Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1750




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 49 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 654

Opera camiası şokta! - 31.10.2008





Başlık konumuza az sonra değinmek üzere kısaca bir iki söz söyleyelim:

En büyük bayramımız olan Cumhuriyet Bayramımızın 85. yıldönümünü coşkuyla kutladık sevgili müzik dostları. Özellikle İstanbul’daki havai fişek gösterileri gerçekten izlemeye değerdi ve insanı son derece heyecanlandıran gösterilerdi. Televizyondan naklen izlerken bile heyecanlandım ve yerimde duramadım.

Ama şu soruyu sormadan da geçemiyorum: Kutlamalar çok güzeldi de yani coşku, duygusal anlar herşey güzeldi de geride kalan 85 yıl içinde biz Cumhuriyeti ne kadar anlamıştık?

Yani hayatımıza getirmek istediği, bizi çağdaş dünyaya taşıyacak olan o devrim kurumlarını ne kadar kurabildik, gerçekleştirebildik?

Yoksa "efendim İran'daki de cumhuriyet Libya'daki de cumhuriyet, cumhuriyet tek başına bir şey ifade etmez mi dedik bazı lumpen yazarların dediği gibi?

Yani bunu soruyorum hep kendime.

Bu cumhuriyet bayramımızın konuşulması gereken bir başka gündemi de kuşkusuz, Can Dündar’ın yönetmenliğinde çekilen ve Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bu güne kadar gündemimize düşmemiş bir yönünü, insan yönünü anlatan “Mustafa” belgeseliydi. Sinema tadında hazırlanan bu belgesel Cumhuriyet Bayramımızı kutladığımız gün 195 sinemada gösterime girdi bütün yurt sathında. İlk gün yüz bin kişi seyretmiş “Mustafa”yı. Ben henüz seyretmedim. Ancak seyreden arkadaşlarımdan görüşlerini sordum öğrendim.  Ben görüşlerimi seyrettikten sonra sizinle paylaşacağım. Şimdilik bu konuda düşüncelerimi saklı tutuyorum.

Ve başlık konumuz:

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen, başkentte on kız çocuğuna tecavüz edilmesi olaylarının faili olduğu tespit edilen kişini tenor olması ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde çalışmasıyla ilgili, "Çok üzücü ve yaralayıcı bir şey. Devlet Opera ve Balesi sanatçısı olarak anılmasından bile son derece üzüntü ve utanç duyuyorum" demiş

Gökmen, gazetecilerin Cumhuriyetin kuruluşunun 85. yıl dönümü dolarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının düzenleyeceği etkinliklere ilişkin hafta başında düzenlediği basın toplantısında, başkentteki 10 tecavüz vakasına ilişkin yakalanan kişi ile ilgili soruları yanıtlarken şöyle konuşmuş:

"Çok üzücü ve yaralayıcı bir şey. Devlet Opera ve Balesi sanatçısı olarak anılmasından bile son derece üzüntü ve utanç duyuyorum. Bu camiamızı da yaralamıştır" diyen Genel Müdür Rengim Gökmen, konunun "son derece münferit bir durum" olduğunu vurgulamış ve konuşmasına şöyle devam etmiş: "Her meslek grubunda ortaya çıkabilecek rahatsız, hasta kişilerden  birisiyle karşı karşıya kaldığımızı anladık. Tabi ki bunun sonucu yargı tarafından verilecektir. Bugünkü habere istinaden bunu ifade ediyorum. Her toplumda rastlanabilecek sapık, hasta bir ruh kimliği bazen doktor, mühendis, hukukçu gibi çıkabileceği gibi bazen de böyle sanatçı adı altında çıkıyor. Ancak ben bu kimselere sanatçı sıfatını yakıştırmayı, kendimiz adına çok aşağılayıcı bir durum olarak görüyorum. Bu bakımdan konunun çok münferit,  bireysel bir rahatsızlık olarak düşünülmesini diliyorum. Devlet Opera ve Balesindeki sanatçı arkadaşlar da bu konuda çok büyük bir infial, üzüntü duymuş ve yaralanmışlardır."

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen, söz konusu kişinin askerlik görevini yaptığı için kurumun kadrolu sanatçısı olmadığını da sözlerine eklemiş.

Sözün kısası Opera Camiası şokta.

Ve bu şok kolay kolay atlatılacağa da benzemiyor.

Bu konuda söylenmesi gereken söz ise gayet açık ve kısa.

Bence bu olayın vuku bulmasında birinci derecede hatalı olan devlettir.

Çünkü devleti yönetenlerin hala Carl Ebert döneminin kuralları ve kurumlarıyla, düşünceleriyle bir kurum ya da kurumlar işletmeye çalışmaları bugün istemediğimiz bu uç sonuçları çok rahat doğurmuştur.

Öğrencilik yıllarında yeri gelip bir simit bile alamayacak durumda olan gençleri, yine Carl Ebert döneminden kalmış sistemle devletin sanat kurumlarına kazandırıp ona belki de normal hayat şartları içinde hiçbir zaman göremeyeceği, yine belki de yaşayamayacağı lüks ve konforlu bir yaşam tarzı sunarsanız bence bu duygu sapmalarının böyle uç noktada ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Söz konusu kişi ifadesinde “Ben ülkenin en iyi tenoruyum, ben sanatçıyım, benim cazibem var, ben dokunulmazım” dedikten sonra, dokunulmazlık duygusunu “o kızlar nasıl olsa kadın olacaklardı ne fark eder” sözleri ile tekrar ifade etmiştir.

Yani, devlet eskimiş ve bugüne uymayan yönetim politikaları sonucunda, görgü ve göreneği bunları taşımaya yeterli olamayan bir kişiyi sağladığı imkânlarla “ben dokunulmazım” duygusunu kazanmasına neden olan faktörlerin başında gelmektedir.

Ve şimdi devleti temsil edenler ya da yönetenler, ülkemizin gözbebeği olan bu sanat kurumlarını 21. yy şartlarına güncellemesi gerekenler, bu gereği yerine getirmedikleri gibi şimdi durumu kurtarmak için yaptıkları açıklamalarla, kıyısından bucağından “kendilerini” kurtarma çabası içine girmişlerdir.

Cumhuriyetimizin 85. yaşını kutladığımız şu günlerde görünen manzara aynen böyledir.

Pazartesi günü görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019