Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 9 müzisyen gazete okuyor
 
 
Rahşan Erdoğan
 
 
Yayımlanan Sayı :

Çerkes Müziği Çalgıları - 06.06.2006





Eski dünyanın tarih bilincinde, Kafkaslar’da yaşayan halklar ve bunların yaşamları kalıcı izler bırakmıştır. Bu coğrafyanın otokton halkları olan ve genelde Çerkes olarak adlandırılan halkların yaşamı, sözlü söylenceler yolu ile günümüze gelebilmiştir.

Bu anlamda Çerkes müziğinin günümüze aktarımında en önemli kültürel kalıntı Nart destanlarıdır. Nart destanları aynı zamanda Çerkesler’in binlerce yıldan bu yana ürettiği ulusal destanlar bütününün adıdır. Çerkes Mitolojisi'nin bütününü kapsayan Nart Destanları, İsa’dan önceki çağlardan bu güne, Kuzey Kafkasya halklarının dilinde, müziğinde, sanatında yer etmiştir. Nart destanlarının genel yapısı kahramanların günlük yaşamları ve yaptıkları işler hakkında bizlere önemli bilgiler vermektedir.

Çerkesler’de halk yaşamının sözlü söylenceler yolu ile sonraki kuşaklara aktarılmasında köy köy, meclis meclis dolaşan “Ceguak’o” adındaki profesyonel müzik topluluklarının katkısı çok büyük olmuştur.

“Ceguak’o”ler, çok sesli koro ile birlikte yaylı ve telli çalgılar kullanan müzisyenlerdi. Bu müzisyenler bölge bölge gezerek halkın bir anlamda haber kaynağı da olmuşlardır.

Toplum yaşamının sözlü hukuk kuralları bütünü olan “xhabze”ye ve dolayısıyla toplantıların da bir başkan yönetiminde, gerektiği yerde ve ölçüde söylence ve hitabet sanatına bağlandığı Çerkes toplumunda, halk müziğini ifade eden şarkıları şu şekilde gruplandırmak mümkündür:

1- Dua ve dilek şarkıları (huaho): Özellikle çok tanrılı dönemlerde tanrılara yakarış ifadesi olmuştur. Buna tipik bir örnek olarak “Hanse Guaşe” adlı yağmur duası gösterilebilir.

2- Tarımsal çalışma ve iş şarkıları: Özellikle kolektif üretim sürecine ilişkin şarkılardır. Yakın zamana dek korunan köy yaşamının imece usulü çalışmalarında, bu kolektif üretim şarkılarının yeri oldukça önemlidir.

Mısır çapalama, ot biçme, buğday öğütme gibi tarımsal amaç ve niteliği ön planda bulunan şarkılar şeklinde örneklendirilebilir.

3- Çoban şarkıları: Çobanların hayvanlarla bir şekilde diyalog kurmasına yardımcı olan şarkılardır.

4- Avcılık şarkıları: Temelinde orman tanrısına yakarılan huaho niteliğinde şarkılardandır.

5- Aile içi çalışma şarkıları: Yün eğirirken, dikiş dikerken vb. söylenen şarkılardır.

6- Aile kurumu ile ilgili şarkılar: Gelin getirirken, damadın sağdıcın evinden kendi evine getirilişi sırasında, doğan çocuklar için vb. söylenen şarkılar, çocuklara söylenen tekerlemeler ve ninniler.

7- Demircilik şarkıları: Demirciler tanrısı Nart Tlepş’den bugüne, demircilik ile uğraşanların söyledikleri üretim şarkılarıdır.

8- Tedavi amaçlı şarkılar: Kemik kırığı, yaralanma, alerjik hastalıklarda hastaların iyileşmesine yardımcı olmak amacı ile söylenen şarkılardır. Hastalar için düzenlenen eğlencelerde, hasta kişinin moralinin düzelmesi için oyunlar oynanır ve şarkılar söylenirdi. Ayrıca suda boğulanları aramak için söylenen şarkılar ve çalınan ezgiler de mevcuttur.

9- Kahramanlık şarkıları ve ağıtlar: Bu şarkılar, kahramanları anma ve yüceltme amacıyla söylenen şarkılar ve ağıtlar olmak üzere iki ana grupta değerlendirilebilmektedir. Çerkes tarihinde gerek yurt savunmasında gösterdiği kahramanlıklar, gerekse bireysel yaşamında ardında iz bırakan davranışlarıyla toplumun takdirini toplayan kişiler adına söylenen şarkılar çoğunluktadır.

Çerkes halk şarkıları temelde insan sesiyle şekillenir ve ezgiye çok seslilik hâkimdir. Ezgilere vücut veren diğer unsur da kullanılan çalgı aletleridir. Çerkes müzik aletlerini şu şekilde gruplandırmak mümkündür:

A- TELLİ ÇALGILAR:

1- Şıç’epşıne: Adige dilinde fiıç’epşıne, Abhaz dilinde Aphartsa, Oset dilinde Fandır olarak adlandırılan en eski hali ile iki, günümüzde dört telli olarak üretilen ve kullanılan yaylı bir çalgıdır. Özellikle Abhaz halkınca bu çalgı eşliğinde daha çok epik, kahramanlık özelliği taşıyan şarkılar söylenmiştir. Bugün de kullanılmaktadır.

2- Pşınetark’u: Adige dilinde Pşınatark’u, Abhaz dilinde Ayümaa, Oset dilinde Dıuadastanon Fandır olarak adlandırılan köşeli bir arptır. Ihlamur ağacından yapılan bu çalgının üzerinde 12-18 tel bulunmaktadır. Bugün de halk müziği içinde yaşatılmaya çalışılmaktadır.

3- Ahıma: Abhaz çalgı aletlerinden biridir. Eski bir arp çeşididir. Çerçevesi trapez şeklindedir. Ortasından dayanak kirişlerine dikey olarak ağaç bir lata geçer. Bunun altına da gövde yerleştirilir. Gövde, ağaç kapakla kapatılmış düz bir kutu görünümündedir. Üst gövde kapağının üzerinde çapı 1 cm. olan küçük delikler bulunur. Gövde üzerindeki latada ve çerçevenin yan taraşarında tellerin tutturulduğu küçük ağaç çubuklar (burgular) çakılıdır. Orijinalinde teller aslında at kılındandır, fakat şimdi metal teller kullanılmaktadır. Teller her iki tarafta dayanak kirişlerine paraleldir. (Her iki tarafta 14'er tane). Sağ tarafta teller kalın perdeyi, sol tarafta ise yüksek perdeyi oluşturur. Ahıma, dar tarafı çalanın tarafında olacak şekilde dizlerin üzerine konur, her iki elin parmaklarıyla tellere dokunularak çalınır. İ. A. Acincal bu aletle ilgili şu efsaneyi anlatıyor: Kazayla oğlunu öldüren bir baba, acısını ifade etmek için, küçükken çocuğu yıkadıkları teknenin üzerine at kılları germiş. Teknenin bir ucu, yıkarken çocuğun başını koyması için geniş yapılmış. Bunun üzerinde de üç sap varmış. Bu yüzden bu çalgıya da "üç saplı" anlamına gelen ahıma adını vermişler. Zamanla bu alet gelişerek eşkenar trapez biçiminde bir çerçevenin ortasına oturtulmuş ve o şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

4- Phuante pşıne: Adige çalgılarından biridir. Kutu, sandık çalgı anlamına gelir. Dört köşeli bir kutu şeklinde, üzerinde yedi adet tel bulunan bir alettir. Bu çalgı ile ilgili pek fazla bilgi bulunmuyor. Buna rağmen 1985 yılı Kasım ayında, Saint Petersburg’da, dünya halk çalgıları ile ilgili bir konferansta konuşan Staş Yusuf, bu aletten ilk bahseden kişi olmuştur. Staş Yusuf’un verdiği bilgiler ışığında, bu alet, Adigey Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop yakınlarında bir anıt mezar içerisinde bulunmuştur. Bu anıtmezar, bir kadına aittir. 30 yaşlarında olan kadın ile birlikte birçok altın, gümüş ve değerli eşyanın yanı sıra, bu alet de gömülmüştür. Kadınların, kullandıkları aleti ile birlikte gömülmeleri geleneği, İ.Ö. 3000 yıllarındaki bronz çağda yaşayan anaerkil toplumlara ait bir gelenektir. Bu bulgular, telli çalgıların kullanıldığı tarihi, günümüzden 5000 yıl öncesine götürmektedir.

5- Apepşıne: Adige dilinde Apepşıne, Abhaz dilinde Açamgur olarak adlandırılan bu çalgının alttan kesik armut biçimindeki gövdesi, ince uzun bir sap şeklinde devam ederek helezon bir kıvrımla sona erer. Gövdenin üzeri ince ağaç kapakla kapatılmıştır. Gövde kapağının üzerine birçok küçük, yuvarlak ses deliği açılmıştır. At kılından dört tel, bir uçlarından deri parçasıyla gövdeye tutturulmuştur. Diğer uçlarından ise, üç tanesi baş kısmının sapla birleştiği yerdeki deliklerden geçirilerek başın yan taraşarına çakılmış (ikisi bir tarafta, üçüncüsü karşıda), ağaç çubuklara sarılmıştır. Kısa olan dördüncü tel de aynı şekilde, sapın ortasındaki bir delikten geçirilerek yanda bulunan çubuğa sarılmıştır. Tellerin altındaki gövde kapağının üzerinde dört kertikli yüksek bir eşik bulunur. Tellerin düzeni farklıdır ve çalınan parçanın perdesine bağlıdır. Alet kısa tele göre akort edilir. Teller birinciden kısa olana doğru derece derece incelir. Oturarak çalınan bu çalgı, boynu yukarı gelecek şekilde tutulur ve gövde sağ bacağa dayanır. Tellerine boynun gövdeyle birleştiği yerden vurularak çalınır; bu da ayrı bir tarafta duran kısa tele gerek kalmadan çalmaya yarar.

Abhaz halk geleneğinde doğan kız çocuğunun ilk kez kesilen tırnakları bu aletin içine atılırdı. Gerçekten de bu aleti çalanlar istisnasız kadınlardır ve genellikle çaldıklarına söyledikleri şarkıyla eşlik ederler. Bu alet ayrıca, boğulan birinin ruhunu bulma gibi ayinlerde, ölüyü gömdükten sonra yapılan yemekli törenlerde, hastanın başucunda geceyi geçirme sırasında da çalınır. Bugün de halk müziği içerisinde kullanılmaktadır.

B- ÜFLEMELİ ÇALGILAR:

1- Kamılh: Adige dilinde Kamılh, Abhaz dilinde Açarpın, Oset dilinde Uadınz olarak adlandırılan bu çalgı, sert bir bitki olan kamıştan üretilir. Kullanmadan önce boru, içine 2-3 kez su dökülerek ıslatılır. Uzunlamasına tutularak ve her iki elin parmakları kullanılarak sırayla iki ses deliğini kapatarak çalınır. İlk ses deliği sol elin parmaklarıyla, üçüncüsü sağ elin, ikincisi ise hem sol hem de sağ elin parmaklarıyla kapatılır. Çalma sırasında aletin başı ağzın sol köşesinde, dudakların arasında tutulur. Deliğin bir yarısı üst dudakla, diğer yarısı da dille kapatılır. Çalma sırasında çalgıcının kendisi de alçak bir do ses çıkarır, bu şekilde iki seslilik elde edilir. Gelişmiş bir çoban kavalıdır. Nart mitolojisi kahramanlarından Badinok’o, kamılh çalarak ormanlarda sürülerini otlatan, doğa aşığı bir kahraman olarak tanıtılır. Bugün halen Çerkes halk dansları içerisinde yaygın olarak yaşayan Kafe, Zefak’o ya da Guaşemahue olarak adlandırılan dansın doğumu da Nart söylencelerinde şu şekilde anlatılmaktadır:

Nart Badinok’o, Kuban Nehri’nin yukarı yamaçlarında sürüsünü otlatmaktadır. Çevredeki toprak ve yaylalar varlıklı bir prensin elindedir. Prensin genç kızı uzun zamandır, melankolik bir hastalıktan kurtulamamaktadır. Prens, kızını bu hastalıktan kurtaracak kişiye kızını vereceğini ve mülkünün yarısını da bağışlayacağını vaat eder.

Nart yurdunun dört bir yanından gelenler türlü maharetlerini sergileseler de genç kızı karanlık dünyasından kurtaramazlar. Nart Badinok’o ise, sürüsünü suya saldıktan sonra bir ağacın altına çekilerek kamılh pşınesini tüm ustalığı ile çalmaya başlar.

Sesleri duyan genç kız, yerinden kalkar ve o güne dek görülmemiş incelikte, kuş gibi uçarcasına dans etmeye başlar ve hayata döner. Bu dans günümüzde halen Çerkes halk dansları içerisinde canlılığını korumaktadır.
Nart Badinok’o ile genç kız evlenmiş midir, bilinmez. Badinok’o müzik ile olan ilişkisi açısından, Grek mitolojisi kahramanı Pan, Latin mitolojisi kahramanı Faunus ile benzerlik göstermektedir. Pan, küçükbaş hayvanların ve çobanların koruyucusudur. Keçi ayaklı ve insan başlı olarak tasvir edilir.

Adigey Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop şehrinde bulunan Maykop kurganlarında yapılan kazılarda çıkarılan altın kaplamalı tabletlerde de bu tasvire uyan kabartmalar elde edilmiştir.

2- Bjamiy: Adige çalgılarından biridir. Boynuz, sinyal, işaret anlamlarını taşımaktadır. Öküz boynuzundan yapılan bir alettir. Nart mitolojisinde Aşemez adlı kahraman tarafından çalınan bu aletin bir tarafı beyaz, bir tarafı siyah renktedir. Aşemez’in bu aletin beyaz tarafını üşediğinde bolluk, bereket olduğu, çiçekler açtığı, doğanın canlandığı, siyah tarafını üşediğinde ise dünyanın karardığı, fırtınalar koptuğu anlatımları Nart söylencelerinde yer almaktadır.

C- VURMALI ÇALGILAR:

1- Phaç’ıç: Adige dilinde Phaç’ıç, Abhaz dilinde Ainkaga, Oset dilinde Kartsganak olarak adlandırılan çalgı; kürek biçiminde, incir ağacından yapılmış biri dar, yuvarlak bir sapla biten on iki plakadan oluşur. Bu plakalar sapın iki tarafına açılmış deliklerden geçirilen deri bir sicimle birbirine bağlanır. Bu alet, çalınırken sapından tutulur ve elin sert veya yumuşak hareketleriyle ritmik vuruşlar yapılır, oyunlara eşlik etmek için çalınır. Bugün halen düğünlerde kullanılmakta olan ayaklı bir tahtaya, daha küçük sopalarla vurularak ritim elde etmeye yarayan sistemden uyarlanarak elde edilmiş bir alettir.

Adige ve Abhazlar’ın inançlarına göre, bu tür aletlerin yardımıyla gürültü çıkarılarak kötü ruhlar kovulurdu. Bunların koruyucu gücünü artırmak için üzerleri süslenirdi. Tempo tutmaya ve ses çıkarmaya yarayan aletler en eski ve ilkel vurmalı çalgı aletleri olarak kabul edilebilir.

2- Adaul: Abhaz dilinde Adaul, Adige dilinde fiotırp olarak adlandırılan bu çalgı, bükülerek birleştirilmiş tahta bir kasnağın üzerine keçi derisi geçirilerek yapılır.

Deri önceden suda bekletilir, sonra güneşte kurutulur. Ağaç kasnak üzerinde delikler vardır. Alet kaşık biçiminde sopalarla çalınır. Bugün Kuzey Kafkasya’da dans müzikleri çalınırken iki taraşı, ağaç kasnaklı davul kullanılır. Derisi dana ya da koyun derisindendir ve bir tarafındaki deri diğerinden oldukça kalındır. Deri, ipler yardımıyla gerilir. Kasnak genellikle kırmızıya boyanır. Ölçüleri farklı olabilir. (Örneğin eni 300–400 mm. çapı 340–500 mm. gibi) Her iki elin parmaklarıyla ve avuç içleriyle çalınır. Bu tür davullar Kuzey Kafkasya’daki çeşitli halk dansları ekiplerinde geniş ölçüde kullanılmaktadır. Phaç’ıç ile birlikte en yaygın olarak kullanılan vurmalı çalgıdır.

D- TUŞLU ÇALGILAR:

Pşıne: Adige dilinde Pşıne, Abhaz dilinde Amırzakan, Oset dilinde Fandır olarak adlandırılan çalgı, aynı zamanda bu dillerde genel anlamda çalgı aleti kavramını da ifade etmektedir. Günümüzün akordeonuna benzer olup, onun temelini oluşturan, klavye sistemli akordeondan farklı olarak, tuşlu bir alettir.

Literatürde Çerkes mızıkası olarak yer almakta olan bu çalgı, tuşlarının kapanan körük hareketinde farklı, açılan körük hareketlerinde farklı bir ses vermesi itibariyle zengin bir ses yapısına sahiptir. Diğer otantik çalgılardan çok sonraları Çerkes müziğine katılmış olmakla birlikte, bugün Çerkes halk müziğinde mızıkanın yanı sıra akordeon ve garmon da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Nart söylencelerinden bugüne dek Çerkes halk müziğinde insan sesi, kullanılan diğer çalgıların yanında, önemini hiçbir zaman yitirmemiş ve söylenen şarkılara çok sesli vokaller yardımıyla adeta çalgı aleti tadında eşlik etmiştir.

Bugün de halk müziğinde yer yer sadece çok sesli vokallerden oluşan insan sesi ile ezgilerin oluşturulduğunu görmek mümkündür. Bu da Çerkes kültürünün ve müziğinin, binlerce yıllık bir mirası bugüne taşıdığının göstergesidir.

Kaynakça:

1- Mitoloji ve Nartlar, Yismeyl Özdemir Özbay, Kafdağı Yayınları, Ankara, 1990.
2- Çerkes Kültürü Üzerine Etüd, Dumanış Avledin, Kayseri Kafkas Derneği, Kayseri, 2004
3- Alaşara Aylık Dergi, Sayı 3, İstanbul, 1995o


ABRISKİL DESTANI

(Abhaz Halk Söylencesi)

"Halk derin bir nefes alırsa, deniz bile taşar"

Egemenlik ve güç! Zeus'la Promethe arasındaki asıl kavga budur. Günün geçerli gücü ''akıl''dır. O da Zeus'un tekelindedir.

Ama Promethe, ondan daha akıllı çıkar. Bu Zeus'u çıldırtır, ateşi vermez olur insanlara.

İnsan dostu Promethe, çalar ateşi Zeus'tan.
Giden ateş değil, güçtür, Zeus'un elinden.
İnsanoğlu gücünün bilincine varır birden.

O bilinç özgür kılar aniden. Anlamıştır artık Zeus'u insan. İster sayar, ister kafa tutar. “Kimse beni dinlemezse eğer; egemenlik elden gider” der Zeus ve Promethe'yi Kafdağı'nda zincire vurdurtur. O hiç bu acıdan yakınmaz.

Üstelik bu bilinç ona gurur ve katlanma duygusu verir. Bedeni zincirlidir, yorulur. Ama ruhu ve beyni özgürdür. Gagalanan yüreği, her gün yeniden doğrulur.

Biri daha vardır Kafdağı'nda zincire vurulan, hatta bir kaçı; Abrıskil, Amiran ya da Nesran. Hepsi aynı düşün peşindedir. Çektikleri çile de aynıdır. Zeus'tan bu yana kavga hiç bitmemiştir.

'Egemenlik ve güç'

Bu gücü egemenlerin elinden almak çok güç. Yine de, Abrıskil gibiler bu kavgadan yılmıyor hiç.

Abriskil destanı, ilk defa 1881 yılında İ. Lihaçov tarafından yayınlanmışsa da, kayda değer ilk yayın, 1983 yılında Dırmit Gulya tarafından yapılmıştır. Abhaz Dili ve Edebiyatı Enstitüsü'nün öğrencileri, 1946 yılından sonra epey derleme yapmışlardır.

Bu derlemeler çok kısa, bölük pörçük olmasına karşın, Abrıskil'in acılarını, sıkıntılarını, amaçlarını ve inançlarını; kısaca tüm kişiliğini yansıtacak mükemmelliktedir.

Abriskil politik bir kahramandır. Onun döneminde eşitlik bozulmuş, hâkim güçler ortaya çıkmış, doğaüstü olayların, tanrıların eseri olduğuna inanılmış, kötü ve şeytani güçler, dışarıdan düşmanca saldırılar, baskınlar, soygunlar, yağmalamalar başlamış.

Abrıskil işte böyle bir ortamın kahramanıdır. Dolayısıyla; halktan ve haktan yanadır. Ama yukarıda olduğu düşünülen hâkim güçler ve bu güçlerin yeryüzündeki elçileri ona rahat vermezler.

Yeryüzündeki bazı insan ve hayvanlar da, yukarıdaki güçlere yandaş olurlar. Ancak Abrıskil, buna rağmen halkına olan güvenini yitirmez. O yurtsever bir halk lideridir. Abhazya'ya sevdalıdır. Onun halkına, onun doğasına zarar verebilecek her şeyle mücadele eder.

Tanrı Ançüa'ya (1) baş kaldırışı, bu yüzdendir. Halkın güvenini kazanmak ve onları korkularından arındırmak için, adeta tanrıyla yarışır.

Evlenmemiştir. Nartlar'da olduğu gibi geniş bir ailesi, eşi, akrabası yoktur. Ev, bark, mal mülk, şan şöhret peşinde değildir. Varı yoğu halkı ve ülkesidir.

Dürüst, iyi kalpli, yardımsever, cesur, çalışkan, hiç bir şeyden yılmayan, korku nedir bilmeyen, engel tanımayan, kafasına koyduğunu yapan biridir.

Kendini unutup, canını ortaya koyar, zincire vurulup işkence çeker, ama o bunlardan hiç yakınmaz, halkın umudu ve geleceği olur.

Nartlar'daki bireysel istek ve tavırlar yerine, Abrıskil'de toplumsal düşünce ve mücadele vardır. Abrıskil, düşmanlarının korkulu rüyasıdır.

Abrıskil metninde, “tanrı insanların düşmanıdır” denmiyor. Tanrı burada kendisini saymayan, tanımayan, onunla yarışan ve onu küçültmeye çalışan, Abrıskil'e düşman görünüyor.

Ancak burada ilginç olan; dönemin en önemli gücü, tanrı 'Ançüa' olmasına rağmen, Ançüa’nın elinden herşey gelmiyor. Abrıskil'i sevmiyor ama onu kolayca yakalayıp öldüremiyor. Halkın tepkisinden korkuyor. Bu yüzden elçilerini görevlendiriyor.

Onlar da yaşlı bir cadıdan medet umup, tuzağa düşürmek suretiyle onu yakalıyorlar. Yakalayınca da, öldürmek yerine, karanlık bir mağarada, uçan atıyla birlikte zincire vuruyorlar.

Abrıskil'in yakalanması, kıza zamanda bütün Abhazya'da duyuluyor. Bütün ülke yasa bürünüyor.

Abrıskil, bağlı olduğu demir kazığı yüz yıllar boyunca yerinden oynatmaya çalışıyor. Tam kökünden sökeceği sırada Dırgantsıhua(2) denen bir kuş gelip bu kazığın tepesine oturup, ötmeye başlıyor.

Kuşa öfkelenen Abrıskil yerden bir demir parçası kapıp kuşa fırlatıyor, demir geri kazığın üstüne düşüyor ve kazık yine toprağın yedi kat dibine saplanıyor. Bu böyle süregidiyor.

Bazı araştırmacılar, Abrıskil'in zincire vurulmasını pek karamsar buluyorlar. Tam tersine; Abrıskil, mağarada zincire vurulmuş halde iken de mücadelesini sürdürüyor. 'Abrıskil ölmedi' demelerinin nedeni de bu zaten.

Kahramanın direnme gücü, halkın kurtuluşu için sembol oluyor. Halk, umutlarını yitirmeden, iyimser duygularla ve coşkuyla yaşama yeniden sarılıyor.

Tanrıya başkaldırı motifini işleyen öyküler içinde, Abrıskil'in en çok benzediği kahraman Promethe'dir. Karl Marks'ın deyimiyle Promethe, filozofik takvimde 'en yürekli, en çilekeş, ama en kutsal kahraman'
olarak göze çarpmaktadır. Bu anlamda Abrıskil'e “Abhaz Promethe”si demek hiç yanlış olmayacaktır.

(1) Ançüa: An-çüa; emilen anne, anne teni ve silüeti anlamına gelir. Önceleri ana tanrıça'yı ifade ederken, daha sonra tek tanrılı dinlerdeki tanrı kavramı bu sözcükle ifade edilmeye başlanmıştır.

(2) Dırgantsıhua: Türkçe, 'çoban aldatan' yada 'kuyruk sallayan' adında bir kuş olup, uzun kuyruğunu sürekli hareket ettirdiğinden, bu kuş hakkında Abhaz folklorunda şöyle bir söylence vardır; bu kuşun toprağa borcu varmış Kuş toprağa konunca, toprak kuşa yapışıp 'borcunu ver!' dermiş. Kuş da 'vereceğim' diyerek kuyruğunu sallayarak ötermiş.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018