Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1765




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 24 müzisyen gazete okuyor
 
 
Haberler
 
 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın hazırladığı varsayılan yasa tasarısı (TÜSAK) öz olarak sanat alanının özerkleşmesini engelleyen bir tasarıdır. - 16.07.2013



Öncelikle böyle bir yasa tasarısı var mı yok mu,elimizde dolaşan taslak bir hayal mi bilmiyorum.Çünkü sivil toplum kuruluşlarının bilgi edinme yasasına dayanarak, "Böyle bir yasa çalışması yapılıp yapılmadığı" konusundaki başvurularına, Kültür Bakanlığınca verilen resmi yanıt "Bakanlıkta bir yasa çalışması yoktur" şeklinde olmuştur.O zaman bu elimizdeki çalışma, Bakanlık yetkililerinin haberi olmadan,ancak Sayın Bakanın denetiminde özel bir çalışma gurubu tarafından yapılmıştır.Nabız ölçmek için de dışarıya sızdırılmıştır izlenimi yaratıyor.Oysa böyle bir taktik uygulanacağına, pek ala bir YASA ÇALIŞTAYI yapılabilir, bu çalıştaya uzman sivil toplum kuruluşları temsilcileri, üniversitelerin ilgili birimleri ve yabancı uzmanlar çağırılabilirdi.Bu yasa henüz bakanlığın resmi bir çalışması olarak tanıtılmadığı için böyle bir çalıştay fırsatı hala kaçmış değil.Hatta, çalıştay elde bulunan bu çalışma üzerine de yapılabilir Örneğin, ben bu yazımda, şu an elimizde bulunan yasa tasarısı üzerine görüşlerimi belirtmeye başlayacağım.

 

Öncelikle yıllardır savunduğumuz SANAT KURUMU düşüncemizin bu yasa da yer alacağını düşünmek bizleri sevindirmişti !Çünkü,İstanbul da 1994 yılında ÖZERK SANAT KONSEYİ ni kurduğumuzda, KONSEYİN amacı ULUSAL SANAT KURUMU’nu kurmak olacaktı.İki kez böyle bir kurumu neden savunduğumuzu dile getiren çalıştaylar yaptık ve sonuçlarını kitaplaştırdık.Ayrıca yine bu dönemde, ULUSAL SANAT KURUMU için de kısa bir yasa taslağı hazırlamıştık.Özerk Sanat Konseyi hala İstanbul da çalışmalarını sürdürmekte.Böyle bir çalışma da oradan da görüş alınabilirdi.

 

TÜSAK konusunun ortaya çıktığı günlerde, CNN Türk e davet edildiğimde, yasanın İngiliz modelinden esinlendiği söylenmişti.Ben de o zaman, İngiliz Sanat Konseyi nin başkanının Kraliçe tarafından atanmasının onun bağımsızlığının simgesi olduğunu söylemiştim ! Biz de ise Bakan tarafından atanıyor olması, özerklik anlayışlarında ki farkın açıkça ortaya çıkışını simgeliyor!Bu durum,TÜSAK tasarısının 3. maddesinde de açıkça belirtiliyor."......idari ve mali özerkliğe sahip,özel bütçeli,kamu tüzel kişiliğine haiz ve Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Türkiye Sanat Kurumu kurulmuştur". denilmektedir.Her ne kadar, 3 cü maddenin 2 ci fıkrasında, "kurum görevini yerine getirmekte bağımsızdır ve hiçbir organ,makam,merci ve kişi kurumun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez" denilse de,3 cü maddenin 1 fıkrasında , bakanlığa bağlı olduğunun belirtilmesi böyle bir kurulun kurulmasını gereksiz duruma düşürmektedir !

 

Madde 4/1 de kurulun 11 üyeden oluştuğu, kurulun 6 üyesinin Bakan tarafından seçilerek atanan kişilerden oluşacağı ifade ediliyor.Kalan 5 kişi ise doğal olarak bakanlık mensuplarından oluşuyor ! Yani bu 6 üye Bakan tarafından seçilerek teklif edilecek ! Diğer 5 üye de bakanlıktan katılacak !1993 yılında seçim/eğilim yoklaması kazanarak DT Genel Müdürlüğü yapmış bir kişi olarak, bu maddelerden sonra "kurum" un bağımsız olacağını düşünmenin oldukça zor olduğunu uygulamalardan biliyorum.Bu örgütlenme modelinde örnek alındığı söylenen İngiliz Sanat Konseyi ile anlam ve işlev bakımından da taban tabana zıt olduğunu dile getirmek istiyorum.Çünkü, İngiliz Sanat Konseyi, sanat üretimini ve kültürünün gelişmesini özendirecek bir anlayışla, siyasetin sanata müdahalesini engellemeyi öngören, özerkliğin teminatı olma amacıyla kurulmuştu ! Biz de ki taslak ise, bu konseyle ilgisi olmayan bir KURUL yaratarak; demokratiklik görünümü vererek; sanatı doğrudan siyasetin kucağına oturtmaktadır! Bu görünüm için de,sanatsal harcamalar yerine,maliyetli hayli yüksek; sanatsal yol göstericiliği olmayan;birikmiş problemlere çözüm getirmeyen, atıl, bürokratik bir düzenek oluşturmaya çalışıyor !

 

1994 yılında ,Özerk sanat konseyini kuran, benimde içinde bulunduğum, ilk heyet ile zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i ziyaret ettiğimizde;Cumhurbaşkanı idari ve mali özerkliğe sahip böyle bir kurumun oluşması için çalışmaları hemen başlatabileceğini söylemesine rağmen, bu kurumun Cumhurbaşkanlığı koruması altında olmasının bile, oluşması istenen KURUMUN özerkliğine gölge düşürüp düşürmeyeceği tartışılmıştı !

 

Örneğin,TÜSAK ın 9 cu maddesi (h) bendinde "Bakanın onayı" ibaresi, diğer konularda da "bakanın onayının alınarak çalışılacağı" prensibini açıkça netleştirmektedir.

 

Ülkemizde "bakanlık" makamları siyasi kimlik demektir.Oysa Güney Kore de Kültür Bakanları, seçimle gelmiş hükümet dışından, sanat alanının önerileri ile atanırlar.Biz de de Kültür Bakanlığı böyle bir merci olsaydı, konuya başka bir açıdan bakmak söz konusu olabilirdi.Aynı uygulamanın benzeri Japonya da görülmektedir.Halen yürürlükte olan bu tutum, geleneksel kültürlerine önem veren bu iki gelişmiş ülkenin "sanat kültürünün özerk gelişmesi konusuna " ne kadar önem verdiğinin açık örneğidir.

 

3 cü bölümde 5 ci maddenin, 3 cü bendinde (ğ) şıkkında başkanlık teşkilatının görevlerinden söz edilirken "Bakan veya kurulca verilen görevleri yapmak." ifadesi yer almaktadır.8 ci bölümde, Yönetim ve Destek hizmetleri Grup Başkanlığı görevleri sayılırken,hukuk müşavirliğinden söz edildiği düşünülecek, (b) bendinde ise "Bakanlık hizmetleriyle ilgili olarak diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından hazırlanan mevzuat taslaklarını Bakanlık birimleri tarafından düzenlenecek her türlü sözleşme ve şartname taslaklarını, Bakanlık ile kişiler arasında çıkan her türlü uyuşmazlıklara ilişkin işleri ve Bakanlık birimlerince sorulacak diğer işleri inceleyip hukuki mütalaalarını bildirmek." denilmektedir.Buradan da, KURUM ile BAKANLIĞIN iç içe çalışacağı anlaşılmaktadır.Bu, sanat kurumlarının daha önce hiç olmamış bir şekilde, siyasete ve bakanlığa doğrudan bağımlı hale getirmektedir. 11 ci madde de Hukuk Müşavirliğinin görevleri dile getirilirken, aynı bağımlılk (a,b,c ve ç) maddelerinde de açıkça görülmektedir.

 
Bu maddelerde Bakanlı
ğın esas figür olarak belirleniyor olması zaten böyle bir kurumun gereksizliğini göstermektedir.Ya da bakanlığa bağlı bir hizmet birimi olarak nasıl çalışacağını tanımlamaktadır. O zaman böyle göstermelik bir kurul kurarak, ek bütçeler oluşturmak yerine, sanat kurumlarını doğrudan 657 ye ve Bakanlığa bağlamak, bu taslağı hazırlayanların isteklerine en kısa yoldan ulaşmalarını sağlardı!! Aynı durum "Basın ve halkla ilişkiler Müşavirliği'nin görevleri dile getirilerken 12-13 ve 14 cü maddelerde Bakanlık ile kurulmuş olan organik bağ açıkça dile getirilmiştir.

 
"Atanma,personelin statüsü ve özlük hakları" ba
şğı altında 8.Maddenin 1 ci fıkrasında "Kurum personeli,bu kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıyla 657 sayılı Devlet memurları kanununa tabidir." denilmektedir.Bu madde 1949 yılında 5441 sayılı kanun ile kurulan Devlet Tiyatrolarının , oyuncu ve diğer personelinin kimlik tanımları yapılmadan 1970 yılına kadar sözleşmeli çalıştırıldığını, 1968 de grev yaptıkları zaman, mesleki tanımlarının bulunmadığının fark edilmesi üzerine,yine meslek tanımları yapılmadan, 1970 yılında geçici olarak 657 sayılı yasaya bağlanmalarını hatırlatmaktadır. Devlet,konuya kalıcı çözümler getirmek yerine, kolaya kaçmıştır yani !! Bu konu 657 sayılı Devlet Personel Kanunu 1ci maddesinin dip notunda "kendi özel kanunlarını yapıncaya kadar" ibaresi ile dile getirilmiştir.Burada kast edilen özel kanun ÖZLÜK HAKLARI nı esas alan bir kanundur.Yani kuruluşu ve mesleki doğası 657 ile çelişen, esas olarak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanunun "komşu haklar" ı ile fikri mülkiyet hakkına sahip olması gereken oyuncular, fikir ve düşünce belirtmeyi engelleyen 657 ye bağlanarak, 5846 sayılı kanun ile çelişik bir durumda bırakılmaktadır.Bu durum da meslek tanımlarının yapılmamasından kaynaklanmaktadır.Söz konusu TÜSAK tasarısında bu temel çelişkiye hiçbir çözüm aranmamış, meslek tanımları ve ünvanlar hakkında önermede bulunulmamış, yol gösterilmemiştir.Aksine 1970 den daha geriye düşerek,”bağlı” kuruluş olarak çalışan, bu ibare sayesinde özerklik hakkı olduğu savunulan Devlet Tiyatrosu, kuruluş kanunu kaldırılarak, özerkleşmenin önü bütünüyle kapatılmış,sözleşmelilik bütünüyle kaldırılmış,sanat icracıları doğrudan 657 mahkumu haline getirilmiştir!! Burada sadece kolaya kaçılmamış, AB muktesebatına ve sanatın bağımsızlığına da tamamen ters bir oluşum bir “ucube” oluşturulmuştur. Oysa olması gereken, bu yapıyla uyumlu bir sistemler bütünü kurmak, meslek birlikleri, meslek sendikaları, meslek tanımları yapılarak, sanat alanının birikmiş sorunlarının temizlenmesi, komşu hakların işletilmesi, kadrolu çalışanların bu tanımlar üzerinden konumlarının belirlenmesi idi ! Madde 8 "kurum" personelinin 657 ile ilişkilerin anlatan bir bölümdür.Bu durum AB uyum yasaları ile de çelişmektedir.Kaldıki, Başbakan 2012 Mayıs ayında, Malatya da yaptığı bir konuşmada, "memur sanatçı olur mu ?" diye sormuştu! Önce, DT ve DOP u özelleştireceğini söylemiş ertesi gün, buradaki özelleşme kelimesinin yanlış kullanıldığını fark ederek, "özerkleşme" ile değiştirmişti. Yani “özerkleşme” düşüncesi ekseninde bir yapılanma olacağı, bu yapılanmanın gereği tanımlar ve düzenlemeler yapılacağı zannettirilmişti !Bu cümle AB uyum yasaları ile uyumlu bir cümle idi!! Ancak ortaya çıkan yasa taslağı bu uyumu da göstermiyor !

 
Kurumun Hizmet birimleri ba
şğı altında sunulan destekleme birimleri, ÖZERK KURUM MODELİNİN GELİŞTİREREK kurumsallaştırmış ülke modellerine göre eksik kalmıştır.Bu eksiklik,konuya, alanın kültürünü geliştirme sorumluluğu ile yaklaşılmadığının göstergesidir.


Yine
İngiliz Sanat Konseyi ve diğer örnek alınan ülkelerin kurumsal yapılarına bakıldığında; hizmet birimleri arasında; Festivaller,atölye çalışmaları,çocuk ve gençlerin sanat eğitimi,çocuk ve gençler için sanatsal çalışmalar gibi, sanat kültürünü geliştirecek hizmet birimleri de bulunmaktadır.Ayrıca Tiyatro hizmet birimi ise, kendi içinde, özel tiyatrolar, ödenekli tiyatrolar, çocuk ve gençlik tiyatroları,tiyatro festivalleri, tiyatro eğitimi seminerleri gibi alt başlıklar içermektedir. Yani,tiyatro hizmet biriminin içinde "ödenekli tiyatrolar" korunmaktadır.Bu örnek ölçü alınacak olursa, Türkiye'de de , Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi adı ile faaliyet gösteren ödenekli kurumların da, kaldırılması değil, korunması gerekir!! Yasa tasarısının nın 5 ci bölümü,ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER başğını taşımaktadır.Bu bölümde Madde 14 te de Başbakan tarafından yapılacak para transferlerinden söz edilerek, idari ve mali özerklik, Başbakanın onayına tabii hale getirilmiş bölümler yer almaktadır.

Hükümler ba
şğı altındaki, Madde 15 te ise emeklilik durumları hakkında sadece günümüz koşulları dikkate alınarak, adeta bir yönetmelik gibi yazılmış açıklamalara yer verilirken, ek geçiçici madde 16 A/ bünyesinde, madde numarası veya harfi olmayan bir bölümde şu açıklama yapılmaktadır;"Bu maddenin yayımı tarihinde DT ve DOP Genel müdürlüklerinde isdihdam edilmekte olan sanatkar memur unvanlı sözleşmeli personel,pozisyonları ile birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiş sayılır.Bu personel ile Kültür ve Turizm Bakanlığında aynı unvanla çalıştırılmakta olan personel,halen görev yapmakta oldukları ilin il kültür ve turizm müdürlüğünde görevlendirilmiş sayılır." İl kültür ve Turizm müdürlükleri doğrudan Kültür ve Turizm bakanlığına bağlı,Valilik bünyesinde faaliyet gösteren bürokratik müdürlüklerdir.Bu durum hem Bakanlık hem de Valilik olarak değerlendirilecek olursa, SANAT KURUMU dışında yapılanmalardır.Yani, İl Kültür Müdürlüklerinin SANAT KURUMU ile hiçbir organik bağı yoktur!! Bu şu anlama gelmektedir,Ülke de bir sanat kurumu kurulacak, ancak, sanat yapacak yetkin kişiler, sanat kurumu dışında bürokratik bir makamın memurları haline getirilecekler ve orada havuzda iş bekleyeceklerdir.Bu durumda bir yanlış anlamanın olmadığı, aynı paragrafın sonunda yer alan şu cümlelerle iyice pekişmekte, netlik kazanmaktadır ;"Bu personele bu maddenin yayımı tarihi itibarıyle aldıkları son aylık sözleşme ücretlerinin 4 ikramiye ve 2 teşvik ikramiyesi hariç kısmı aylık olarak ödenmeye devam olunur.Bu personel devlet memurlarına yapılan ücret artışı ve zamlardan aynı oranda yararlandırılır."

Buradan anla
şılan durum "Atanma,personelin statüsü ve özlük hakları" başlıklı bölümde 8 ci maddenin 1 ci şıkkında belirtilen 657 sayılı Devlet Memurları kanununa doğrudan bağlılık" ile örtüşmektedir.

Yukarıda koyu harflerle dikkat çekmeye çalı
şğımız sözleşmelilik durumu artık sona ermiştir. Sanatkarlar, maaşsız ikramiyesiz net devlet memuru haline getirilmişlerdir.Burada eskiden sahip olunan mali hakların elden alınışı bir cezalandırmadır ! Bir statü tanımlaması yapılmadan, sözleşmelilik kısmının iptal edilip doğrudan 657 ye bağlanması da bir statü ve meslek tanımlaması değildir !!Örneğin "tiyatro oyunculuğu" bir meslektir.Özel bir eğitimi ve yeteneği gerektirir.Fikir ve sanat eseri üretme hakkına sahiptir. UNESCO ya bağlı Dünya fikir ve sanat eseri üretme ve koruma örgütü WİPO da bu mesleği özellikleri ile tanımlar ve sahip olduğu hakları sıralar.Bu haklara sahip olan kişiler, nasıl olur da sadece fikir ve sanat eseri üretmeyi değil, düşünce bile üretmeyi,yaymayı engelleyen 657 sayılı kanunun hiç bir mesleki tanımlama yapılmadan üyesi sayılırlar??Nasıl olur da yıllardan beri sahip oldukları müktesep hakları ellerinden alınarak kendileri ve aileleri maddi açıdan cezalandırılırlar !!?? O zaman yasa tasarısının en başında yer alan "SANAT KURUMU" yapılanmasına neden gerek duyulmaktadır ??.Esas görevi sanat eseri üretmek, ve bu eseri de onu gerçekleştirecek yetkin insanlarla üretmek, durumunda bulunan bu KURUM, var oluş nedenlerinin en başında gelen esas aktörlerini, kendisinin dışında bürokratik bir makam altında memur haline getirerek, varoluş nedeni ile çelişik bir duruma düşmektedir!!

Ve nihayet altın vuru
ş; bu bölümde yer alan 3 cü madde : "10.06.1949 tarihli ve 5441 sayılı Devlet Tiyatrosu kanunu ile 14.07.1970 tarih ve 1309 sayılı Devlet Opera ve Balesi genel müdürlüğü kuruluşu hakkındaki kanun yürürlükten kaldırılmıştır." NEDEN ?? Yasa taslağının sonunda,Genel Gerekçeler bölümünde 1940 yılında, yani 2.Dünya Savaşı atmosferinde, kurulduğu belirtilen İngiliz Sanat Konseyi,dünyaca ünlü Royal Shakespeare Company ve Covent Garden Royal Opera yı halen ,SANAT KONSEYİNİN, idari ve mali özerkliğe sahip, ödenekli kurumlar bölümünde değerlendirirken, NEDEN Türkiye, dünyada ün yapmış bu çok önemli iki sanat kurumunu fes etmekte ve kanunlarını yürürlükten kaldırmaktadır ? Bu iki kurum, yine kendi kuruluş kanunlarını koruyarak,idari ve mali özerklik de sağlanarak,devletin koruması altında, SANAT KURUMU bünyesinde varlıklarını koruyabilirler!Kadroları, il kültür müdürlüklerine devretmek yerine kendi bünyelerinde yine proje sistemine göre değerlendirilebilirler!Çünkü oluşturulan SANAT KURUMU, bu güçlü ve deneyimli yapılar sayesinde,sürekliliği olan, etkili çalışma örnekleri verebilir !Bu güne kadar hiç örneği görülmemiş şekilde,meslek tanımları da olmadan, siyasi erkin temsilcisi olan Kültür ve Turizm Bakanlığının bağımlı kuruluşu olarak ve 657 mensubu olarak değil !

Sanat insanlarının daha özgür bir ortamda, ülkenin ya
şam kalitesini arttırmayı amaçlayan; yurttaşlara demokrasi kültürünün bireylerin kendi kendini idare etme sanatı olduğunu yaygınlaştıracak; sanat kurumlarının daha özerk çalışması için böyle bir kurul kurulması gerekirken; söz konusu kurul sanat üretimini ve kültürünün yaygınlaşması amacını bütünüyle siyasi erkin eline teslim etmektedir.657 sayılı yasa, "memur" olarak tanımlanan bir işkolunun yasası dır.Oysa, sanat kurumlarında çalışanlar "sanat işkolu" yasalarına tabii olmalı, bu anlayışla özlük hakları, görev tanımları,mesleki fark ve özellikleri,yıpranmaları ve en önemlisi fikri mülkiyet hakkına sahip oldukları kabul edilerek, çalışma yasalarında kendi mesleklerinin özellikleri doğrultusunda görev ünvan tanımları yapılmalıdır.BU DOĞRULTUDA; İngiltere de ve AB ülkelerinde olduğu gibi,meslek birlikleri, oyuncu sendikaları ve meslek kültürünü yaygınlaştırıcı sivil toplum kuruluşlarına da üye olarak, özlük haklarını elde edebilmelidirler.

Gerçek anlamda kurulacak bir TÜRK
İYE SANAT KURUMU, evrensel demokrasi kültürünü sanat haline getirme prensipleri içerisinde, böyle bir sistemler bütününün etkili bir aktörü olacak şekilde kurulmalıdır.

Bakanlı
ğın memurlarını çalıştırmak için ise, zaten böyle bir kurul gereksizdir. Demokrasi rejimi, bu rejimin kültürünü bilen insanlar tarafından uygulandığında, sanat halini alacaktır.Bu sanatın gelişmesi için sanat kültürünü oluşturacak, toplumla sanat kültürü arasında yaşama biçimi oluşturacak kopmaz bağlar kurulmalıdır.Bu anlamda, tüm eğitim-öğretim sistemiyle paralel olarak, SANAT KURUMU, ülkesinin insanın sanatsal kültürü benimseyecek bir eğitimi de gerçekleştirmekle yükümlü olmalıdır.Kendisine, işleyişine güven duyulmalı ve korunmalıdır.Maddi manevi özerkliğinin sağlanması doğrultusunda en ideal formüller aranmalıdır.

Hazırlanan taslak, bir KURUL önerisiyle önemli bir giri
şime yol açarken, bu KURUL un öngörülen çalışması, işleyişi ve sanat insanlarıyla organik bağının oluşmaması doğrultusunda, doğru örmekten yola çıkmış, yanlış bir örnektir !

Bu çok önemli YASA çalı
şmalarının, yerli ve yabancı uzmanların, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin,üniversitelerin ilgili birimlerinin temsilcilerinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanlarının bir araya geleceği çalıştaylarda ele alınması, evrensel demokrasi anlayışının gereğidir.

Halen Genel Ba
şkanı olduğum TOBAV bu anlamda iki kez ulusal ve uluslalarası nitelikte kurultay düzenlemiş,sonuçlarını kitaplaştırmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde de, kurultay ve uluslalarası nitelikte bir sempozyum düzenlenmiş ve sonuçları kitaplaştırılmıştır. Ayrıca ülkemizde bu gereklilikten yola çıkılarak, Türkiye Sanat Kurumu nu kurmak amacıyla, ÖZERK SANAT KONSEYİ kurulmuş ve bu konsey çalıştaylar yaparak sonuçlarını kitaplaştırmıştır. Yine aynı konsey, bir SANAT KURUMU YASA TASARISI da hazırlamıştır. Söz konusu alanda dünyalı manada değişikliklerin yapılması 40 yılı aşkın süredir gündemdedir.TOBAV bütün bu sürecin içinde sürekli olarak, aktif yer almıştır.

Do
ğal olarak,bu alanda, yapılacak çalışmanın, ülkemiz SANAT yaşamına ve kültürüne, ülkemizin bu kültürün işletmesinde deneyim eksikliğinden kaynaklanan, önceki sistemsizlikleri düzelten ve dünya ya da örnek olabilecek en yeni model olması;örnek olabilecek şekilde hazırlanması en doğal dileğimizdir !!

 

 Tamer Levent

 TOBAV Genel Başkanı

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020