Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 22 müzisyen gazete okuyor
 
 
Filiz Ali
 
 
Yayımlanan Sayı : 729

Borusan Filarmoni’de Alman ve Avusturya ekolü - 23.02.2009





AKM kapandığından beri İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın cuma ve cumartesi konserlerinin müdavimleri öksüz kaldı. Vaktiyle örnek aldığımız dünya kentlerinde her akşam birkaç senfonik konsere gitme olanağı varken, biz İstanbullular haftada bir iki konsere razıydık. Şimdi ayda bir senfonik konsere şükrediyoruz. O konserleri de devletin orkestrası değil, Borusan Filarmoni Orkestrası veriyor. Lütfi Kırdar Kongre Salonu da hınca hınç doluyor; demek ki talep var.

Son iki Borusan konserinde orkestrayı, yeni sürekli şefi Viyanalı Sascha Goetzel yönetiyordu. Bir ay önceki konserin programı Richard Strauss ve Richard Wagner’in eserlerinden oluşmaktaydı. 18 ve 19 Şubat 2009 konserlerinin programında ise Beethoven’in “Coriolan Uvertürü” ve piyano, keman ve viyolonsel için yazdığı “Üçlü Konçertosu” yer alıyordu. Konserin ikinci yarısına Rimsky-Korsakov’un “Şehrazad Senfonik Süiti” konmuşsa da, program seçimleri, yeni sanat yönetmeninin Alman ve Avusturya repertuvarına ağırlık vereceğini gösteriyordu.

İletişim sorunları...

Ancak, genç ve yetenekli müzisyenlerden oluşan orkestranın Beethoven yorumu henüz şefin arzu ettiği aşamaya ulaşmamış gibiydi. Beethoven’in o çok özel nüans kontrastları, sforzando’lar, pianissimo ve fortissimo karşıtlıkları aşırı sert, sivri ve köşeliydi. Orkestranın yumuşak tınlaması gereken melodik pasajlarda bile yuvarlak, akıcı hatlara henüz yaklaşılamıyordu.

Gelelim “Üçlü Konçertosu”na. Aslında bu konçerto bir oda müziği formu olan piyanolu üçlünün, orkestrayla desteklenmesinden ibarettir. O nedenden, piyano, keman ve viyolonselin sahnenin önünde ve birbirlerine yakın konumda yerleştirilmesi gerekir. Ne var ki, 19 Şubat’ta kemancı Atilla Aldemir ile İngiliz viyolonselci Natalie Clein, piyanonun kuyruğunun ucunda, piyanistle bütün bağlarını koparmış durumda, birbirleriyle kurdukları özel iletişime piyanist Emre Elivar ile şefi katmadan eseri baştan sona yorumlamayı başardı.

Emre Elivar, sağlam tekniği, derinliği olan tuşesiyle müzisyen/piyanist kumaşına sahip olduğunu gösteren genç bir piyanistimiz. Aldemir de yurtdışında ve yurtiçinde kazandığı başarılarla adından söz ettiriyor. Clein, genç yaşında başarıya ulaşmış bir müzisyen.

Gel gör ki, üçü bir araya geldiklerinde Beethoven’in o samimi oda müziği atmosferini yaratmaktan uzak kaldılar. Moda deyimle ‘beden dilleri’ de dinleyici ile müziği yakınlaştırmaya yetmedi. Genç müzisyenlerimizin önlerinde, İdil Biret, Suna Kan, Ayla Erduran gibi dünya çapında müzisyen örnekleri var. Onların sahne kişiliklerinden, kültürlerinden ve dünya görüşlerinden yararlanmak ellerinde. Yol yakınken bu fırsatı değerlendirmeliler.
  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021