Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1730




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 30 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 409

Madde 64 kimi korudu? - 05.10.2007





MADDE 64:

Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur.

Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi,

desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için

gereken tedbirleri alır.   






İki haftadan bu yana Mavi Nota’nın ana sayfasında, Anayasamızın 64. maddesi ile ilgili çağrımızı görmektesiniz sevgili okurlar. Bu çağrıyı yapmaktaki amacımız, yeni anayasa taslağında tümden çıkarılan, 1982 anayasasında sadece bir tek madde ile sahip çıkılmış sanat ve sanatçı haklarının yeniden değerlendirilmesine fırsat tanımak içindir.

Hal böyleyken bir de madalyonun öbür yüzü vardır tabii.

Bir sanatçı olarak, bugüne dek Anayasa’nın 64. Maddesi’nden hiç yararlanmadım desem abartmış olmam. Haksızlıkta etmemiş olurum.

Zira Anayasa’nın 64. maddesinden daima, sanatı ve sanatçıyı desteklemeyen, aksine sanatı ve sanatçılığı Makyavelist bir duruşla kendisine yontan vandallar yararlandı.

Ne yazık ki bu madde daima vandalları güçlendirdi.

Bu madde Müfit Semih Baylan’ı ve onun ürettiği tüm rafine sanat ürünlerini aforoz etme yetkisi kazandırdığı için bugüne dek, daima Müfit Semih Baylan’ın ve onun ürettiği rafine sanat ürünlerinin aleyhine işledi. Müfit Semih Baylan ne kadar sanatçıysa ve onun ürettiği rafine sanat ürünleri ne kadar sanatsa bu madde, sanat ve sanatçıya o kadar zararlı sonuçlar yaratmıştır.

Sevgili okurlar, bu madde sanatı ve sanatçıyı asla korumadı. Bu madde, cebinde sanatçı ya da akademisyen kimliği taşıyan devlet memurlarının, ister çalışsınlar, ister çalışmasınlar, ister yan gelip yatsınlar, onların maaş güvencesine sahip olmasını sağladı ve onların çoğunun çalışmadan maaş alan ya da almaya özenen ruhsuz birer fani olmasına yaradı.

Ülkemizin siyasi yaşamının son beş yılına baktığımızda, tiyatro ve konser salonlarına karşı inanılmaz bir kıyım harekâtının yürütüldüğünü görüyoruz. Bunların içinde en çok gündeme geleni İstanbul Taksim’deki kısaca AKM diye bilinen Atatürk Kültür Merkezi’dir. 1970’li yılların başında geçirdiği o büyük yangından sonra restore edilip kültür hayatımıza sunulan bu salon eski Kültür Bakanı Attila Koç tarafından (şimdiki Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’da AKM’nin yıktırılması işine temkinli yaklaşıyormuş, hayır yıkamazsınız deyip kestirip atmıyor da, temkinli yaklaşıyor) yıktırılıp yerine güya başka daha gelişmiş bir kültür merkezi yaptırılması hikâyesi gündeme geldiğinde, 64. madde ile korunan sanatçı ve akademisyenler hangi tepkiyi gösterdi?

Cumhuriyet Gazetesi’nin haberi ile bilgilendirildiğimiz İlköğretimdeki müzik eğitiminin dinselleştirilmesi çabasına birkaç lokal tepki dışında yine hangi sanatçı ve müzik akademisyeni hangi tepkiyi gösterdi?  Müzik eğitimcilerinin örgütlendiği dernekleri MÜZED sadece bir bildiriyle geçiştirmedi mi bu durumu?

Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say, “varoşlara klasik müziği götürebilmiş olsaydık 22 Temmuz seçim sonuçları böyle olmazdı” derken kendisine bu sözünden dolayı inanılmaz tepki gösteren bir kısım eleştirmene, sağcı takımı gazetecilere, yine hangi sanatçılar ve akademisyenler çağdaş müzik eğitimi adına tepki gösterdi söyler misiniz?

TRT Türk Halk ve Türk Sanat Müziği gençlik ve çocuk koroları hangi bilimsel gerçekliğin ışığı altında kuruluyor ya da kuruldu? Buna destek veren hatta bizzat bu işin içinde olan akademisyenler, böyle bir cinayetin gerçekleşmesine neden göz yumuyorlar? Neden görmezden geliyorlar? Burada göz önünde bulundurdukları kriter, müzik sanatının yüksek değerleri mi yoksa kendi kişisel yüksek değerleri mi?

Burada müzik bilimi adına işlenen cinayetlerden söz etmeyeyim artık. Çünkü o zaman yazmamız gereken daha çok şey olacak. Ne yazık ki şimdilik o kadar vaktim yok. Şu kadarını söyleyeyim, rahmetli Onur Akdoğu, bağlama metodu yazmış ve şu anda profesörlük unvanı taşıyan bir akademisyenin bağlama metodundaki yanlışları ve çelişkileri ortaya koyan ve Ahmet Say’ın Müzik Ansiklopedisi Yayınları tarafından yayımlanan ve herkesçe bilinen o müthiş kitabıyla müzik eğitimine çok büyük hizmet etmişti.

Ancak birçok akademisyen bu kitapta sözü edilen bilimsel gerçekleri ne yazık ki es geçmiş Onur Akdoğu’nun bu anlamdaki kutsal çabasına gözlerini yummuştu.

Toparlayacak olursak, bütün bunlar nasıl olabiliyor? Bilimselliği ve bilimsel gerçekleri görmek istemeyip gözlerini kapatan,  bilime saygısı olmayan ve diğer bir bağlamda onuruna leke getirmemek için birçok bedel ödemiş olan Müfit Semih Baylan gibi bir insanın karşısında nasıl bu kadar gözü kara olabiliyorlar? Bu gücü nereden alıyorlar?

Tabii ki devletten ve Anayasada yer alan 64. maddeden. Onlar bu gücü devletten ve devletin başına gelmiş olan tüm iktidarlardan nemalanarak kazandılar.

Bugüne dek devletin başına gelen tüm iktidarlar, 64. Madde’yle, ne yazık ki her zaman itaatsiz ve muhalif olan sanatı ve sanatçıyı korumak yerine, her zaman tavizkâr ve bilimsellik ve sanat düşmanı olan vandalları korumayı siyasi çıkarlarına uygun buldular. Siyasi iktidarların tümü, sanatı korumak adına, ruhsuzları maaşa bağlamaktan, cingözleri doyurmaktan, kartvizit, rütbe ya da etiket sahibi beslemeler yaratmaktan başka bir şey yapmadılar. Korunan ve doyurulan beslemeler de, Müfit Semih Baylan’ı aforoz ederek, bilimselliği falan bir yana bırakıp onun emeğini ve ürettiklerini halktan ve kayıtlardan gizleyerek, çağdaş müzik adına haykırdığı hakikatleri sessizliğin şalıyla örterek, kendilerini besleyen bu kepazeliğin sürebildiği kadar sürmesine çalıştılar ve hala çalışıyorlar.

Yeni Anayasa’da 64. Madde olmalı mıdır?

Tabii ki olmalıdır.

Ancak 64. Madde olduğu takdirde yeni vandalların oluşabileceği korkusuyla ve yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı 64. Madde’nin yeni Anayasa’da yer alması ya da yer almaması konusu benim çok da umurumda değil artık.

Sonuç olarak vandallar tarafından yapılan sanatın bırakın dinleyiciye, seyirciye, Cumhuriyet'e, Filistinli çocuklara filan yararlı olmasını "kendilerine" bile bir hayrı olmamıştır. Bunca yıl yaptıkları sanatın, ne denli zekâdan ve ahlaktan uzak bir samimiyetsizlik olduğu, bizzat kendi zekâlarına, kültürlerine ve karakterlerine herhangi bir yarar sağlamamış olmasıyla sabittir. Vandalların devlet desteğiyle yaptığı sanatın kendi bütçelerinden başka hiçbir şeye yararı yoktur. Lanse ettikleri o uluslararası festivallerde, Eurovision seçmelerinde seslendirilen ve adına beste ya da eser denen garabetin de aslında Türkiye'nin imajından başka hiçbir şeyi sarstığı yok.

O nedenle, devletin vandallar tarafından yapılan sanatı halkın vergileriyle desteklemesi gerektiği ve bunun bir uygarlık göstergesi olacağı ne zaman iddia edilse, uygarlığın, ormanda bir çapulcu sürüsüne rastlayan bakire bir genç kız misali, ağır bir tecavüze uğradığını hissediyorum.

Allah aşkına devlet siz vandalları neden destekleyecek?

Siz Hüseyni ya da ne bileyim Uşşak makamındaki nota dizisini, bugüne kadar binlerce kez yazılmış formuna hiçbir yenilik getirmeden, yeniden ve yeniden ve yeniden aynısını yazarak ya da tekrar ederek adına yeni Türk Musikisi eseri deyip bunu örneğin uluslararası festivallerde yeni ama matah bir şeymiş gibi sunarak, seslendirerek kendisine Profesör besteci bilmem kim diyenleri destekleyesiniz ve bu ülkeyi uluslararası arenada küçük düşüresiniz, diye mi?

Devletin halktan aldığı vergilerle bu vandalları destekleyenleri desteklemesi, halkın içme suyuna kanalizasyon akıtması kadar vahim bir yanlıştır! Bence bu vandallar tarafından yapılan sanatın desteklenmesi, sanatın desteklenmesi anlamına gelmiyor; tam tersine, halkın sömürülmesi ve zehirlenmesi anlamına geliyor.

Halka ihanet anlamına geliyor.

Pazartesi günü görüşene değin esen kalın.




Müfit Semih Baylan
Editör
  


Editörün Notu: “Madde 64 kimi korudu” başlıklı bu yazıda Coşkun Büktel’in Madde 64  ve "Çığ" Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?  yazılarından alıntılar yapılmıştır. Coşkun Büktel’in bu konudaki düşüncesinin altına imzamızı atıyoruz.

.
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019