Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 10 müzisyen gazete okuyor
 
 
Metin Paksoy
 
 
Yayımlanan Sayı :

Mahler’in Onuncu Senfonisi - Bir Yaşamın Bitmemiş Sonu... - 26.05.2006





Brüksel’de geçtiğimiz aylarda gerçekleşen konserlerin en ilginç olanlarından birisi Gustav Mahler’in 10. Senfoni’sinin Rus orkestra şefi Rudolf Barshai tarafından seslendirildiği konserdi. Konser, bu gizemli eserin ilginç öyküsünü ve Mahler’in yaşamının sonunda müzik tarihinde edinmiş olduğu özel konumu yeniden hatırlamamızı sağladı.

10. Senfoni, Mahler’in yaşamının son yılında bestelemeye başladığı bir eser. Ne var ki, bestecinin ömrü senfoniyi tamamlamaya yetmemiş. 1911 yılında vefat ettiğinde Mahler, eserin sadece ilk bölümünün tamamı ile diğer bölümlerin taslaklarını bırakmış ardında.

Mahler’in ölümünden sonra uzun sure seslendirilmeyen eser, başka besteci ve düzenlemeciler tarafından “tamamlanmış”; bestecinin eşi Alma Mahler’in izni üzerine 60’lı yıllardan itibaren ise konser repertuvarlarına alınmış. Günümüzde Deryck Cooke’unki başta olmak üzere eserin birkaç değişik düzenlemesine rastlamak mümkün.

Rudolf Barshai’in Brüksel’de yönettiği eserin en önemli özelliği, Senfoninin düzenlemesini orkestra şefi olarak kendisinin yapmış olmasıydı. Mahler’e yönelik tutkusunu ve engin bilgisini düzenlemesine yansıtan Barshai ile birkaç yıl önce Anvers’te görüşme imkânımız olmuştu. Görüşmemizde Barshai, Mahler’in klasik romantik besteciliğin en son noktası olarak algılanmasının kısıtlayıcı bir yaklaşım olacağını, birçok yirminci yüzyıl bestecisinin Mahler’den etkilenmiş olduğunu söylemişti.

Gerçekten de Gustav Mahler’in müzik tarihindeki konumu çok ilginç. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı arasında yaşamış olan besteci, müziği ile bu iki yüzyıl arasında bir köprü kurmuş adeta.

Gençlik yıllarında kendinden emin kişiliği, zorluklarla mücadele eden, dogru bildiği yolda korkusuzca ilerleyen ve zafere ulasan bir insan edasıyla kendisine, “Romantik kahraman” kimliğini uygun gören besteci, bu tavrını ilk dört senfonisine yansıtmıştır. Bu dönemde müziği, umut ve zafer ile biten çatışmalar, parlak harmoniler ve coşkulu ezgilerle süsüdür; dinsel bir coşku içinde, insan ile doğa uyum halinde evrensel mutluluğu amaçlar.

5. Senfoni’sinden itibaren, Mahler’in müziğindeki mücadele içselleşmeye baslar. Kahraman, sadece dış dünya ile değil, kendi iç dünyasında da çatışma halindedir. Tınılar koyulaşır, harmonik yapıda uyumsuzluklar artar. 5. Senfoni sanki iki kişiliklidir. Mutluluk ve trajedi, umut ve umutsuzluk yan yanadır. 6. Senfoni ise, Mahler’in yaşamının en mutlu döneminde bestelediği “Trajik” bir senfonidir. Kendi mutluluğunun ötesinde “insanlık durumunu” yansıtan senfoni için Mahler, son bölümde, “kaderin darbelerini” ifade etmek üzere sahnede dev bir balyoz bulundurur. Mutlu sesler yerlerini acı ve umutsuzluğa bırakmıştır. 7. Senfoni bu umutsuzluktan kurtulma çabasıdır sanki. 8. Senfoni, dinsel temalar üzerine kurulu, görkemli bir eserdir. Çok geniş bir orkestra ve dev bir koro gerektiren Senfoni, ayni zamanda romantik ideallerin sevginin üstünlüğü fikri ile mutlu sona ulaşması ve ruhun bu yolla arınması mesajını da içermektedir. Ne var ki, Mahler’in özel yaşamındaki trajik olaylar, besteciyi ölüm ile yüzleşmeye iter. 1907 yılında Mahler, kızının ölümü ve ardından da kendisinin ciddi bir kalp rahatsızlığı olduğu haberi ile sarsılır. Bu yıldan itibaren, bestecinin eserlerinde varoluşun sorgulanması ve ölüm temaları ağırlık kazanır. Das Lied von der Erde, ölümlü insanın dünyaya vedaı ile sona erer. 9. Senfoni’sinde Mahler’in müziği yavaşlar, tınılar karanlıklaşır, harmoniler belirsizleşir, melodiler parçalanıp toz olur ve sonunda kaybolur gider. İnsan, yazgısını kabullenmiştir. Umutsuzluk, yerini derin bir iç çekişe bırakır adeta.

Mahler, 1907 yılında Viyana’yı terk ederek New York’a taşındığında 10. Senfoni’sine başlamıştır. Sağlık sorunlarına, eşi Alma Mahler’le olan özel problemleri de eklenmiştir. Senfoninin son bölümlerinin el yazmalarında kendisini aldatan çok sevdiği eşine ve çektiği acılara atıfta bulunan ifadeler yer almaktadır. Uzun ve yavaş iki bolum ile başlayıp biten Senfoni, Mahler’in kabullenmişliğinin ötesinde bir dinginlik arayışını ifade ediyor olabilir.

Mahler, 10. Senfoni’sini bitiremeden yaşama veda eder. Geride bıraktığı tamamlanmamış eser, uzun sure Alma Mahler’in elinde kalır. Eseri tamamlama konusunda fikirleri sorulan Arnold Schoenberg, Dimitri Şostakoviç gibi besteciler, bu işe soyunmaya yanaşmazlar. 20. yüzyıl boyunca eseri tamamlamayı göze alan birkaç kişi bulunur: Cooke,
Carpenter ve Mazzetti.

Rudolf Barshai ise, Şostakoviç’in öğrencisi olarak Mahler’i, ünlü Rus bestecinin aracılığıyla tanımış. Yaptığımız görüşmede Barshai, “Şostakoviç’in Rusya için önemli özelliklerinden birisi Mahler’in müziğini savunmuş ve yeni nesillere iletmiş olmasıdır” demişti. Barshai kuşkusuz bu ortamda Mahler’in stili ve müziği ile çok yakından tanışmış, ve 10. Senfoni’yi tamamlama kararı almış.

Ne var ki, burada “tamamlama” derken dikkat etmemiz gereken önemli bir konu var: Mahler, yaşamı boyunca eserleri üzerinde çalışmaya devam etmiş, eski besteleri üzerinde eklemeler ve kısaltmalar yapmış. Hatta bu değişiklikler bölüm çıkartmak veya bölümlerin yerlerini değiştirmek kadar ileri de gitmiş. Bu açıdan bakıldığında, Mahler’in ömrü yetse 10. Senfoni’sinde de birçok değişiklik yapmasının olası olmuş olacağı unutulmamalı.

Mahler’in son eserinde göze çarpan en büyük özellik, ilk senfonilerine oranla kullandığı müzik dilinin ne denli modern olduğu, içerdiği yapılar ve harmoniler açısından ise ilk eserlerine göre kat etmiş olduğu yoldur.

Mahler, 20. yüzyılın başında, geçen yüzyıla nostalji ile bakan romantik bir besteci olmaktansa, önüne açılan çağdaş dünyanın sorunları ile yüzleşen modern bir sanatçı olmaya daha yakın görünüyor. Wagner’den ilham alarak geliştirdiği müzikal anlatım dili ile, 20. yüzyıl müziğinin temel taşlarından oldukları kabul edilen Arnold Schoenberg ve Alban Berg gibi müzisyenleri doğrudan, Şostakoviç gibi bestecileri de dolaylı olarak etkileyen Gustav Mahler, bir dönemin bitim noktasında yer alırken, aynı zamanda yeni bir dönemin eşiğinde yer alıyor.

Yaşamının sonunda bitiremeden geride bıraktığı eseri, bir ünlem işareti veya bir nokta değil, devam edecek olan bir müzik serüveninin habercisi olan bir “üç nokta” sanki. Yeni bir yüzyıla, yeni müziklere…

 


 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018