamanda çoğu, müzikle "iyi radyo dinleyicisi"nden öte bir ilişki kurmamış dernek üyelerine nazariyat dersleri de verir. Prova sırasında tam hakimiyet sahibidir, tiz veya bas seslere erişemeyenleri sertçe uyarır, potansiyel sahiplerini teşvik eder, sololara davet eder, icra edilen şarkıların hikayelerini paylaşır ve Türk Sanat Müziği estetiği hakkındaki engin malûmatı ile koroyu ihya eder.

Şefin çoğunlukla daha genç, 20'li 30'lu yaşlardaki (bir kısmı kendi öğrencisi de olabilir) saz ekibi üzerinde daha katı bir otoritesi vardır. Ama arada yaş ortalaması 50 civarında olan koroyu da paylamayı ihmal etmez. Bunun arada bir, korodaki subay veya yargıç emeklisi erkekler tarafından sineye çekilemediği anlar olabilir. Böyle durumlarda, 40'lı yaşlardaki diplomatik ve şakacı koro üyesi erkeklerden biri müdahale eder, ya da başkan yardımcısı olan müdüre hanım tarafları sükûnete davet edebilir.

Bu müzik derneklerinde şimdiki CHP'den pek hazzetmeyen, klâsik bir Atatürkçülük hâkimdir ki, bunun daha orta-sağ bir muhafazakârlıkla bir arada yaşayabilmesi de mümkündür. Resmi günlerde Atatürk şiirleri okunur, ılıman milliyetçi mesajlar verilir, derneğin birlik ve beraberliği pekiştirilir. Prova aralarında koroda yer alan hanımların pişirip getirdigi kekler, börekler afiyetle götürülürken özellikle emekli hukukçular veya subayların islamcılardan ve kürtçülerden şikayet ettikleri duyulabilir.

Genc saz ekibi ile yaşlı koro arasında sosyal bir mesafe vardır.  Genelde iki sosyal grup arasındaki köprüyü  30'larının sonlarında, 40'larının başlarında olan kanun veya ud çalan erkekler kurarlar, bu kimselerin dalgacı, eğlenceli şahsiyetler olmasi önemli bir faktördür. Daha genç saz sanatcıları kendi aralarında takılırlar. Şefe en azından görünürde büyük bir saygıları vardır. Genelde ekibin kadın udilerinden biri ve erkek kemancı (ya da kanuncu) hocanın gözdesi konumundadır.

Koro içinde ise, özellikle sayıları her zaman daha çok olan kadın solistler arasında gizli bir rekabet ve ego tokuşturması söz konusudur. Çekişmenin çoğu kez yapay bir "çok da iyi söyleyemem ama" alçakgönüllülüğü  üzerinden (Pierre Bourdieu jargonuyla, "kayıtsız/ilgisiz görünmekteki çıkar") kurulmasına dikkat edilebilir. Bazı popüler (ve zor) parçaların koro önünde solo söylenmesi üzerinde bir tekel mücadelesi dönmektedir, rekabet ettiklerini gizlemeye çalışan kadınlar prestijli şarkıları birbirlerine hediye etmek ister, kuliste "rezil etti batırdı" dedikodusu yapmaktan çekinmezler. Özellikle bekar orta yaşlı erkek solistler bu çekişmede her zamanki şoven yatkınlıklarla daha çekici bulduklari kadınlardan yana tavır almaya çalışırlar ("lan belki bir iş çıkar oradan?").

Erkek solistler kendi aralarında rekabet etmezler, zira onların bireysel icraatında, "lan oğlum, oğlan muamelesi görmeyelim şimdi solo yapıp" tarzı bir emniyetsizlik, erkekliğe tehdit duygusu hakimdir. Başkanı  prova aralarında ya da derneğin yemekli toplantılarında kafakola alma, yakın muhabbet kurma gibi stratejiler izleyebilirler. Kendi içlerinden sesi güzel olan ve soloya çıkanlarına saygıyla karışık bir kıskançlıkla bakılır, zira bu koronun alımlı bulunan kadınlarını etkilemek için önemli ama erişilmesi zor bir sermayedir. Ama bu hissiyatin kadınlar arası rekabetten mahiyeti farklıdır. Eğer bu yetenekli erkek sesler 40 yaş civarında ise, hele eğer bu solistleri şef saz ekibinden seçmiş ise, o zaman tehdit potansiyeli azalmış olur. Ve erkek bünye rahatlar.

Bu acayip toplumsal uzay içinde zamanla ciddi bir profesyonellesme sinerjisi, bir sanat musikisi habitusu üretilebilir ki, kabileyi dönüştürücü bir süreçtir bu. Dernek üyeliği ile kurulan ilişki, değişik ve daha saygın bir mahiyet kazanır. İcraata verilen önem, icraat üzerinden biriktirilen simgesel sermaye ek değerler kazanmaya, bu değerler dernek dışındaki ortamlarda (mesela iş ilişkilerinde) haysiyet ve statü getirici sosyal sermaye formlarına tahvil edilebilir olurlar. Örnegin, bir an gelir, koro üyesi kadınların ve erkeklerin 20'li yaşlardaki çocukları, ebeveynlerini sahnede izledikten sonra onlarla dalga geçmeyi bırakır, dalga yerini "vaaay anne müzik kafa ütüledi gıygıy ama iyiymişsiniz" türü bir takdire bırakır.

Etnografik notlar vermeye izninizle devam edeyim.

"Musiki Derneği" formu ile sanat müziği icra edilen mahalli örgütlenme biçiminde sıkça tecrübe edilebilecek bir şey de, 23 Nisan, 29 Ekim, 10 Kasım, 30 Ağustos gibi günlerde (tam denk gelinmeyebilir prova sırasında, bu günlerin yakınında diyelim) korodaki emekli asker eşlerinin (veya bizzat emekli asker amcaların) büyük bir meşakkatle şeften izin isteyip günün mana ve ehemmiyeti üzerine bir şiir okumalarıdır. Mustafa Kemal ülküsü ve vatan sevgisi temalı şiirler, şefin işaretiyle arka planda hicaz taksim geçen saz ekibi eşliğinde, mikrofona da eko verilerek, huşu icinde dinlenir.

Ardından bir de "Atatürk’ün sevdiği şarkılar ve türküler"den bir tanesi seslendirilirse genellikle Kemalist köktencilikle ilgisi olmayan, derneğe muntazaman pratik yapmak için gelen ve genellikle 20'li 30'lu yaşlarında olan saz ekibinde huzursuzlanmalar başlayabilir. Lakin daha önce kaydettigimiz gibi, bir musiki derneği, cumhuriyetin küçük bir modelidir, içinde demokrasiye pek yer yoktur, eşlik edilecektir.

Bu coşkunun devamında, provayı bitiriş şarkısı olarak, derneğin nim sofyan usulündeki marşı okunur, kollektif bilinç dışı ihya edilir.

Pazartesi günü görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019