Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 49 müzisyen gazete okuyor
 
 
Kerem Aksoy
 
 
Yayımlanan Sayı :

Trompet, Teknik ve Akustik Özellikleri - 30.05.2006





Trompet, daha ilk çağlarda hayvan boynuzunun üflenmesiyle yakaladığı sesini günümüze kadar taşıyarak müzik üreten toplulukların artık vazgeçemediği bir çalgı olmuştur. İnsanın henüz konuşmayı beceremediği dönemlerin bir iletişim aracı olan bu büyülü ses, değişip gelişen çalgı biçimleriyle sonunda bakır ve pirinç alaşımından bir boruya gizlice yerleşip çalanın dudağı ve soluğunda canlanmayı bekler.

Trompet’in Tarihi:

Daha ilk ortaya çıkışında ‘insan’ denen varlığın önce kendi dışındaki sesleri tanıdığını varsaymak, doğa gerçeğine uygun düşen bir saptamadır. Herhalde doğada duyulan bu sesler bir rüzgar uğultusu ya da gök gürültüsü ya da yere düşen bir taşın sesiydi. Saldırgan bir hayvanın sesini insan belki daha sonra tanıdı. Daha sonra  kendi sesini ve nesneleri vurma eylemi  ile ses çıkarmayı farketmiş olmalı insan.

İnsanın kendi sesinden sonra kendi soluğunun da ses kaynağı olduğunu keşfetmesi ile, bir nesneyi üfleyerek ses çıkarma aşamasına geçmeyi başarmıştır. İşte bu gelişmeyle trompet, tarihinin ilk basamağı olarak, çeşitli biçimlerdeki  hayvan boynuzlarıyla karşımıza çıkmaktadır.

M.Ö. 1480 yıllarında yapıldığı düşünülen, Mısır-Deir el-Bahri’ de bulunan Kraliçe Hatşepsut tapınağındaki ikonografilerle trompetin bir çalgı biçiminde kullanıldığı belgelenmiştir. Bu ikonografilerde, bir festivalde trompet çalan Mısır’lı askerler görülmektedir. Firavun Tutankamon’ un mezarında ise işlemeli trompetler bulunmuştur. Tutankamon’ un M.Ö. 1480  tarihlerinde yaşadığı sanılmaktadır. Gerek ikonografilerde çizilen gerek mezarda bulunan trompetler, insanoğlunun önceden boynuzdan yansıttığı soluğunu bu kez kendi yaptığı bir boruya bir ağızlık takıp aktararak müzik üretme yolunda önemli bir aşamaya ulaştığını göstermektedir. Ağızlık ve kalak  bölümlerinden oluşan bu basit trompetler temel bir sesin armonik doğuşkanlarını çıkarıyordu.

Trompetin sonraki yıllarda değişik toplumlarda yaygın bir kullanım alanı bulduğu anlaşılmaktadır. M.Ö. 400’lerde Eski Yunanlılar’ın trompet yarışmaları düzenlediğini biliyoruz. Eski Roma döneminde de trompet çalan insan heykelleri, trompetin insanoğlunun müzik serüveninde  yer alan çalgıların başında geldiğini belgelemektedir.

Trompetin Kültürler İçindeki Yansıması:


Trompet, ilkel biçimiyle daha ilk ortaya çıkışında toplulukların, giderek de toplumların vazgeçilemez nesnelerinden biri olmuştu. Onun bu ‘vazgeçilmez’ liği, insanların biraraya gelme gereksinimiyle ilgilidir. Birbirlerinden ayrı yerlerde yaşayan insanların, biraraya gelip toplanmaları gerektiğinde trompet, en ilkel biçimiyle de olsa, gür sesiyle bir iletişim görevi üslenmişti.

Topluluklar içinde böylesi bir iletişim görevi üslenmiş nesnenin giderek o toplumun kültüründe yer alması kaçınılmazdı. Öyle ki, bu günlük yaşantının içinde yer alma durumu da, her toplumda değişik bir benimsemeye yol açmış, giderek trompetin kullanımına yeni anlamlar yükleme gibi bir gelişme göstermiştir.

“Birçok kültürde, trompet ile haberleşmenin farklı anlamları vardır. Sözgelimi, Avrupalı çobanlar alphorn’ları birbirleriyle dağlardan dağlara haberleşmek için; Litvanyalı gençler keçi boynuzu a¯zˇrags ’ı yaz buluşmalarında evlenme isteklerini belli etmek için; Uganda’da yaşayan Bugandan avcıları eng'ombe isimli hayvan boynuzunu başarılı bir av gerçekleşebilmesi için; Aoba, Vanuatu’daki balıkçılar, tapáe isimli deniz kabuğu trompetlerini, yardımcılarına ağlarını getirmelerini emretmek için çalarlar."( )

Daha çok pastoral bir benimsemeyle insanların birbirleriyle ilişkilerinde bir iletişim aracı olarak ortaya çıkan bu ‘üflenen ses’ in, topluluklar toplumlaşma aşamasına geçtikçe etki alanının de genişlediği görülür.

“Kongo’daki Bambuti halkı  molimo isimli trompeti, ormanın ruhunu uyandırmak için; Japon Shugendo Budistleri horagai ismli trompeti, aslan kükremesini taklit ederek şeytansı ruhları kaçırmak için; Fiji Adaları  davui isimli deniz kabuğu trompetlerini Tanrı’dan huzur dilemek için çalarlar. Trompetin sesi, bu dünya ile ruhsal dünyalar arasında bir köprü gibidir. Güçlü ve etkili sesi, ritmik şekillerde kullanımı ile, bir insandan başka bir insana ya da insan ötesi varlığa iletilecek bir istek, bir bilgi taşır.” (1)

Toplulukların giderek toplumlaşmasıyla, bu arada biçim değiştire değiştire güçlü bir ses kaynağı olma özelliğiyle trompetin ‘güç ve statünün simgesi’ haline geldiği görülür. Tek kişinin toplumun en güçlü kişisi, firavunu, imparatoru, kralı vb. statüleri kazanması aşamasına gelindiğinde trompet de o tek kişinin varlığının habercisi özelliğini kazanmıştır. Artık statünün gücüyle trompetin güçlü sesi birbirinden ayrılmaz olmuştur.

Sonraki gelişme, gücün görkemini daha güçlendirmek üzere trompete davulun eşlik etmesidir. Toplumların daha uygar bir düzene geçtikleri aşamada müzikal bir nitelik kazanmasıyla trompet, güç simgesi olma niteliğini yitirmemiş, bu kez bir başka gücün ifadesinde başlıca çalgı durumuna girmiş ve eski Roma’dan Amerikan Süvarilerine kadar askeri düzenin en coşturucu güçlü sesi olmuştur. Günümüzde askeri birliklerde sadece boru takımları ve davullardan kurulu bandolar o günlerde oluşan kültürün uzantılarıdır.

İçinde belirli oranlarda bakır ve pirinç olan, belli bir uzunluk ve kalınlıkta işlenmiş bir boruya ağızlık ve kalak kısımlarının eklenmesiyle oluşturulmuş trompetlere, ‘naturel trompetler’ denmektedir. Tarihi filmlerde kralın karşılaması törenlerini gösteren sahnelerde çalınan trompetler naturel trompetlerdir. Gerçekte bu trompetler temel yapısıyla eski Mısır’daki trompetlerinden pek de farklı değildi. Ancak temel bir sesin doğuşkanlarını çıkaran naturel trompetlerle değişik müzikal sesleri elde etmek olanaksızdı. Bu yüzden trompetçiler, yanlarında farklı uzunluklarda trompetler taşırlar ve farklı sesler üflemek gerektiği zaman trompet değiştirirlerdi. Her trompetin çıkardığı temel ses ve doğuşkanları farklı olduğundan, değiştirilen trompetlerin ard arda çalınmasıyla müzikal bir zenginliğe ulaşma olanağı sağlanmış oluyordu.

Barok çağda Bach ve Haendel, trompetin tiz ses bölgelerini kullandılar. Trompetçiler 21. doğuşkana kadar çıkabildikleri “Clarino Tekniği” denilen bir teknik geliştirdiler. Trompetin günümüzdeki biçimini alabilmesi için 19.yy ‘a kadar beklemek gerekti. 1826 yılında Bluhmel ve Stölzel adlı iki  Alman tarafından basit trompete, 3 adet piston ve bu pistonlara uyumlu boruların eklenmesiyle, “Pistonlu yada Kromatik Trompet” icad edilmiş oldu. Bu trompetle günümüzdeki trompetlerden farksız olarak bütün kromatik sesleri elde etmek mümkün hale geldi. İlk olarak 1826’da Berlioz, 1827’de Waverley, 1829’da Rossini, trompeti eserlerinde kullanmıştır. Pistonlu trompet için yazılan ilk solo eser Prag Konservatuvarında Trompet ve Trombon Profösörü Kail tarafından piyano/orkestra eşliği için yazılmıştır (1827).

Trompetin Orkestradaki Kullanımı:

Kısa bir deyişle güç ve üstünlük sembolüdür trompet orkestrada. Tutti içinde (Hepbirlikte çalınan) veya solo olarak kullanılabilir. Ses renginin parlaklığı ve gürlüğü nedeniyle, besteci tarafından yerinde ve dikkatli kullanılması gerekir. Çünkü sesi ve rengi dikkat çekicidir trompetin. Tutti içinde, eserin en yüksek noktalarında parlak sesi ile heyecanı ve gerginliği arttırır. Yiğitlik, zafer, güç, başarı gibi etkilerde ve fanfar müziğinde en önemli çalgıdır. Ayrıca diğer üflemeli çalgılarla birlikte geri plan akorlarında da görev alır. Solo olarak kullanıldığında gösterişli, parlak karakterli ve görkemli pasajlarda yer almakla birlikte; ağır ve bağlı pasajlarda, uzun bir ses olarak, ciddi ve bazen de kederli bir hava yaratabilir.

Trompetin Çalış Teknikleri:

Trompetle legato (uzun) ve staccato (kısa) notalar çalınabilir. Forte ve piano içinde çalmak da mümkündür. Pianissimo çalmak görece olarak daha zordur.

Çiftdil tekniği mümkündür.Yani (tu-ku) hızlı ikileme, hızlı üçleme (tu-ku-tu) ve hızlı dörtleme (tu-ku-tu-ku). Özellikle bakır enstrümanların çalımının gerektirdiği doğru nefes ve diyafram tekniğini başarmak bu enstrümanların eğitiminin en temel gereğidir. Daha çok caz müziğinde kullanılan ‘kurbağa dili’, günümüzde klasik müziğinin de içine girmiştir. Kurbağa dili, ilk olarak Strauss’un Don Kişot’ unda kullanılmıştı (1897). Vibrato tekniği, üflemedeki değişikliklerle ya da trompetin üzerindeki sağ elin hareketi ile yapılır. Glissando, pistonların az basılmasıyla elde edilebilir yada çalıcının dudağını gevşetip-sıkması ile. Daha çok caz’da  kullanılan havalı ton, dudakların gevşek bırakılması ve hareketlerin dilden ziyade hava ile yapılması esasında dayanır. Çift yada daha çok ses çıkarılması, trompetin içine şarkı söyleme yöntemi ile görece zor olarak tüm üflemelilerde olduğu gibi mümkündür.

Akustik:

Bakır ailesi enstrümanlarının 3 temel bölümü vardır: Ağızlık, boru, ve kalak, günümüz pistonlu bakırlarında piston kısmı, boru kısmının üzerindedir. Ayrıca ağızlığı, boruya bağlayan kısma ‘backbore’ yada ağızlık borusu denir.

Bakır enstrümanlarının farklı uzunluk ve kalınlıktaki boruları, onlara farklı ve kendilerine has ses karakterlerini verir.

Trompetin ağızlığı kupa biçimindedir ve kornonun ağızlığından daha ağırdır. Kornonun huni biçimindeki ağızlığına karşın, sığ olan trompet ağızlığı, trompete parlak ses rengini verir. Barok yada bilinen adıyla Pikolo (piccolo) trompetin ağızlığı modern-kromatik trompetlerin ağızlıklarından daha da sığdır. Ağızlığın küçük ve sığ olması, çalıcıya ayrıca üst bölgelerde, yani tiz sesleri çıkarmada kolaylıklar sağlar.

Ağızlık seçimi, çalıcının dudak şekline, çalarkenki rahatlığına ve eserin karakterine göre değişir. Çok kaba bir örnekle senfonik bir eserde daha koyu tonlu, daha derin bir ağızlık kullanılırken, caz trompetçileri sıklıkla daha sığ, parlak ve cılız tonlu bir ağızlık kullanmayı yeğlerler.

Ses rengi sebebiyle en çok tercih edilen trompet si bemol trompettir. Duyuluşu diyapozona göre 1 büyük ikili aşağıdandır. Yani 440 hz. La sesini verebilmek için, trompetçi si sesini çalar, ama duyuluşu la sesidir. İkinci olarak en sık kullanılan trompet do trompettir. Görüntü olarak si bemol trompete çok benzemesine karşın, boru uzunluğu, sib trompetten 14 cm. daha kısadır ve kalak kısmı biraz daha küçüktür. Bu konu içerisinde unutulmaması gereken basit fizik kuralı ise: boru uzadıkça sesin pesleşmesi, kalınlaşması; boru kısalınca çıkan sesin tizleşmesidir. Güzel bir örnek olarak Trombon, bu esasa dayanan bir çalgıdır. Tromboncu, kulis (slider) denen kısmı açıp kapatarak, borunun boyunu değiştirir ve farklı sesler elde eder. Borunun en uzun olduğu pozisyonda, en kalın ses elde edilir.

Sib ve do trompet dışında, re,la, mi ve mib gibi modelleri de vardır trompetin. Sib trompet çalan bir trompetçi ile bir pianist aynı notayı duyurabilmek için, sürekli olarak trompetçinin bir tam ses üstten çalması gerekir demiştik. Re trompetçi ise 1 tam ses aşağıdan. Peki niçin böyle bir zorluk yoluna gidilmiştir?  Sebebi, kulağın alıştığı ses rengidir. Günümüz müzik türleri içerisinde de, ses tınısı en çok tercih edilen trompet si bemol trompettir.

Orkestralarda şefler istemedikleri sürece trompetler eserleri sib trompet ile çalarlar. Ama solo trompet eserlerinde, bestecinin onun için yazmış olduğu trompeti kullanmak, eserin rengi ve çalıcının rahatlığı için daha yerinde olacaktır. Örnek olarak Haydn Trompet Konçertosu, mib trompet için yazılmıştır. Eseri mib trompet ile çalmak eserin düşünülen ses renginin oluşmasını sağlayacak ve trompetçiye teknik konularda, tiz seslerin kolay elde edilişi, parmak numaraları gibi,  kolaylıklar getirecektir.

Bütün bakır enstrümanların, 7 adet piston pozisyonu (trombonda 7 adet kulis pozisyonu) vardır. Hiçbir pistona basılmadığı zaman 1.pozisyon, 3 pistona da aynı anda basıldığı zaman 7.pozisyondur. Diğer piston kombinasyonları ile 5 pozisyon daha elde edilir.

Çalıcı dudaklarını gevşetme ve büzme tekniği ile her bir pozisyonun doğuşkan seslerini elde eder. Bu da trompetten istenen tüm kromatik sesleri elde edebilmemizi sağlar. Trompetin ses aralığı, sol anahtarında gösterilen, altta ek çizgilerle yazılan fa# den, üstteki ek çizgiyle yazılan do sesine kadardır. Bu ses aralığı 2.5 oktav demektir. Günümüz modern orkestra eserlerinde üst sınır giderek genişlemektedir. Özellikle caz ve latin trompetçileri yazılan ince donun üzerindeki 1 oktav içerisinde ve hatta onun da üzerindeki oktav içerisinde çalabilmektedirler.                           

“Akustik Fiziği’ne göre trompet, ‘bir ucu açık boru’ sınıfına girer. Çünkü ağızlık kısmında çalıcının dudakları borunun bir ucunu kapamaktadır. Bir ucu açık borularda kuşkusuz ki, bir doğuşkanlar dizisi vardır. Ama bunlar tek sayı doğuşkanlardır. (1,3,5,7... v.b.)

Trompetin yapımında silindirik ve konik borular birleştirilmiştir. Bu yüzden rezonans spectrumu da hem silindirik hem konik boruların özelliklerini birlikte taşır. Ayrıca ağızlık ve kalak da rezonans frekanslarını etkiler. (Trompette bazı çift sayılı doğuşkanların çıkması böyle açıklanabilir.) ” (2)

Titreşim dudaklarda başlar. Titreşim ne kadar kaliteli ise çıkan ses o kadar kaliteli olur. “Bakır çalgıların içindeki hava sütununu titreşime zorlayan şey çalıcının dudaklarıdır. Titreşen hava sütunu , dudakları da kendisine uydurmak ister ama, bir tahta üflemeli enstrümanın kamışına göre daha büyük kütleli olan dudaklar titreşim yarışında kazanır.” (2) Dudakların ses üretirkenki görüntüsünün sinüs dalgası şeklinde olduğu tespit edilmiştir.

“Bakır enstrümanlarda enerjinin tamamı kalak kısmından yayılır. Özellikle yüksek frekanslarda yönelmiş bir ses çıkar kalaktan. Trompete benzeyen basit, düz bir boruya kalak eklersek, ilk rezonans frekansı dışındaki, bütün rezonans frekanslarının değiştiğini görürüz. Daha yüksek frekanslı yani küçük dalgaboylu duran dalgalar ise yansımadan önce kalağın içine girebilirler. Dolayısı ile borunun uzunluğu artıyormuş gibi olur. Doğuşkanların frekansları düşer. ” (2)

Ağızlık kısmının varlığı, borunun boyunun 6.2 cm uzamasını sağlar. Borunun uzunluğu artınca rezonans frekansları düşer. Bir ek bilgi olarak, ağızlıklar, torna aletleriyle yapılır. Ve bir serideki bir çok ağızlık birbirine benzemez. Çok küçük de olsa, aynı marka ve numaraya sahip ağızlıkların ses renkleri birbirinden farklı olur. Ayrıca ağızlığın, backbore (ağızlık takılan yer) ile uyumu çok önemlidir. Çıkan sesin kalitesini ve çalıcının rahatlığını, ağızlık ve backbore un mükemmel uyumu ile olur.

Trompette kromatik diziyi elde etmek için, titreşen hava sütununun boyunu değiştirmemiz gerekir. Trombon örneği gelmelidir akla. Trompette bu işlem, pistona basıldığı zamanki devreye giren yan borular yardımıyla olur. Bütün yan borular devre dışıyken yani hiçbir pistona basmadığımızda, çalgının boyu 140 cm.dir. İkinci pistona bastığımız zaman ikinci yan boru devreye girer ve çalgının boyu 7.84 cm. uzamış olur. %5.6 lık bu artış, yarım sese (minor2) tekabül eder. Çalgıdan yarım perde pes bir ses elde etmiş oluruz. İki adet yarım perde için yani bir tam perde pesleştirebilmek için, 140 cm.lik borunun, 16.1 cm. daha uzaması  gerekmektedir. Birinci pistona bastığımızda, ona bağlı boru devreye girer ve böylece 1 tam perde pesleştirmiş oluruz.

2.piston yarım perde, 1.piston bir perde pesleştiriyordu çalgının sesini. Acaba 1 ve 2. pistonlara aynı anda basarsak 1.5 perdelik bir pesleşme olur mu? 7.8 + 16.1 = 23.9 cm. uzamış olur borunun uzunluğu, oysa 1.5 perdelik bir pesleşme için 24.9 a ihtiyaç vardır. Dolayısı ile diyebiliriz ki trompetin la sesi biraz tizdir. Diğer 6 ve 7. pozisyonlarda da kusurlar vardır. Özellikle en alt do#  ve re olması gerektiğinden epey tiz duyulur. Bu kusurlar çalıcının dudaklarını kullanmasıyla yani gevşetmesi ile yada ek boruların biraz açılması yardımıyla giderilebilir. Günümüzde trompetlerde ek boruların da yardımıyla hızlı bir şekilde temiz ses elde etmeye yarayan düzenekler yapılmıştır. Bunlara slider denir. 
    

Susturucu (Sürdin):

Trompetin kalak kısmına harici olarak takılan ve trompetin ses rengini etkileyen parçanın ismi  Sürdin (Mute) dir. Sürdinli trompet akla hemen caz tınısını getirir. Ses rengini değiştirdiği gibi sesin şiddetini de düşürür. Hava deliği küçülür ve üflemesi zorlaşır. Bununla birlikte trompetin bazı frekansları sürdinde soğurulur. Ses rengi değişir. Çeşitli isimlerde, farklı tını özelliklerine sahip sürdinler vardır.

Günümüzde trompetler akustik özellikleri bakımından hızla geliştirilmekte olup, rezonansını arttırmak, onu daha kolay rezonansa geçirmek ve böylelikle daha iyi bir ton elde edebilmek için, görüntüsü alıştığımız trompet şeklinden farklı, kütle olarak daha çok metalin kullanıldığı trompetler ve ağızlıklar yapılmaktadır.

Bütün bu gelişmelere rağmen, bu kökleri çok eskilere dayanan enstrüman da, yalnızca onu çalan kişinin nefesiyle canlanacak, hayat bulacak ve müzisyeninin duygularını anlatmak da araç olacaktır.


Kaynaklar:

(1) Margaret Sarkissian, Trumpet, Use and Function 19 December 2003 http://www.grovemusic.com

(2) Ayhan Zeren, Akustik Fiziği

Kaynaklar Görsel malzemeler:


*The University of New South Wales, Sydney Australia:
http://www.phys.unsw.edu.au/%7Ejw/brassacoustics.html

*Grove Music:  http://www.grovemusic.com/shared/components



 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018