Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 70 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 774

Göbeğini kaşıyan adamın sanatçısı pardon piyanisti - 29.04.2009





Beni tanıdınız mı bilmiyorum?

Ben “Göbeğini Kaşıyan Adam!”

Ben çok kıymetli aydınlarımız tarafından “Göbeğini Kaşıyan Adam” olarak adlandırıldım.

Hani her yerde, her gecekonduda, her dükkânda ve her piknik yerinde gördüğünüz; adı kimi zaman Hasan, kimi zaman Mehmet, kimi zaman da Ali olan o meşhur adam benim.

Bu arada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum. Bütün Göbeğini Kaşıyan Adamlar kıllı değildir. Hem Göbeğini Kaşıyan Adamların eşlerinin hepsi başörtüsü takmaz. Göbeğini Kaşıyan Adam size o kadar yakındır ki her yerde karşınıza çıkabilir. Otobüste yaşlılara yer verirler, milletleri için çalışırlar, öğretmenlerine, yazarlarına saygılıdırlar. Onların içinden profesörler de çıkmıştır, sanatçılar da. Yani sadece göbeklerini kaşımaktan ibaret değildir hayatları. Ülkelerinin ekonomisinin, demokrasisinin hem de teknolojisinin gelişmesi için tüm engellere rağmen durmadan çalışırlar. Bütün bu işleri yaparken ara sıra göbeklerini kaşıyabilirler. “Bu özel bir durumdur, lütfen göbeklerimizi röntgenlemeyin” de demezler yani.

Ben piyano çalamam, konser filan da veremem. Ara sıra ya bir türkü dilime dolanır ya da bir uzun hava patlatırım. Bazen de Türk sanat müziğidir benim favori şarkımın türü. Unutmadan söyleyeyim; Tasavvuf musikisi de çok hoşuma gider. Geleneklerimize, değerlerimize saygılı olduktan sonra Hip-Hop bile dinleyebilirim. Arabesk de dinlediğim türlerden biridir.

Televizyon kanallarında sık sık duyduğunuz şehit haberleri de benimle çok yakından ilgili. Çünkü o şehitler arasında oğullarım, kardeşlerim, yeğenlerim ve arkadaşlarım var. Yani Göbeğini Kaşıyan Adamsak da, milletimiz için ölümü göze almayacak değiliz ya. Birileri bize rahat rahat Göbeğini Kaşıyan Adam desin; o birileri mutlu mutlu yaşasınlar diye vatan, millet ve devletimiz için ölümü bile göze alırız.

Sakın piyanoya, batı müziğine düşman olduğumu filan sanmayın. Ben düşmanlık nedir bilmem bunu da söyleyeyim. Biraz saf kalpliyimdir de. Bana geçmişte yapılan bütün zulümleri, işkenceleri unuturum. O kadar da hoşgörülüyüm yani. Ancak isimleri isimlerime benzeyen yürekleri beni kabul etmeyen fildişi kulelerdekilerce edilen hakaretler gelir tam da yüreğimin en hassas köşesine oturur. Belli etmem ama geceleri düşünür, düşünür, ağlarım. Neden birileri bizi sevmiyor, neden devamlı bize hakaret ediyorlar diye düşünürüm.

Bazen de göbeğini kaşımak ne kadar da büyük bir insanlık suçuymuş, diye düşünürüm. Benim ara sıra da olsa göbeğimi kaşımamı eleştirenlerin göbeklerini kaşımadan nasıl bir ömür sürdüklerini bir türlü anlayamam. İnsan olmaktan kaynaklanan bazı kusurlarımı eleştirenlerin hiçbirinde hiçbir kusur yok mudur acaba? Bir öğretmen, sınıfındaki arkadaşlarından birine aşağılayıcı bir isim takan öğrenciye nasıl öğüt verir? Ona insanlara lakap takmanın kötü bir şey olduğunu nasıl öğretebilir diye düşünür dururum. İşin içinden bir türlü çıkamam.

Her zaman birilerinden şikayet etmek olmamalı kaderimiz. Fildişi kulelerle halk arasındaki mesafeyi ancak kendimiz kapatabiliriz. Gençlerimiz bir an önce yetişmeli, piyanolarının, orkestralarının, kemanlarının başına geçmeliler. Öyle basit hakaretlerle, küfürlerle, şiddet eylemleriyle kimse, hiçbir sanatçı incitilmemeli. Her ne kadar bize hakaret etseler de, bir gün gerçeği görmeleri temennileriyle onları da saygı, sevgi kanatlarımızla himaye edebilmeliyiz. Bize, değerlerimize yabancı sanatçılarımızı sofralarımıza, sohbetlerimize misafir etmeliyiz. Korkulacak bir şey olmadığını onlara göstermeliyiz. Bizi iyice tanıyan hiçbir gerçek sanatçı artık bizden korkmayacak, bizden nefret etmeyecektir. Büyük sanatçıların yetişmesi otuz yıllar almaktadır. Onları yitirmek, kaybetmek yerine, bizi yanlış tanıyan ya da hiç tanımayan sanatçılarımıza sevgimizle, değerlerimizin güzellikleriyle yaklaşmanın yollarını aramalıyız. Yoksa ne farkımız kalır milletin özgürleşmesine, gelişmesine, ilerlemesine karşı olanlardan? Zor ama kalıcı olan yol, yani üretmek, inşa etmek yolu seçilmeli. Şiddet, hakaret, küfür içeren “bütün iğrenç kendimizi savunma metotları” bir kenara fırlatılmalı.

Bugünden tezi yok müzik kulağı yeterli olan çocuklarımızı bilhassa piyanistliğe özendirmeliyiz. Ülkelerini hiçbir şekilde terk etmeyecek, insanlarının değerlerine saygılı, onları sağcı solcu diye ayrıma tabi tutmayan, hoşgörülü müzisyenlere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Müzikle uğraşmanın çocuğun derslerine, sosyal hayatına, aile hayatına ve de meslek hayatına olumlu etkiler kattığını devamlı hatırlamalıyız. Bir Itri ya da Dede Efendi olmasaydı, ne tekbiri bayramlarımızda böyle huşu içersinde okuyabilirdik ne de Ezanı beş vakit farklı makamda dinleme zevkine varabilirdik. Göbeğini Kaşıyan Adam olarak adlandırılan fedakâr Anadolu insanlarının arasında, fark edilmeyi bekleyen pek çok müzik dehası olduğuna eminim.

Bu arada bir rahatsızlığımı da dile getirmek istiyorum. Kıymetli aydınlarımızca bize uygun görülen Göbeğini Kaşıyan Adam lakabından aslında rahatsızım. Evet, bu lakabı değiştirmek için nereye müracaat edebilirim bilsem keşke! Bunu da araştıracağım elbet. Şöyle bir öneride de bulunulabilir bazı dostlar arayışımız karşısında. “Sen de sana lakap takanlara değişik lakaplar tak. Mesela onlara “köpeğini kaşıyan adam” ya da “bilmem neresini kaşıyan adam” gibi lakaplar tak” diye öğütler verebilirler. Bu öğütleri verenler beni tanımamışlar demektir. Ben insanlara hakaret etmenin, onları çeşitli lakaplarla aşağılamanın ayıp görüldüğü bir kültürle, ahlakla yetiştim. Bu nedenle insanlara lakap takmak gibi eylemler benden uzak ola! Bana lakap takanlara ne hakaret ederim, ne onları aşağılarım ne de onlara düşmanlık beslerim. Ben işime bakarım sadece işime.

Toplumun bir kesimine Örümcek Kafalılar lakabını uygun görenlerle, milletin çoğunluğuna Göbeğini Kaşıyan Adam lakabını takanlar aynı kişiler midir? İnanın bunları tam olarak bilmiyorum. Varsın kime ne lakap takarsa taksınlar! Tarih insanlara aşağılayıcı lakaplar takanlara en güzel ebedi lakapları takacaktır. Bu nedenle o lakap üreticilere de düşman değilim, onlardan da nefret etmiyorum. Bu konularla da uğraşmak istemiyorum. Çünkü daha önemli işlerim var benim.

Milletlerinin değerlerini benimsemiş sanatçılar, “milletlerin hayat damarlarıdır” Millet tüm değerleriyle o damarlarda akar sonsuzluğa. Onlar milletsiz, millet de onlarsız asla var olmaz.

Onlar milletlerini sonsuzlaştırır, millet de onları ebedileştirir.

Sonsuzlaşmak isteyen sanatçılar kendilerini milletlerinin bağrına bırakmalılar. Türbanlı türbansız, inançlı inançsız, sağcı solcu, Alevi Sünni ayrımı yapmadan gerçekleştirmeliler bunu.

Onlar, bize, eşlerimizin kıyafetlerine, değerlerimize, saygılı olduktan sonra istedikleri görüşlere sahip olabilirler, istedikleri gibi de yaşayabilirler. Onlara da kimse karışmaz. Milletlerini dışlamasınlar yeter ki!

Yunus Emreler, Mevlanalar, Hacı Bektaş-ı Veliler milletleriyle sonsuzlaşmışlardır. Tuluyhan UĞURLU gibi sanatçılar da aynı kutlu yolun yolcusu gibi görünmektedir.

Sonsuzlaşmak isteyenler için Milletlerinin dışındaki bütün sokaklar çıkmaz sokaklardır.

Sanatçılarımız bu gerçeği asla unutmamalı.

Değerlerimize saygılı olduktan ve sadece sanatlarını icra ettikten sonra istedikleri gibi özgürce yaşarlar, istediklerine inanırlar ya da inanmazlar.

Kimse onlara karışmaz.

O zaman yüreklerimizin üstünde yerleri olur.

Sonsuza kadar…

Cuma günü görüşene değin esen kalın…




Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019