Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1765




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Figen Yanık
 
 
Yayımlanan Sayı : 475

Jordi Savall / Müzik bize insan olduğumuzu hatırlatır! - 14.01.2008





16. ve 17. yüzyılın arşivlerde unutulan bestelerini keşfedip, günümüzde de sevdirmeyi başaran İspanyol besteci, viyola de gambacı Jordi Savall, Dünyanın Tüm Sabahları filmiyle uluslararası şöhrete kavuşmuştu. 1990’lardan sonra Türkiye’de de birçok kez konser verdi. 2007 Haziranı’nda eşi soprano Montserrat Fifueras ve topluluğu Hesperion XXI ile Dünyanın Tüm Sabahları başlıklı konser için İstanbul’a geleceğini öğrenince gazeteci Figen Yanık telefonun başına geçti. Ortaçağ müzikleriyle internet çağının gençlerini büyülemenin sırlarını sordu.

Dünyanın Tüm Sabahları'nı izlediğimden bu yana film müziklerinin yer aldığı albüm her zaman CD dolabımın üst sıralarında yer aldı. 400 yıl öncesinin müzikleri, bugün hâlâ nasıl bu kadar etkileyici olabiliyor?

-Tüm müziklerin ortak özelliği bu; en derin duygulara hitap ediyor ve dinleyicisiyle güçlü bir iletişim kuruyor. Ne yazık ki müziklerin gücünü kaybettiği bir çağda yaşıyoruz. Dinleyici hiç beklemediği, farklı, sahici duyguları ifade eden ezgilerle karşılaştığında çok etkileniyor. Özgürlük duygusunun ortadan kalktığı, savaş koşullarıyla kuşatıldığımız günümüzde, geçmişten gelen güçlü ezgiler ruhumuzu kolayca etkisi altına alabiliyor. Dünün sesleri, kolayca bugünün müziğine dönüşebiliyor.

Sizin hâlâ çalmaktan büyük keyif aldığınız viyola da gamba gibi çok etkileyici bir sese sahip çalgı, nasıl oldu da zaman içinde ortadan kalktı ve çelloya dönüştü? Sadece çalım zorlukları mıydı bunun nedeni?

-Evrim sürecinin son halkası çello değil, keman oldu. Bahsettiğiniz sorun, müziğin küçük odalardan çıkıp, büyük salonlara geçmesiyle su yüzüne çıktı. İnsan sesi gibi viyola da gamba da 20-30 kişinin bulunduğu küçük odalarda dinleyicisiyle kolayca, yakın iletişim kurabiliyor, geniş alanlara çıktığında etkisini kaybediyordu. Keman ise küçük odada odalarda dinleyicinin kulağına fazlasıyla şiddetli gelecek kadar tiz sesleri güçlü bir çalgı. Geniş alanlara çıktığında sesi daha anlam kazanıyor. Konser mekanları büyüdükçe, çalgılar değişti, yaylılar tahta ve bakır üflemelilerle, vurmalılarla zenginleşti, orkestraların üyeleri arttı. Müzikteki biçimler de bundan etkilendi. Önce viyola da gambanın bir kenara bırakılmasını sağlayan bu süreç günümüz imkanlarında çalgıya yeni bir fırsat getirdi.

İçimdeki çocuğun sesi

Müzik eleştirmenleri, sizin elinizde viyola da gambanın pes seslerde yaşlı bilge bir kişiliğe, tiz seslerde saf bir çocuğa dönüştüğünü söylüyor. Çalarken siz de bu tür duygular yaşıyor musunuz?

- Ben de benzer duyguları yaşıyorum. Çocukluk anıları, hepimizin hayatında önemli bir yer tutar. Çocuk başlangıçta söylenenleri anlamaz, çünkü dil bilmez. Ninnilerdir ilk kulağına ulaşan. Sözcükleri bilmez, sesteki duyguyu değerlendirir. Yetişkin, müziği kullanarak onunla iletişim kurar, sevgisini aktarır. Ezgi olmasa, bu iletişim kurulamaz. İşte bu nedenle müzik bize öncelikle insan olduğumuzu, hayata insan olarak başladığımızı hatırlatır.

Bir röportajda, konserlerinize çok sayıda pop, rock dinleyicisi gencin geldiğini, kuliste sizinle sohbet ettiklerini söylüyorsunuz. Sizi şaşırtan tepkiler alıyor musunuz?

- Her şey bilet fiyatlarına bağlı. Çok pahalı konserlere gençler pek gelemiyor. Normal ya da  ucuz olduğunda birçok genç geliyor. Uzun zaman önce müziğimizi farklı etkilere açtık. Klasik müziği, farklı kültürlerden ezgilerle birleştirdik. Rönesans öncesi müzik, daha sonra ortaya çıkan barok, klasik, romantik dönem müziklerine göre çok daha özgürdür.

Geleneksel kurallardan uzaktır. Bol miktarda doğaçlama içerir. Vurmalı çalgılar kullanılır. Bunlar müziği dinleyiciyle yakınlaştırır, katılımcı hale getirir.

Arşiv çalışmasıyla bugüne kadar birçok ilginç eseri günışığına çıkardınız. Son zamanlarda sizi en çok heyecanlandıran keşfiniz ne oldu?

- Polonya’dan Rusya’ya kadar birçok ülkenin arşivlerinden mikro filmler halinde eski notalar gönderiyorlar. İçinden çok ilginç eserler çıkıyor. İstanbul ziyaretlerimden birinde keşfettiğim notalar da beni çok şaşırtmıştı. Bu eseri Orient ve Occident projesinde seslendirdik. 17. yy Osmanlı müziğinin örneklerini bulmak gerçekten heyecan vericiydi. Artık arşivlerden keşfedilmemiş ilginç bir eser çıkarmak çok zor. Şu günlerde Vivaldi’nin bilinmeyen bir operası üzerine çalışıyorum. Bu projenin tamamlanması 2010-11’i bulacak.

Grubunuz ‘Hesperion XXI’ bundan sonra da bir aile grubu olarak mı sürecek, gençlere açmayı düşünüyor musunuz?

- Aslında konserlerimizde gençlere açıyoruz grubumuzu. 20 yıl önce de kimi zaman genç müzikçilerle konserler veriyorduk. Geçenlerde Edinburg Festivali’nde bu şekilde konserler verdik örneğin. Festivallerde, Amerika’da verdiğim derslerde çok yetenekli gençlerle karşılaşıyorum. Onlara da grupta çalma fırsatı sunuyorum.

Böylesine narin sesli çalgılarla, elektronik destek almadan büyük salonlarda dinleyiciye müziğini nasıl ulaştırıyorsunuz?

- Salon ne kadar büyük olursa olsun, akustiği iyiyse sorun yok. Eğer akustik iyi değilse, salon çok büyükse, kimi zaman salonun arka bölümlerine sesi ulaştırmak için hoperlor kullanıyoruz. Günümüzde elektronik donanımlar öylesine gelişti ki, hiç fark ettirmeden, rahatsız etmeden kullanmak mümkün.

Evliliğimizin 40.yılını sahnede kutladık

Kutlarım, eşiniz ve grup arkadaşınız soprano Monserrat Figueras’la bu yıl evliliğinizin 40. yıldönümünü kutluyorsunuz. Bu ilişkiyi ayakta tutan müzik mi, arkadaş olmayı becermeniz mi? Sanatsal verimliliğinizi farklılıklara mı benzerliklere mi borçlusunuz?

- Geçen cumartesi konserden sonra sahnede kutladık 40.yılımızı. Bu ilişkiyi ayakta tutanın ne olduğunu söylemek, tanımlamak çok zor. Fakat çok farklı kişiliklere sahip olduğumuzu söyleyebilirim. Benim daha sert bir kişiliğim var, Monserret çok esnektir. Ben çok programlıyım, o içinden geldiği gibi davranmayı seçer. Birbirimizi mükemmel şekilde tamamlıyoruz. Ayrıca sesi benim en önemli ilham kaynağı. İyi birer arkadaşız. Kimi zaman sesi viyola de gamba ile özdeşleşiyor hafızamda. İkisi de hayatım boyunca hep benimle birlikte olacak. Müziği ve hayatı paylaşmak çok güzel. Zaten sevmediğiniz kişilerle müzik yapamazsınız. Çünkü çok derin bir duygu paylaşımıdır müzik. Birlikte çalarken birbirinizi çok derinden hissetmelisiniz. Diğer grup arkadaşlarımızla da hep iyi dostuz.

Kızınız Arianna ve oğlunuz Ferran erken dönem müziğini ve enstrümanları arp ile therbo’yu sizin yönlendirmenizle mi seçti?

- Sadece erken çağ müziğiyle ilgili değiller, çağdaş müzikle de ilgililer. Biz akademik olarak bir şeyleri keşfedip yorumluyoruz grupta. Onlar çağdaş müzikte beste yapıyorlar. Bu grup müziğimize de çok şey katıyor. Her ikisi de yeni bir albüm yayımlamaya hazırlanıyor şu günlerde.

Son dönemde hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

- Cavallieri’nin resimlerinden esinlenerek, dönem müziği özelliklerini taşıyan besteler yaptım. Bunlar, film müziği olacak.

İstanbul’a daha önce iki kez geldiniz. Şehrin özellikleri, müziğinize, çalışmalarınıza herhangi bir şekilde yansıdı mı?

- Kuşkusuz şehrin güzelliğinden çok etkilendim. Büyüleyici güzelliği, İstanbullular’ın dostluğu beni etkiledi. Ayrıca Pier Loti çağının müziğini öğrenmekten mutlu oldum. Bu izlenimler Orient and Occident albümüne yansıdı.

İstanbul konserinin repertuvarını nasıl hazırladınız?

- Her programda bir tema etrafında, tarihin belli bir dönemine yoğunlaşan eserleri sunuyoruz. Don Kişot, Kolomb çağında müzik gibi... İstanbul konseri de bu yaklaşımla Dünyanın Tüm Sabahları projesinin repertuarıyla biçimlendi. Bu programın özelliği günümüzün baş döndürücü hızından uzak olması. Geçmişin daha yavaş, daha derinlemesine hayat yaklaşımını yansıtıyor. MP3 çalarınızdaki gibi gümbür gümbür bir müzik duyamayacaksınız. Buna karşın gözünüzü kapayıp dinlediğinizde ezgiler ve duygularla çevrili bir denizin sizi sarmaladığını hissedeceksiniz.   

Kaynak:
Figen Yanık – Serhan Yedig / 17 Haziran 2007 / Sabah Gazete

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020